Albert Einstein, neredeyse dünyadaki herkesin dahi, bilim insanı ve fizik gibi kelimeleri kullandığında ilk aklına gelen insan olma özelliğine sahip bilime çok büyük yön vermiş bir bilim insanıdır. Yaptığı araştırmalar ve neredeyse fiziğin yeniden yazılmasına neden olmasıyla ön plana çıksa da asıl Nobel Ödülü almasıyla dünyanın gündemine giren Albert Einstein bir daha o gündemden hiç düşmedi. Ölümünden yıllarca sonra olan bugünde bile milyonlarca insan tarafından anılan Albert Einstein’ın ünü pek kolay azalacak gibi değil. Günümüzde birçok makinenin çalışma prensibi Albert Einstein tarafından ortaya konmuştur. Bu kadar bilime ve dünyaya mal olmuş bir insan olarak Albert Einstein popüler gündemin de ilgisini çekmeyi başarmıştır. Hem yaşadığı dönemde hem de öldükten sonra, hayatı ve bilim dışı yaptıklarıyla da birçok insanın ilgisini çekmiştir. Günümüzde bile hala popüler kültür ürünlerinin üzerinde Albert Einstein’ın fotoğrafları, formulleri ve denklemleri gibi birçok farklı şeyin olması onun ne kadar farklı dünyalardaki kişilere hitap edebildiğini ortaya koymaktadır. Normal bilim insanları bilim dünyasında anılmasına zıt olarak genelde popüler kültürün pek ilgisini çekmezler. Fakat Albert Einstein popüler kültür üzerinde çok büyük etkiye sahiptir. Peki, bu derece her yerde fotoğrafları, formülleri olan günümüz makinelerinin çoğunun temel prensibini ortaya koyan biri olan Albert Einstein’ı ne kadar iyi tanıyoruz? Kendisinin hakkında bildiklerimizin ne kadarı doğru ne kadarı yanlış? İşte karşınızda dünyanın en ünlü bilim insanlarından biri olan Albert Einstein hakkında bilmediğimiz 9 şey!

1. Albert Einstein’ın Gençken Matematiği Kötü Değildi

Matematiği kötü olan öğrenciler genelde “Einstein’ın da matematiği kötüymüş küçükken.” diyerek kendilerini avuturlar. Hatta bu baya tembelliğin de bahanesi haline gelmiş bir önerme olmuştur günden güne. Fakat bu bilgi aslında doğru değildir. Einstein küçükken de okul hayatı boyunca istisnai bir öğrenci olmuştur. Münih’teki okul yıllarında hep çok yüksek notlar alan Einstein anlatılanları olduğu gibi kabul etmeyip sürekli sorguladığından öğretmenleriyle sürekli tartışmalar yaşamıştır. Gelecekte Nobel ödülü alacak olan küçük Einstein okulun hem en yüksek notlarını alanlardan biri hem de öğretilenleri en çok sorgulayanıydı. Fakat 15 yaşındayken okuldan ayrılmak zorunda kalan Einstein zorunlu askerlik hizmetinden kaçmak için Almanya’dan ayrıldı. Ancak 15 yaşında olmasına rağmen sınıfının çok üstünde bir başarıya sahipti. Daha o yaşta karmaşık matematiksel ve bilimsel problemleri çözmeye çalışan Einstein bu konuda da tahmin edildiği üzere başarılı da oluyordu. Yıllar sonra Einstein’ın ilkokul matematiğinde çok başarısız olduğu iddia edilen bir makaleye cevap olarak Einstein haberi direk reddetti ve 15 yaşından önce diferansiyel ve integral problemleri çözdüğünü söyledi. Fakat günümüzde olduğu gibi popüler kültür onun bu cevabını görmezden gelerek ilkokulda matematiğinin kötü olduğunu duyurmaya devam etti. Bu baskın haber günümüze kadar ulaşmasına rağmen gerçekle kesinlikle uyuşmamaktadır.

2. Albert Einstein’ın İlk Kızına Ne Olduğunu Kimse Bilmemektedir

1896’da, Einstein Alman vatandaşlığından feragat etti ve Zürih’te İsviçre Federal Politeknik Okulu’na kaydoldu. Orada, aslen Sırbistan’dan gelen bir fizikçi olan Mileva Mariç ile tutkulu bir aşk ilişkisi başladı. Çift daha sonra evlendi ve mezun olduktan sonra iki oğulları oldu. Ama bu iki çocuktan bir yıl önce Albert Einstein’ın, Mariç Lieserl adında gayri meşru bir kızı olduğu ortaya çıktı. Einstein çocuktan ailesine hiç bahsetmedi ve biyografyanlar 1980’lerin sonlarında özel makalelerini inceledikten sonra bile çocuğun varlığını fark edemediler. Bu gizemli kızla ilgili çok az bilgiye sahip olunması nedeniyle kesin hükümlerle kendisine ne olduğu hala bir muammadır. Fakat bazı akademisyenler yaptıkları çıkarımlar sonucunda iki farklı çıkarım yapmışlardır: Bunlardan ilki Lieserl’in 1903’te savaşta arada kalıp öldüğü yönündedir. Diğer bir görüş ise hastalıktan kurtulduktan sonra Mariç’İn Sırbistan’a yerleştiği yönündedir. Fakat ne yazık ki ikisini de tam olarak ortaya koyabileceğimiz bir belge bulunmamaktadır.

