Renk Nedir? Nasıl Oluşur?

Sayfayı Yazdır

renk_tekerlegi.jpg

İnsanoğlu, kendini bildiği günden bugüne, renk hadisesine ne yazık ki bir kullanım aracı veya obje olarak bakmış, ne güzel kırmızı döpiyes veya sarı kazak deyip geçmiştir. İlerici görüş, hissediş sahipleri (empresyonistler) rengin farklılığını hissederek çalışmalar yapmışlardır. Hepsinin yola çıkış tarzı önce ışık sistemidir. Renk ve ışık, Spektrumun radyan bir enerjisi veya en düşük elektromanyetik alanı olarak kabul edilir. Beyaz ışık bütün dalga uzaklıklarının karışmasından meydana gelen Spektrumun görünüşü ile orantılıdır.

Renk göz ile yakalanan bir ışık tesiridir. Işığın eşya üzerine çarpmasıyla, yansıyan ışınlardan gözümüzde meydana gelen duyumların her birine “renk” denir. Renk anlamı; ışık, göz ve beyinle idrak edilir. Bu sebeple renk anlamı üç sistemde ele alınmalıdır.

a- Psikolojik sistemde renk: Beynimizde uyanan bir durumdur. Mavi duyum gibi.
b- Fizyolojik sistemde renk: Çeşitli ışık cinslerinin göz retinası üzerinde, sinirler vasıtasıyla meydana getirilen, fizyolojik olaydır. Işığın görünüş hadisesi fizyolojiktir. Renk ise bizdedir. Renk bir duygudur. Yaşayan varlıkların sinir sistemlerinde mevcuttur.
c- Fiziksel sistemde renk: (Işıkla spektrum ile) Ölçülerle ve rakamlarla geniş olarak belirtilen bir olaydır. Işığın hangi dalga uzunluğunu hangi oranda bulundurduğu esastır. Fizik bakımından renk türü titreşimde ışık dalgalarından ibarettir. Bu ışık – renk dalgaları değişik uzunluktadırlar. Kırmızının en kısa, morun en uzun olduğu gibi.

Rengin Tarihçesi
İnsanı insan kılan her değer dümdüz bir cam levha gibidir. Öyle ki her birinin içinden insanı insan kılan o ışık geçer. Rengarenk levhalar parlak güneşin altında parıldar ve binbir çeşitte renk verirler. Yine de insanı insan kılan ışık tektir.

Renklerin psikolojik ve fizyolojik etkileri dalında renkler ve kişilik gelişimi dallarında araştırmalar yapan Living Colour (canlı renkler) organizasyonunu kuran (1984) Howard Sun, çalışmalarını Theophilus Helidor Gimbel’le yoğunlaştırdı. 1983 yılında renk terapisti unvanını aldı. İnsanların ruhsal ve insani psikolojileri konusunda tam bir deneyim kazandı. İnsanların kişisel, fiziksel ve ruhsal dünyaları konusunda uzun ve yorucu araştırmalar yaptı. Grup terapileri ile sistemin doğruluğunu insanlara aktardı. Renk analiz uzmanlığını eşi Dorothy Sun ile fevkalade geliştiren Howard Sun 1984 yılında eşi ile birlikte İngiltere’nin ilk resmi terapi merkezini açtı. Bu çalışma İngiltere’de büyük ilgi gördü. İnsanlar renkler ile kişilik ve iç dünyalarının keşfine başladılar.

Renk Bilimi Nasıl Doğdu?
İngiliz fizikçi Isaac Newton (1642 – 1727) 1670′de güneş ışığını elmas bir prizmadan geçirerek, renkleri ayırmayı başarmıştır. Bir odayı kararttıktan sonra güneş ışığının ince bir delikten odaya girmesini sağlamış, bu ışığın önüne bir prizma koyarak parçalanış halini, tıpkı gökkuşağında olduğu gibi yedi rengi yukarıdan aşağıya doğru bir perdeye aksettirmeyi sağlamıştır. Güneş ışığını meydana getiren yedi rengin (renk tayfının) görkemi, gizemi bugün üzerinde birçok incelemeler yapılan son derece olumlu sonuçlar alınan çalışmaları ve araştırmaları beraberinde getirmiş, Renk Bilimi’ni bir bilim dalı olarak ortaya koymuştur.

