Nöroteknoloji alanındaki gelişmeler – beyin implantları, nöro-görüntüleme, zeka artırma teknolojileri – insanlık için benzeri görülmemiş olanaklar vaat ediyor. Ancak bu vaatler, etik tartışmaların odağında genellikle “erişim eşitsizliği” veya “mahremiyet endişeleri” gibi konulara indirgeniyor. Oysa Brezilyalı araştırmacı Lucas Costa de Oliveira’nın 2026’da Frontiers in Public Health dergisinde yayımlanan makalesinin vurguladığı gibi, sorun sadece teknolojiye eşit erişimden ibaret değil . Daha derin bir mesele var: Nöroteknoloji, sömürgeci bilim geleneğini ve ırkçı zeka anlayışlarını yeni formlarla yeniden üretiyor olabilir mi? Bu makale, nöroteknoloji etiğinin göz ardı ettiği sömürgeci mirası, zeka kavramının ırkçı tarihiyle ilişkisi içinde incelemektedir.
Sorun Sadece Erişim Değil: Epistemik Şiddet ve Nöroteknoloji
Nöroteknoloji etiği literatürü, genellikle “Küresel Güney’in bu teknolojilere erişiminin kısıtlı olması” sorununa odaklanır. Çözüm olarak ise “maliyetlerin düşmesiyle teknolojinin yaygınlaşacağı” umudu dile getirilir. Ancak Costa de Oliveira’ya göre bu yaklaşım, sorunu yalnızca “teknoloji eksikliği” olarak kodlayarak, asıl meselenin üzerini örter: Adaletsizliğin kökeninde, zeka ve bilişsel yetenekler hakkındaki bilimsel söylemlerin kendisi yatmaktadır .
“Bilimsel olarak onaylanmış söylemler” (zeka tanımları, rasyonellik ölçütleri, normal/ anormal beyin ayrımı) tarafsız ve evrensel değildir. Tarihsel olarak, insanları hiyerarşik olarak sıralamak, bazı yaşam biçimlerini ve bilme biçimlerini meşru görüp diğerlerini bastırmak için kullanılmıştır . Nöroteknoloji, bu söylemleri yeni araçlarla güçlendirme riski taşır.
Zeka, Irk ve Sömürgeciliğin Kesişen Tarihi
Sömürgecilik, hiyerarşileştirme, insanlıktan çıkarma ve sömürü stratejilerinin bir bileşimidir. Bu süreçte epistemik boyut (bilginin kontrolü) merkezi bir rol oynamıştır. “Üstün zeka”nın tezahürü olarak tanımlanan Batı bilgisi, “medenileştirme misyonu”nu (mission civilisatrice) meşrulaştırmış; teknoloji ise doğaya ve sömürgeleştirilmiş bedenlere hükmetmenin aracı olmuştur .
Günümüzde “teknolojik sömürgecilik” terimi, teknobilimsel kavram ve araçların sömürgeci güç dinamiklerini pekiştirmek için kullanılmasını ifade eder . Peki, zeka kavramı bu denklemde nerede durur?
- Zekanın “Bilimsel” Olarak İnşası ve Irkçılık
Başlangıçta insanlıktan çıkarmayı meşrulaştırmak için “ruh”un varlığı veya yokluğu kullanılırken, doğuştan gelen ve derecelendirilebilir zeka kavramı, sömürgecilik için çok daha işlevsel bir araç oldu . İnsanları aşamalı ırk kategorilerine yerleştirmeyi mümkün kıldı.
Geçtiğimiz yüzyılda zekanın biyolojik determinizmi, kraniometrilerden IQ testlerine kadar çeşitli ampirik odak noktalarına sahipti. Bu araştırmalar, önyargılarla beslenmiş ve onları yeniden körüklemiştir. Öjeni hareketine (kitlesel kısırlaştırmalar, toplu hapsetmeler, göç yasakları ve nihayetinde soykırım) teorik destek sağlamıştır .
