Bilgiustam
Bilgiyi ustasından öğrenin

Fendouzhe (Striver) İnsanlı Derin Denizaltısı Nedir?

0 6

Okyanusların en derin noktaları, bizim için hâlâ çözülmeyi bekleyen devasa birer gizem kutusu gibidir. Güneş ışığının asla ulaşamadığı, zifiri karanlık ve hayal bile edilemeyecek bir basıncın hüküm sürdüğü bu derinlikler, adeta başka bir gezegenin yüzeyini andırır. İşte tam da bu bilinmezi fethetmek ve insanlığın keşif sınırlarını genişletmek için üretilen mucizevi bir araç var: Fendouzhe. Türkçe karşılığı “Mücadeleci” ya da “Azimli” anlamına gelen bu insanlı derin denizaltı, okyanusun en uç noktalarına kadar inip oradaki sırları açığa çıkarmak amacıyla tasarlandı.

Bu devasa mühendislik harikasının arkasında, uzun yıllara dayanan ciddi bir birikim ve kararlılık yatıyor. Çin’in derin deniz keşif programının en parlak üyesi olan Fendouzhe, daha önceki başarılı denizaltılar olan Jiaolong ve Shenhai Yongshi’nin açtığı yoldan ilerledi. Çin Gemi Bilimsel Araştırma Merkezi (CSSRC) bünyesinde, baş tasarımcı Ye Cong liderliğindeki seçkin bir ekip tarafından geliştirilen bu proje, 2016 yılında resmi olarak başladı. Yüzlerce bilim insanı ve mühendisin gece gündüz çalışarak 2020 yılında tamamladığı denizaltı, insanlığı okyanusun en dibine güvenle taşıyabilmek için adeta bir teknoloji üssü olarak inşa edildi.

Fendouzhe (Striver) İnsanlı Derin Denizaltısı Nedir?
View from the Mariana Trench, the deepest depths in the Western Pacific, 3d render illustration

Fendouzhe’nin (Mücadeleci) hikayesini sadece teknik bir başarı olarak görmek, onun arkasındaki devasa emeği eksik anlamamıza neden olur. Bahsettiğiniz o dönüm noktası cümle; aslında yıllar süren gizli bir rekabetin, bilimsel bir seferberliğin ve okyanusun en ölümcül derinliklerine meydan okuyan bir “mühendislik ordusunun” hikayesini barındırıyor.

Gelin, bu büyüleyici serüvenin mutfağına, yani CSSRC laboratuvarlarına, 2016 yılının stratejik kararlarına ve projenin dahi beynine daha yakından bakalım:

  1. CSSRC (702. Enstitü): Çin’in Deniz Altındaki Gizli Gücü

Çin Gemi Bilimsel Araştırma Merkezi (CSSRC), havacılık dünyasındaki NASA neyse, gemi ve su altı teknolojileri dünyasında o kadar ağırlığı olan bir kurumdur. 1951 yılında kurulan ve Çin’in Jiangsu eyaletindeki Wuxi şehrinde bulunan bu merkez, savunma sanayii ve okyanus mühendisliğinde ülkenin en büyük araştırma üssüdür.

CSSRC, sıfırdan bir denizaltı yapmadı; Fendouzhe’ye gelene kadar basamakları tek tek tırmandı. Önce 7.000 metreye inebilen Jiaolong’u, ardından yerli üretim kapasitesini kanıtlayan 4.500 metrelik Shenhai Yongshi (Derin Deniz Savaşçısı) denizaltılarını geliştirdiler. Dolayısıyla 2016 yılına gelindiğinde, CSSRC’nin elinde okyanus hidrodinamiği ve yapısal mekanik konusunda dünyanın en tecrübeli ekiplerinden biri bulunuyordu.

  1. Ye Cong: Masabaşı Mühendisi Değil, Bir Derin Deniz Kaşifi

Projenin baş tasarımcısı Ye Cong, sıradan bir yönetici ya da teorisyen değil. O, tasarladığı araçların içine bizzat binip okyanusun dibine inmeyi göze alan vizyoner bir hidronot (derin deniz pilotu).

Ye Cong, daha önce Jiaolong denizaltısı ile Mariana Çukuru’na bizzat dalarak Çin’in derin deniz dalış rekorunu kıran isimlerden biriydi. Fendouzhe projesinin başına geçtiğinde, mühendislerine sadece matematiksel formüllerle değil, “aşağıdaki” gerçek şartların (zifiri karanlık, mutlak sessizlik ve ezici basınç) insan psikolojisi ve mekanik üzerindeki etkilerini anlatarak liderlik etti. Onun vizyonu, Fendouzhe’yi sadece bir makine değil, içinde insanların günlerce güvenle yaşayabileceği kompakt bir “yaşam kapsülü” haline getirmekti. Nitekim Fendouzhe, 2020’de 10.000 metrenin altına indiğinde, Ye Cong da o kabinin içindeki üç kişiden biriydi.

  1. Neden 2016? “Dünyanın Dördüncü Kutbu” Seferberliği

2016 yılı, Çin’in “13. Beş Yıllık Kalkınma Planı” kapsamında derin deniz teknolojilerini ulusal bir güvenlik ve bilim stratejisi haline getirdiği yıldı. Çinli bilim insanları okyanusların en derin noktalarını (6.000 metrenin altındaki hadal bölgeleri) “Dünya’nın Dördüncü Kutbu” olarak adlandırıyordu (Kuzey Kutbu, Güney Kutbu ve Everest’ten sonra).