3. Albert Einstein Akademide İş Bulabilmek İçin 9 Yıl Uğraştı!

Einstein, Zürih Politeknik’teki yıllarında çok başarılı bir öğrencilik zamanı geçirip herkesin gözüne girse de asi kişiliği ve sınıfları hızlıca atlama tutkusu dolayısıyla 1900 yılında mezun olduktan sonra hocalarının daha az başarılı olmalarına rağmen kişilikleri dolayısıyla başkalarını tercih ettiğine şahit oldu. Genç fizikçi Albert Einstein daha sonra 2 yıllık bir dönem akademide pozisyon aramaya başladı. Ardından Bern şehrindeki İsviçre Patent Ofisi’nde bir memurluk pozisyonu bulan Albert Einstein her ne kadar basit bir iş olsa da birkaç saat içerisinde tüm işlerini bitirip günün geri kalanını serbest fizik araştırmaları için kullanabilmek amacıyla kullanma fikrine alıştı. Bu yıllar bilimsellik açısından Albert Einstein’ın en yüksek verim elde ettiği seneler olabilir hatta. Bu tarihler içerisindeki 1905 yılı ünlü E = mc2’yi ve özel görelilik kuramını ortaya çıkaran dört devrimci makaleyi yayınlaması dolayısıyla özel bir yıl olarak anılmaktadır. Bu makaleler bilimsel literatürde büyük bir devrim etkisi yapmasıyla birlikte dünya fizik dünyasında ün kazanmasını da sağladı.

4. Albert Einstein Nobel Ödülü Parasından Büyük Bir Kısımı Eski Karısına Verdi

1967’lerin başlarında Mileva Mariç ile evlendikten sonra Einstein ailesini terk etti, Berlin’e taşındı ve kuzeni Elsa ile yeni bir ilişki kurdu. O ve Mariç, nihayet 1919 yılında ayrı yaşamalarından birkaç yıl sonra boşandılar. Ayrılık anlaşmasının bir parçası olarak, Einstein ona yıllık belli bir ücret ve Nobel Ödülünden büyük bir pay vereceğine dair söz verdi. Nobel Ödülü’Nü alacağından o kadar emindi ki daha adı ödül için anılmıyorken bu sözü verebildi. Nitekim 1922 yılında Albert Einstein fotoelektrik konusundaki çalışmaları dolayısıyla Nobel Ödülü’nü kazanarak küçük bir servet edindi. Bu servetten büyük bir kısmını eski karısına veren Albert Einstein geri kalanını da daha sonraki karısı olan Elsa’ya bırakmıştır.

5. Güneş Tutulması Einstein’ı Ünlü Yaptı

Einstein denilince hepimizin aklına gelen görelilik teorisini 1915 yılında yayımladı. Bu teoriye göre yerküre çekiminden ötürü uzay ve zamanda değişiklik olduğunu ileri süren Einstein o dönemde fizik yasalarına bu kadar ters bir teori ortaya attığı için çok destekçi bulamadı. Bu teori 1919 yılının Mayıs ayındaki güneş tutulmasına kadar hiç ilgi çekmedi. Bu güneş tutulmasında İngiliz astronom Arthur Eddington, Batı Afrika sahillerine yolculuk yaptı ve tutulmayı fotoğrafladı. Bunu yapmasının nedeni güneş tutulması esnasında görelilik teorisinin test edilebileceği bir ortam oluşmasıydı. Çektiği bu fotoğrafları daha sonra analizleyen Eddington ışığın 1.7 yay-saniye kadar saptığını ortaya koydu. Bu çalışma aslında Einstein’ın görelilik teorisinde ortaya attığı önermeyi destekliyordu. Eddington çalışmasını yayınladıktan bir gece sonra Einstein ünlenmeye başladı. Gazeteler onu Sör Isaac Newton’un varisi olarak selamladı ve dünyayı kozmos hakkındaki teorileri üzerine ders vermek amacıyla dolaştı. Einstein biyografini yazarn Walter Isaacson’a göre, 1919 tutulmasından sonraki altı yılda, görelilik kuramı hakkında 600’den fazla kitap ve makale yazılmıştır. Yani 1919 yılındaki güneş tutulması sayesinde Einstein’ı tanıyoruz diyebiliriz.