Newton’dan sonra, Chevreul, Helmhotz, Young gibi fizikçiler ve de kimyagerler bu proje üzerine yoğunlaşarak çalışmalarını hızlandırmışlardır. Newton beyaz perde üzerindeki renklerin bir sıra teşkil etmesine Spektrum Solaers (Güneş Tayfı) adını verdi. Spektrumun zaman zaman değişen, güneşin hararet derecesine göre renklenen renk tayfında aşağıdaki renkleri görürüz ve bütün renkler beyaz ışıktan doğar:
Kırmızı, Turuncu, Sarı, Yeşil, Mavi, Lacivert, Çivit Mavi, Menekşe Moru

Sarı, kırmızı ve mavi renklere; Esas Renkler veya Meydana Getirilemeyen Renkler adı verilir.
Yeşil, turuncu ve mor renkler ise esas renklerin ikişerli karışımından meydana gelirler.

Örneğin:
Sarı + kırmızı = turuncu
Sarı + mavi = yeşil
Mavi + kırmızı = mor

Böylelikle ortaya konan bu renk şeridine Spektre – Solaire denir. Göz alışımı ile idrak edilen, bütün yaşamı ve varlık dünyasına renk veren renk, renkler ve bu oluşumdan duyarlılığa; renk tesiri (sansation) denir.

Rengi görmeden duyarlılıkla da hissetmek mümkündür. Bir örnek olarak bahsedeceğim uygulamayı deneyebilirsiniz. Kendinize bir kırmızı ve bir de mavi kart hazırlayın. Gözlerinizi kapatarak hangi kartın hangi renk olduğunu bilmeden dizlerinizin üzerine yerleştirin. Yine gözleriniz kapalı ellerinizi kartların üzerine yaklaştırın konsantre olarak bir süre o şekilde durun. Belirli bir süre sonra kırmızı karttan sıcak bir esinti mavi karttan ise daha serin bir esinti hissedeceksiniz. Kırmızı sıcak renk grubunda, mavi ise soğuk renk grubundadır ve bu enerjilerine aynen yansır.

Yine benzer bir deneyle herhangi bir rengin komplamanterini yani tamamlayıcısını bulmak bilimsel açıdan mümkündür. Daire şeklindeki bir kartonun yarısını yeşile boyayın. Diğer yarısı ise beyaz kalsın. Bu daireyi hızla kendi etrafında döndürürsek bir süre sonra beyaz kısmını pembe olarak görmeye başlayacaksınız. Çünkü yeşilin komplamanteri pembedir. Hatta beyaz kısmı pembe olarak boyayıp aynı deneyi yapsak bir süre sonra kartonun beyaz renk alacağını görecektik. Tüm bunlardan varılan sonuç şudur ki renk bir enerjidir ve renk bilimi pozitif bir bilimdir.

Gözün Rengi Algılaması
Göz ve Görme:
İnsanda en gelişmiş organ gözdür. Gözün bir bölümü olan retina bazı bilim çevrelerince beynin bir uzantısı olarak değerlendirilir. Aynı zamanda göz, optik bir organdır. Bir dizi karmaşık işlemden geçirilen görsel uyarım beyinde belirtilerek görme sağlanmış olur. Görme olayının aşamalarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
a- Işık ve nesneler
b- Görme olayı ve göz
c- Gözün fizyolojik yapısı
d- Beyinde tamamlanan görsel uyarım

a- Işık ve Nesneler: Görme olayının en önemli elemanı ışıktır. Görmek için az veya çok, ışığa ihtiyaç duyarız. Bazen ay ışığı bile yeterli olurken renkli görüntüyü elde edebilmemiz için daha fazla ışık gücüne ihtiyaç duyarız. Görme olayını sağlayan göz, ışık uyarımlarını belirli işlemlerden geçirerek algılamayı sağlar. Göz için ışığı değerlendiren temel sistem deyimini de kullanabiliriz.

b- Görme olayı ve göz: Görsel algılama ışık uyarımının karmaşık işlemler ile değerlendirilmesidir. Gözde ışığa duyarlı alıcı bir tabakanın varlığı esastır. Göz bebeği ise küçülüp büyüyerek ışık alımını ayarlar. Işık uyumlarını toplayan sinir lifleri tüm uyarımları düzenleyerek, görme siniri denilen ileticiyle beyne gönderir. Beyinde ise bütün veriler normal bir işleyişle değerlendirilir. Sonucunda oluşan ise görsel algılamadır.

c- Gözün fizyolojik yapısı: İnsan için en gelişmiş organlardan biri göz demiştik. Küreye benzeyen yapısını da dikkate aldığımızda kafatasının içerisinde çok özel bir yerleşim mimarisi meydana gelmiştir. Göz kasları ile de sıkı bağlantı içindedir. Göz kapakları ise birçok fonksiyonunun yanı sıra koruyucu özelliktedir.

