Ölüm kavramı yüzyıllardan beri, insanı düşünmeye yöneltmiş, tarihler boyunca tüm kültürlerde insanlar arasında bir esrar, saygıyla karışık korku yaratmıştır. Kimileri için ölüm bir kayıp değil, sonraki yaşama bir başlangıç ve sevdikleriyle tekrar buluşma fırsatıdır. Kimileri için ise mutlak yokluştur. İnsan olarak hepimiz, ölümün; hayatın kaçınılmaz parçası olduğunu kabul etmekteyiz. Bilinmeyen durum ise; kendi ölümümüzün ne zaman ve nasıl olacağıdır. Bu sebeple birçok kişi kendi ölümü değil, başkalarına dair olanı düşünür. Çünkü insan, hastalıksızken sonsuza dek yaşayacakmış gibi geleceği planlayarak yaşamına yön verir.

AMERİKAN TIP BİRLİĞİNE GÖRE ÖLÜM;

Dolaşım ve solunum işlevlerinin dönüşümsüz durması, kalp ve beyin işlevlerinin geri dönüşümsüz olarak son bulmasıdır. Bireyde ölümün gerçekleştiğinin göstergeleri ise bilincin tam ve sürekli kaybı, dıştan gelen tüm uyaranların algılanmasında ve yanıtlanmasında kayıp, reflekslerin kaybı, solunumun geri dönüşsüz biçimde durması olarak kabul edilmektedir.

ÖLÜMÜ YAKLAŞMIŞ OLAN İNSANIN VÜCUDUNDA NELER GÖRÜLÜR?

• Ölmek üzere olan kişi genellikle burnundan değil ağızından nefes alıp verir ve bu nedenle ağzı çok kurur. Eğer kişi yutabiliyorsa, kaşıkla yudum yudum su verilebilir. Kültürümüzde ölmek üzere olan kişiye zemzem içirilmesi bu bağlamda faydalı bir uygulamadır. Eğer yutmakta güçlük çekiyorsa, pamuklu bir bez ıslatılarak emmesi de rahatlamasını sağlayacaktır.

• Refleks kaybına bağlı olarak dil geriye doğru çekilebilir, dilin nefes alıp vermeyi engellememesi için kişinin başı biraz yukarıda ve yan olarak yatırılabilir.

• Kişinin bu dönemde gözleri de etkilenir, göz kapaklarının uzun süre açık kalması nedeniyle gözlerde kuruluk oluşabilir. Bunu önlemek için sık sık serum suyu ya da doktor tarafından önerilen göz kuruluğunu önleyici damla veya göz merhemleri sürülmelidir.

• Son dönemlerini geçiren kişilerde kan akımı yavaşladığı için kişinin cildi, özellikle el ve ayakları soğuktur. Hastanın üzerinin ince bir örtü ile örtülmesi rahatlatıcı olabilir. Bu dönem uzun sürerse yatak yarası açılma riski yüksektir, bu nedenle kişinin üzerine yattığı yerlerdeki deri ara ara incelenmeli, nemlendirilmeli ve yatış pozisyonu zaman zaman değiştirilerek, kişi diğer tarafı üzerine yatacak şekilde çevrilmelidir.

• Ölümü yaklaşan bir kişi huzursuz olabilir ve yatağında sürekli olarak dönebilir. Kişinin düşmesini önlemek oldukça önemlidir, bu açıdan kişinin başında sürekli birinin olması faydalı olabilir. Odanın ışıklandırılması ne çok fazla ne de çok az olmalı, sessiz bir ortam sağlanmalı ve kişinin yanında normal ses tonuyla konuşulmalıdır. Hastanın duyması istenmeyen konular dışarıda konuşulmalı, kişinin yanında ağlanmamalıdır. Unutulmamalıdır ki işitme duyusu insanın en son kaybettiği duyudur, yani son ana kadar hasta bilinçsiz gibi görünse de sizi duyacaktır. Bu nedenle hastanın yanında bir yakınının olması, onu sakinleştirecek şekilde konuşması, güzel şeyler söylemesi hastayı rahatlatacaktır. Kültürümüzde hasta başında Kur’an okunması da bu açıdan faydalı uygulamalardandır.

PEKİ ÖLÜM GERÇEKLEŞTİKTEN SONRA İLK ANLARDA İNSAN VÜCUDUNDA NELER OLUYOR?

Livor Mortis (livor; maviye yakın renk, mortis; ölüm demektir) yani; kişinin öldükten sonra vücudunun morarması olayıdır. Ve özellikle ilk 12 saatte meydan gelinir. Sağlık çalışanları vücuttaki bu renk değişim duruna göre kişinin yaklaşık ölüm saatini belirler.

Rigor mortis (rigor; sertlik-katılık, mortis; ölüm demektir) yani; kişinin öldükten sonra vücudunun sertleşmesi-katılaşması olayıdır. Vücut kaslarındaki biyokimyasal değişimlerden dolayı ölümü takip eden 48 saatte gerçekleşir.

Ölüm sırasında dışkı yada idrar yapılması görülebilir. Bu durumun sebebi; Vücuttaki enerji kaynağı olan ATP’nin ölümle birlikte, kalan tüm depoları kullanması sonucu dışkının bırakılma ve tutulma eylemini gerçekleştiren sfinker kasının boşalmasıdır.

Kalbin atmayı bırakmasıyla, vücutta (özellikle açık tenli bireylerde) soluk bir renk meydana gelir. Bunun nedeni; kalp vücuda artık kan pompalamayı bırakmıştır. Bununla birlikte gözler göz çukurlarına doğru kayar, kulak ve şakak bölgelerinde uçuk renkler meydana gelir. Öyleki; kişinin yüzündeki bu değişim tıp literatüründe Hipokrat Yüzü olarak bilinmektedir.

Kaynakça:
Karadakovan A., Aslan F. Dahili Hastalıklarda Bakım. Akademisyen Tıp 2014

Yazar: Lale Aydin

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here