Aug 23

İnsanoğlunun artan ihtiyaçları onu üretmeye ve yeni buluşlar yapmaya mecbur bırakmıştır. Hızla gelişen teknoloji bizlerin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışsa da gerekli ham madde eksikliği ve maddi sorunların yaşanması insanoğlunu bir hayli zora sokmuştur. Gelişmiş ülkeler bu gerekleri daha kolay temin ettiklerinden diğer ülkelere büyük bir üstünlük sağlamıştır. Bunu teknolojik gelişmeleri kimin yaptığına bakarakta anlayabiliriz.
Gelelim bizim haberimize. İnsanoğlunun teknoloji edinmede zorluk yaşadığını belirtmiştim. Bunu basit yollarla aşmanın yolunu arayan genç öğrencilerin hikayesiyle karşılaştım. The Massachusetts Institute of Technology (kısaca M.I.T.) de gerçekleşen The International Development Design Summit ( Uluslararası Dizayn Gelişim Zirvesi) yaklaşık 4 hafta sürmüş bu süre içerisinde 20 ülkeden aralarında öğrenci ve öğretim görevlisi bulunan 60 kişi gelişen dünyaya basit teknolojiler edindirmek için çalışmıştır. Ayrıca bu kişilerin 26sı Nobel Ödülü kazanmıştır. Kuruculuğunu Mac Arthur’un yardımcılığını ve düşüncenin sahibi olan MITde mekanik mühendisliği öğretmenliği yapan Amy Smith’in 2006da başladıkları IDDS serüveni olağanüstü düşüncelerle düşük maliyetli araçlar bularak gelişen dünyaya yardımcı olmaktadır.
Bu projede çalışanlar 10 takıma ayrılarak zor problemlerin üstesinden gelmek için çalışan yeni araçlar keşfetmeye başlamışlardır. İşin ilginç tarafı bu kişiler daha önce hiç tanışmadıkları gibi bazıları ise hiç İngilizce konuşamamaktadır. Takımların yaptığı çalışmalar ise bir hayli ilginç. İşte bunların birkaçı;
Yazının Devamı…
Etiketler:
amy smith,
öğrenci,
Bilim,
elektrik,
enerji,
hindistan,
institute of technology,
mac arthur,
Massachusetts Institute of Technology,
mekanik,
problem,
teknoloji,
yakıt
Aug 22
Bilimin yaşantımızla ne kadar içiçe olduğunu ispatlayan bir haber. Korku hepimizde varolan bir duygu. Peki canlılar bu duyguyu nasıl algılarlar? Çoğu zaman görme veya işitme duyusu bize bu konuda yardımcı olur fakat bilim adamlarının yaptığı araştırma 35 yıllık eski bir problemin yanıtını gün ışığına çıkararak koklama duyusununda tehlikeyi algılamada işlevi olduğunu ispatladı.
Bilim adamları memeli canlıların burunlarındaki tehlikenin kokusunu algılayan bölgeyi tespit ettiler. Grueneberg gangliyonu(birçok sinir hücresi içeren yapı) isimli gizemli hücre topağı hassas ve özelleşmiş bir uyarıcı olarak canlı tehlike anındayken gerekli sinyalleri beyne iletir ve böylece canlı tehlikenin farkına varmış olur. Grueneberg gangliyonları ilk olarak 1973de farelerde farkına varılmıştır fakat yıllarca unutulan bu hücreler koklama duyusu üzerine araştırma yapan bilimadamlarınca tesadüfen 2005te tekrar bulunmuştur. Bu gangliyonun fonksiyonu belirsiz kalmış fakat İsviçre’de bulunan University of Lausanne’dan Biolog Marie-Christine Broillet elektron mikroskopi feromenle alakalı proteinler ortaya çıkarınca korkuyu koklamak hakkında kuşkulanmıştır. Daha sonra o ve meslektaşları farelerden oluşan 3 çeşit deney grubu oluşturmuşlardır: bunların ilki ameliyatla gangliyonları alınmış olan fareler, ikincisi ameliyatlı fakat tüm gangliyonları eksiksiz olanlar ve son olarakta hiç neşter görmemiş olan fareler. Yapılan araştırmada deney grupları kafes içine konarak kafesin içerisine gerekli feromenler salınmıştır. Bu feromenlerin farelerin donakalmasına veya kaçışmasına neden olucağını açıklayan Broillet sonuç olarak sadece gangliyonları eksiksiz olanların bu davranışı gösterdiğini bulmuştur.
Yazının Devamı…
Etiketler:
algılama,
araştırma,
bağlantı,
Bilim,
deney,
fareler,
koklama,
marie christine,
problem,
tehlike,
university of lausanne
Nis 21
Nükleer enerji günümüz elektrik ihtiyacının yaklaşık %17’sini karşılamaktadır. Bazı ülkeler enerjilerinin büyük bir kısmını nükleer santrallerden üretmektedir. ÖrneÄŸin Fransa Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı verilerine göre elektrik enerjisinin %75′ini nükleer enerjiden saÄŸlamaktadır. Amerika ise enerjisinin %15′ini buradan karşılamakta fakat bazı bölgelerinde santraller daha yoÄŸun biçimde enerji üretimi yapmaktadır. Dünya çapında 400′den fazla nükleer santral bulunmakta ve bunların 100′den fazlası sadece Amerika’da yer almaktadır.
Nükleer Santraller Nasıl Çalışır?
Bir nükleer santral kurmak için zenginleÅŸtirilmiÅŸ uranyuma ihtiyaç vardır. Bu uranyum türleri U-235 baÅŸta olmak üzere, U-233, U-238 ve Plütonyum; P-239 ve P-241′dir. Uranyumun fizyon tepkimesine girerek bölünmesi sonucunda açığa çok yüksek miktarda enerji çıkar. Bu bölünme için, nötronlar yüksek bir hızla uranyum elementinin çekirdeÄŸine çarpar. Bu çarpışma çekirdeÄŸin kararsız hale geçmesine ve sonrasında büyük bir enrji açığa çıkartan fisyon tepkimesine neden olur. GerçekleÅŸen tetikleyici ilk fisyon tepkimesi sonucunda ortama nötronlar yayılır. Bu nötronlar diÄŸer uranyum çekirdeklerine çarparak fisyonu elementin her atom çekirdeÄŸinde gerçekleÅŸtirene kadar devam eder. Ortaya çıkan enerji kontrol edilmediÄŸi taktirde ölümcül boyutlardadır. Kontrol etmek için reaktörlerde fazla nötronları tutan ve tepkimeye girmesini engelleyen üniteler vardır. Bu sayede kontrollü bir fisyon tepkimesi zinciri saÄŸlanır.
Yazının Devamı…
Etiketler:
avantaj,
Bilim,
dezavantaj,
nasıl,
Nasıl Çalışır?,
nükleer,
problem,
santral,
sorun,
tehlike,
yarar,
zarar
Son Yorumlar