- İnsan Genomu Projesi’nden Sonra Bile Süren Tartışma
2003’te İnsan Genomu Projesi, genetik varyasyonların çoğunun popülasyonlar arasında değil, popülasyonların içinde olduğunu, yani ırksal gruplandırmaların biyolojik bir temeli olmadığını ortaya koydu . Ancak “kötü fikirler kolay kolay ölmez”. Bilimsel ırkçılık, düzenli aralıklarla yeniden canlanır.
2009’da Nature dergisinde Darwin’i anma sayısında başlayan tartışmada, Steven Rose bu tartışmanın “ölü bir ateşi körüklemek” olduğunu savunurken, Gerhard Meisenberg ırksal zeka farklılıklarının genetiğinin araştırılması gerektiğini, çünkü “sorunlu genlerin düzeltilebileceğini” iddia ediyordu . Bu argüman, genetik düzeltme vaadiyle ırkçılığı meşrulaştıran tehlikeli bir söylemdir.
Bilimsel İnkâr Stratejileri ve “Tartışma”nın Suni İnşası
Tarihçi Naomi Oreskes, bilim inkârını canlı tutmak için kullanılan retorik stratejileri tanımlamıştır :
Şüphe yaratma: Bilimsel itibarı olan biri, bilimsel fikir birliğini sorgular.
Dolaylı meşrulaştırma: Bilim insanları, şüpheyi gidermek için daha fazla kanıt sunarak, farkında olmadan tartışmaya meşruiyet kazandırır.
Motivasyon suçlaması: Fikir birliğinin bilimsel değil, siyasi nedenlerle oluştuğu iddia edilir.
Alternatif neden atfı: Olguya başka bir neden atfedilir.
İfade özgürlüğü suçlaması: Muhalifler, fikir birliğini savunanları “ifade özgürlüğü düşmanı” olarak suçlar.
Daha fazla araştırma çağrısı: Tartışma, sürekli “daha fazla araştırmaya ihtiyaç var” diyerek kendini besler.
Bu stratejiler, ırk ve zeka tartışmasını da onlarca yıldır canlı tutmaktadır. Oysa güncel genetik araştırmalar (GWAS), zeka ile ilgili genetik mekanizmaların hala belirsiz olduğunu ve sosyal yapının genetik etkileri aşabildiğini göstermektedir .
Nöroteknoloji ve Yeni Öjeni Tehlikesi
Nöroteknoloji, bu tarihsel bağlamda nerede duruyor? “Zekayı artırma” misyonuyla yola çıkan nöroteknoloji girişimleri, bilinçli olmasalar da, bu sömürgeci mirasın üzerine inşa edilmektedir.
Tehlikeler şunlardır:
“Düzeltilecek beyinler” söylemi: Gelişmekte olan ülkelerdeki nörolojik farklılıklar veya “düşük bilişsel performans”, teknolojik müdahale gerektiren “patolojiler” olarak yeniden tanımlanabilir.
Epistemik çıkarımcılık: Küresel Güney’deki topluluklardan veri toplanması, ancak bu verilerin işlenmesi ve faydasının Kuzey’de kalması (“paraşüt bilimi”).
Normatif beyin tanımı: Teknoloji, belirli bir “ideal” beyin tipini (Batılı, eğitimli, nörotipik) merkeze alarak geliştirilirse, diğer tüm beyinler “eksik” veya “arızalı” olarak kodlanır.
Afrika’da Nöroetik: Kesişimsel ve Katılımcı Bir Alternatif
Bu sorunlara karşı, Küresel Güney’den alternatif yaklaşımlar yükselmektedir. Dr. Olivia Matshabane liderliğindeki Afrika Nöroetik Araştırma Grubu, nöropsikiyatrik ve nörogelişimsel durumlarla ilgili genomik araştırmaların etik, sosyal, psikolojik ve kültürel etkilerine odaklanmaktadır .