Son derece karmaşık şekilde çalışan göz, iç içe üç tabakadan meydana gelir. Göz akı (cornea), Renkli tabaka (koroit) ve Ağsı tabaka (retina)

En dışta bulunan göz akı, sert ve tümüyle saydam olup gözün ön kısmındadır. Bu tabakadan dolayı göz küresinin önünde kabarıklık meydana gelir. Gözün dışa bağlantısı bu bölümde meydana gelir. Işığın bir mercek gibi kırıldığı kısım burasıdır. Renkli tabakada ise kan damarları bulunur. İris bu bölümde bulunmaktadır. İrisin görevi göz bebeğinin büyüyüp küçülmesini sağlamaktır. Yani yeterliliğe göre ışık miktarını ayarlamaktır. Ağsı tabakada ise göz merceğinden çıkan iplikçikler, retinayı bir ağ gibi sarar. Bu yüzden ağsı tabaka gözün iç bölümünde kiracıdır. Şeklinden ötürü konik ve çubuk hücreler denilen ışığa duyarlı alıcı sinirler ile donatılmıştır. Konik hücreler, renklere karşı duyarlı iken renkleri algılayıp görmeye yönelik görev yaparlar. Belirgin bir ışık sistemi bu sinirlerin görev yapması için önem taşır. Işık olmadığı zaman bu sinirlerin görev yapma olanağı yoktur.

Kırmızı, yeşil ve maviyi ortaya koyan üç tip konik hücre vardır. Işığın yetersiz olduğu durumlarda ise çubuk hücreler devreye girer. Bu hücreler gece görme olanağımızı sağlar. Ne var ki bu çubuk hücreler ile gece ay ışığında görmemiz mümkünken renkleri göremeyiz. Işık arttığında konik hücreler devreye girer ve renkleri algılamaya başlarız. Bazı hayvanlarda konik hücrelerin olmaması ve renkleri algılayamamaları buna örnektir.

d- Beyinde tamamlanan görsel uyarım: Beyine giden görüntü değerlendirilir. Hafızadaki görüntüler ile karşılaştırılır. Yorumlanır. Ayrıca beyine kadar gelen ters görüntü düzeltilerek algılanır. Sonuçta görme sağlanmış olur.

Işık kaynağından gelen ışını bir prizmadan geçirerek yapılan deneyde ışığın renklere ayrıldığı Newton tarafından yıllar önce bulundu. Newton’un renk deneyinde ışık prizmadan geçince altı renge ayrılıyordu(Renk Deneyi). Işık kaynağından yayılan ışığın nanometre ve kelvin cinsinden değeridir. Işık her cisimden değişik nanometrik değerlerde yansır. Bu yansımanın nanometre cinsinden değerine bir isim verdiğimizde ana renkler ve ara renkleri oluşur. Beyaz ve siyah renk değildir. Beyaz üç ana rengin belirli oranlarda karışımından ( % 59 Yeşil, % 33 Mavi, % 19 Kırmızı ) ortaya çıkan nanometrik değere verilen isimdir. Siyah ise renk olmayış durumudur.

Işık Rengi: Fizikte renk olayı ilk defa Newton tarafından incelenmiştir. Daha sonra İngiliz William Herschel prizma dan geçen ışığın çıkardığı renklerin sıcaklıklarını ölçtü. Spektrumun bir ucundaki mor ışık en düşük, öbür ucundaki kırmızı ışık ise en büyük sıcaklıktaydı. Daha sonra yapılan deneylerle mor ışığın daha düşük değerindeki mor ötesi ışığın daha sıcaklıkta olduğu da keşfedildi. Bir beyaz ışık prizmadan geçirilince, prizmadan çıkan ışık farklı boylarında bir renk yelpazesi oluşturur. Gözün görebildiği bu renkler kırmızı, portakal, sarı, yeşil, mavi ve mordur. Gerçekte hassas bir göz veya cihazlar bundan fazlasını da görebilir.