6. FBI Yıllarca Onu Takip Etti

Almanya’da Hitler 1933’te iktidara gelmeden kısa bir süre önce, Einstein Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmek için Berlin’den ayrıldı ve New Jersey’de Princeton’daki İleri Araştırma Enstitüsü’nde görev aldı. Pasifist, medeni haklar savunucusu ve solcu olması Amerikan istihbarat örgütü olan FBI’ın dönem başkanı olan J. Edgar Hoover’in Einstein’a şüpheyle bakmasına neden oldu ve Amerikan kıyılarına geldikten sonra, FBI Einstein için 22 yıl sürecek olan bir izleme başlattı. Ajanlar dünyaca ünlü fizikçinin telefon görüşmelerini dinlediler, postalarını açtılar ve bir hain ya da bir Sovyet casusu olarak onu maskara etme umuduyla çöplerini dahi toplayıp incelediler. Hatta bir ölüm ışını oluşturduğuna dair ipuçlarını bile araştırdılar. Einstein 1955’te öldüğünde hakkındaki FBI dosyası 1,800 sayfayı bulmuştu.

7. Einstein atom bombasınını bulduktan sonra nükleer silahsızlanmanın savunucusu oldu

1930’ların sonlarında, Einstein kendisinin yeni araştırmaların Alman bilim adamlarını atom bombasını oluşturma fikrine ittiği dedikodularını öğrendi. Nazilerin elinde bir kıyamet silahı olabileceğini düşündüğünden yeni fikirleri için Almanya dışından Macar fizikçi Leo Szilard’la işbirliği yapmaya başladı ve dönemin Başkan yardımcısı Franklin D. Roosevelt’e atomik araştırmaların önemini anlatan ve bu konuda yatırımlar yapmasını öneren bir mektup yazdı. Einstein, doğrudan Japonya’ya atılan atom bombalarının tasarlanması projesi olan Manhattan Projesine katılmamış olmasına rağmen, daha sonra Hiroşima ve Nagazaki bombalamalarında ufak da olsa rolünün olduğunu fark edip her platformda derin üzüntülerini dile getirdi. Dönemin ünlü gazetesi Newsweek’e verdiği röportajda “Almanların bir atom bombası üretmekte başarılı olamayacağını bilseydim, Almanya dışına çıkmak için asla parmağı kıpırdatmazdım” dedi. 1955 yılındaki ölümünden kısa bir süre önce de Einstein, nükleer silahsızlanma, silah testi ve birleşmiş dünya hükümeti denetimlerinin en önde gelen savunucularından biri oldu.

8. İsrail Başkanı Olması İstendi

Çok bağlı olmasa da Einstein’ın Yahudi mirasından gelen derin bir bağı olduğu o dönem de biliniyordu. Asla sağlam bir siyonist olmamasına karşın anti-seminist konuşmaları onu İsrain’in ilk başkanı olan Chaim Weizmann 1952’de öldüğünde ülkenin ikinci başkanı olmak için akıllara gelen ilk aday haline getirdi. İsrail hükümeti adına Amerika’daki İsrail büyükelçisi Einstein’a talebi iletti. Einstein ise cevap olarak yazdığı mektubunda 73 yaşındaki bilim insanı olarak tüm hayatını nesnel meselelere harcadığını bu yüzden hem doğal yetenekler konusunda hem de insanları yönetme vasfı konusunda zayıf olduğunu belirtti. Özellikle resmi işler yönünden deneyimden yoksun olması sebebiyle bu görevi kabul etmeyeceğini bildirdi.

9. Einstein’ın Beyni Ölümünden Sonra Çalındı

Einstein, Nisan 1955’te abdominal aort anevrizmasından öldü. Vücudunun yakılmasını istedi, ama tuhaf bir olayda, Princeton patolojisti Thomas Harvey otopsi sırasında ünlü bilim insanının beynini çıkardı ve dehasının sırlarını çözme umuduyla sakladı. Einstein’ın oğlunun isteksiz onayını kazandıktan sonra, Harvey beyni parçalara ayrıldı ve araştırma için çeşitli bilim insanlarına gönderdi. 1980’lerden bu yana bir avuç çalışma yürütülmüştür, ancak çoğu ya reddedilmiş ya da gözden düşürülmüştür. Belki de en ünlüsü, Kanadalı bir üniversiteden bir ekibin, Einstein’ın matematiksel ve mekânsal yetenekle ilişkili bir kısmı olan parietal lobda alışılmadık kıvrımlara sahip olduğunu iddia eden tartışmalı bir makale yayınladığı 1999 yılında gelmiştir. Ama bu çalışma da dahil olmak üzere bilim camiası beyinden beklediği nitelikte olay yaşatan bir bulgu çıkarmayı başaramamıştır.

Kaynakça:
https://www.history.com/news/9-things-you-may-not-know-about-albert-einstein

Yazar: Efe Cuma Yavuzsoy

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here