Matshabane’nin vurguladığı temel ilkeler şunlardır:
Kültürel alçakgönüllülük (cultural humility): Araştırmacıların, çalıştıkları toplulukların bilgi sistemlerine saygı duyması ve onlardan öğrenmeye açık olması.
Toplum merkezli bakım modelleri: Araştırma gündeminin, toplulukların ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi.
Kimin bilgisinin araştırma gündemini şekillendirdiği sorusu: Nöroteknoloji araştırmalarında kimlerin sesinin duyulduğu, kimlerin deneyimlerinin marjinalleştirildiği sorgulanmalıdır .
Latin Amerika’da “Nöro-Dissidans”: Farklı Bir Kavramsallaştırma
Latin Amerika’da ise “nöro-dissidans” (neuro-dissidence) kavramı etrafında yeni bir teorik çerçeve gelişmektedir. Tabula Rasa dergisinin 2026’daki özel sayısının duyurduğu gibi, bu yaklaşım “engellilik”, “delilik” ve “nöro-divergans” kavramlarını Güney perspektifinden yeniden düşünmeyi amaçlar .
Bu çerçevenin temel unsurları şunlardır:
Karşı-hegemonik duruş: Yeti-yetmezlikçi (ableist), sanist (akıl sağlığı normatifliği) ve nöro-tipik standartlara meydan okumak.
Kesişen baskılar: Irkçılık, heteropatriarka, türcülük ve sömürgeciliğin kesişiminde nöro-divergent deneyimleri anlamak.
Epistemik çıkarımcılık eleştirisi: Bilgi üretiminde Güney epistemolojilerinin sömürülmesine karşı durmak .
Sonuç: Sömürgesizleştirilmiş Bir Nöroteknoloji Mümkün mü?
Nöroteknoloji etiği, sadece “teknolojiyi herkese ulaştırma” sorununun ötesine geçmek zorundadır. Asıl mesele, teknolojinin hangi zeka tanımı üzerine inşa edildiği, kimin beyninin “normal” kabul edildiği ve bu tanımların hangi tarihsel güç ilişkilerinden beslendiğidir.
Costa de Oliveira’nın sorduğu soru hayati önem taşır: Nöroteknolojiye yönelik sömürgeci olmayan bir etik ve hukuki yaklaşım mümkün müdür?
Bu sorunun cevabı, en azından şu ilkeleri içermelidir:
Zeka ve bilişsel yetenek kavramlarının evrenselliğini sorgulamak: Farklı kültürlerde “zeka”nın nasıl tanımlandığını araştırmak.
Küresel Güney epistemolojilerini bilgi üretiminin merkezine almak: Afrika, Latin Amerika ve Asya’daki nöroetik yaklaşımlarını ciddiye almak.
Kesişimsel araştırmayı teşvik etmek: Nörodivergence deneyimini ırk, sınıf, cinsiyet ve coğrafya kesişiminde anlamak.
Topluluk katılımını zorunlu kılmak: Nöroteknolojilerin geliştirilme sürecine, hedef toplulukların aktif katılımını dahil etmek.
Nöroteknoloji, insan zihnine açılan bir pencere olabilir. Ancak bu pencere, sömürgeci bir gözleme kulesine dönüşmemelidir. Geçmişin hatalarını tekrarlamamak, ancak onları anlamak ve bilinçli olarak aşmakla mümkündür.
Kaynakça:
Costa de Oliveira, L. (2026). Race, intelligence and genetics: colonialism in the era of neurotechnology. Frontiers in Public Health, 13, 1737069.
Nair, V. K., et al. (2026). Is neurodiversity a Global Northern White paradigm? Autism, 30(2), 544-551.
QUAHRC. (2026). Rethinking Power in Autism Research: Intersectional, Participatory, and Afrocentric Futures? [Seminer duyurusu].
Yazar: Mesut KESKİNKILINÇ