Dalga yüksekliği rengin yoğunluğunu belirler. bir rengin yoğunluğu ise parlaklıktır. Elektron bir yörüngeden diğerine geçince, özel bir miktarda ya bir enerji doğurur yada bir enerji çıkarır. Her atomun bu işi yaparken aldığı veya çıkardığı enerji miktarı farklı olur. Bir fotonun enerjisi ışığın dalga uzunluğuna ve bu da bir renge bağlı olduğundan her atom sadece belli renkleri soğurur veya çıkarır. Belli bir rengi çıkaran bir atom, yine aynı rengi soğurur. Her atomun soğurduğu ve çıkardığı renkler farklıdır. Spekttroskopi bilimi ile renklerin incelenmesinden atomların cinsleri belirlenebilir. Dalga uzunluklarına bağlı olan ışık renklerinden kırmızı en uzun dalga boyuna mavi ve mor en kısa dalga boyuna karşılık gelir. Bu sıralama aynı zamanda enerji sıralamasını gösterir.

Mavi ışık en enerjik, kırmızı ışık en az enerjik olan ışıktır. Bütün renklerin belirli oranda karışımı beyaz rengi verir. Her ne kadar doğadaki her cisim bize renkli olarak görülse de o cismin yüzeyi bazı dalga boylarını emme ve bazılarını yayma özelliğine sahiptir. Gözümüze kırmızı görünen cisim, görünen spektrumdaki kırmızın dışındaki bütün dalga boylarını soğurmaktadır. Kırmızı bandın dalgası soğurulmadığı için cisim bize kırmızı olarak görülür. Herhangi bir cismi yansıtmayan cisim ise siyah olarak görülür.

Bu fiziksel etkilere göre beyaz ve siyah renk değildir. Işığın bulunmadığı yerde renklerin bir anlamı olamaz. İnsan gözünün, görünen ışık bölgesindeki, yedi farklı rengi görmesine karşılık, bazı hayvanlar mesela bir baykuş kırmızı ışığın ötesindeki kızıl ötesi ışığı, bir ara mor ötesi ışığı da görebilir. Kedi ve köpekler ise siyah ve beyazın dışında başka bir renk göremezler.
Işık atom ve moleküllere çarpınca mavi ışık kırmızıdan daha çabuk dağılır. Güneşin beyaz ışığı dünya atmosferine girince mavi ışık, ışın demetine ayrılır ve atmosfer mavi olarak görülür. Yeni doğan bir bebeğin gözlerinin mavi görünmesinin nedeni de budur. ilk birkaç ay içinde bebeğin vücudunun henüz göz rengini verecek pigmentleri oluşturmasından önce, yani gözün irisi renksiz iken irisi oluşturan malzeme mavi ışığı yansıtır.
Işık rengi, ( Beyaz ışık ) yani ışığı oluşturan bütün renklerin renk sıcaklığı üç ana grupta bulunmaktadır.
Sıcak beyaz 3300ºK ve altı
Doğal beyaz 3300-5000ºK
Gün ışığı beyazı 5000ºK ve üstü
Aynı ışık rengine rağmen, lambalar, ışıklarının tayfsal bileşimleri nedeniyle çok farklı renksel geri verim özelliklerine sahiptirler.
Beyaz – Siyah; Cisim üzerine gelen ışığın bileşenleri arasında bir farklılık yaratmadan hepsini birden aynı oranda geçirme, yutma veya yansıtma özelliği gösteriyorsa ışığın karakteri değişmez. Bu cisimlerin ışığa tepkileri nötr olarak kabul edilir.
Bu cisimler ışığın bileşenleri arasındaki dengeyi bozmadan aynı oranda yansıtarak, şiddetini değiştirerek veya tamamını yutarak ışığın toplam şiddetine etki ederler.

Tepkileri nötr olan cisimler eşit enerjili ışıkla aydınlatıldıklarında, kendi yansıtma veya geçirme oranlarına bağlı olarak ışığın şiddeti değişir ve aşağıdaki belirtildiği gibi görünürler veya ışığı geçirir, yansıtırlar.

Çok parlak veya açık …( beyaz )
Orta parlaklıkta …. ( gri )
Çok karanlık ve koyu …( koyu gri )
Tam karanlık …………..( siyah )
Üzerine düşen ışığın tam dalga boylarını yansıtan cisim beyaz, tüm dalga boylarını yutan ve yansıtmayan cisim siyahtır. Yani Beyaz ve siyah renk değildir.