2016’da proje resmiyet kazandığında önlerinde aşılması imkansız gibi görünen bir duvar vardı: Dünyadaki mevcut hiçbir titanyum alaşımı ve hiçbir kaynak teknolojisi, 11.000 metre derinlikteki (yaklaşık 110 Megapaskal) basınca dayanabilecek, aynı zamanda üç insanı taşıyacak kadar geniş ve hafif bir küre üretmeye yetmiyordu. 2016, “başkalarından teknoloji satın almayı” bırakıp tamamen bağımsız inovasyon döneminin başladığı milattı.

  1. “Seçkin Ekip” Aslında Devasa Bir Konsorsiyumdu

“Seçkin bir ekip” ifadesi kulağa küçük bir laboratuvara kapanmış 15-20 dahi mühendisi getirebilir ancak Fendouzhe projesi Çin tarihinin en büyük bilimsel entegrasyonlarından biriydi. CSSRC liderliğindeki bu projede:
• 20’den fazla stratejik araştırma enstitüsü,
• 13 seçkin üniversite,
• 60’tan fazla dev sanayi şirketi ve toplamda 1.000’e yakın bilim insanı ve araştırmacı görev aldı.

Örneğin, Çin Bilimler Akademisi (CAS) akustik iletişim ve konumlandırma sistemlerini (zifiri karanlıkta ses dalgalarıyla yön bulmayı) geliştirirken, metalürji enstitüleri yepyeni bir titanyum alaşımı formüle etmek için gece gündüz çalıştı. Ye Cong ve CSSRC ekibi, bu devasa orkestranın şefliğini yaptı.

Peki, bu su altı uzay gemisinin teknik özellikleri neler ve o korkunç basınca nasıl dayanıyor? Yaklaşık 36 ton ağırlığında olan Fendouzhe, içine üç kişiyi rahatça alabiliyor. Okyanusun tabanındaki basınç, üzerinize onlarca filin aynı anda basması kadar ağırdır; bu yüzden denizaltının gövdesinde sıradan metaller kullanılamazdı. Mühendisler, Fendouzhe için özel olarak geliştirilen hafif ama inanılmaz derecede dayanıklı bir titanyum alaşımı kullandılar. Araç, zifiri karanlıkta yolunu bulabilmek için gelişmiş akustik konumlandırma ve sonar sistemleriyle donatıldı. Ayrıca su altından örnekler toplayabilmesi için her biri 60 kilogram ağırlık kaldırabilen iki adet güçlü mekanik kola ve gelişmiş kameralara sahip.

Fendouzhe, adının hakkını vererek tarihe geçen çok önemli görevlere imza attı. En büyük başarısını takvimler 10 Kasım 2020’yi gösterdiğinde, dünyanın en derin noktası olan Mariana Çukuru’ndaki Challenger Derinliği’ne inerek gerçekleştirdi. Tam 10.909 metre derine inen bu cesur araç, yeni bir rekora imza atmakla kalmadı, o derinliklerden dünyaya canlı televizyon yayını yaparak bir ilki başardı. O günden bu yana yüzlerce dalış gerçekleştiren Fendouzhe, son yıllarda sınırları daha da zorlayarak %80’den fazla buzla kaplı Arktik Okyanusu’nda ve Şili açıklarındaki Atacama Çukuru’nda zorlu bilimsel görevler tamamladı.

Bu tehlikeli yolculuklar, bilim dünyasına paha biçilemez hediyeler sundu. Fendouzhe’nin okyanus tabanından topladığı kaya, tortu ve canlı örnekleri, biyologların ve jeologların ufkunu açtı. Bilim insanları bu derinliklerde, güneş ışığı olmadan, sadece yer altından sızan kimyasallarla beslenen tamamen farklı yaşam ekosistemleri keşfettiler. Binlerce metre derinlikte yaşayan deniz hıyarları, özel deniz salyangozları ve daha önce hiç görülmemiş mikroskobik canlılar, hayatın en zorlu şartlarda bile bir yolunu bulup filizlenebileceğini kanıtladı. Fendouzhe, bize sadece derinlikleri değil, yaşamın kökenine dair en büyük sırları da fısıldamaya devam ediyor.

Yeni Keşif

Güneş ışığının tamamen kaybolduğu, zifiri karanlık ve çelik yapıları bile anında ezebilecek muazzam bir basıncın hüküm sürdüğü okyanus uçurumlarına daldığınızı hayal edin. Dünyamızın bu en gizemli ve yabancı köşesinde, insan yapımı bir mühendislik harikası olan Fendouzhe derin denizaltısı, uzun süredir gezegenimizin en iyi saklanan sırlarını gün yüzüne çıkarıyor. Çin, İtalya ve Yeni Zelanda’dan bilim insanlarını taşıyan bu cesur araç, Hint Okyanusu’nun derinliklerine yaptığı son olağanüstü yolculukta ezberleri tamamen bozan bir keşfe imza attı. Okyanus tabanında, insanlık tarihinin şimdiye kadar gördüğü en büyük, en derin ve en eski balina mezarlığı keşfedildi.

Bu büyüleyici keşif, milyonlarca yıl önce kıtaların birbirinden ayrılmasıyla oluşan, devasa su altı hendekleri ve sırtlarıyla dolu Diamantina Bölgesi adındaki vahşi bir su altı coğrafyasında gerçekleşti. Araç, yüzeyin tam 4.200 ila 7.000 metre altına, adeta dipsiz bir kuyuya inerek yaklaşık 1.200 kilometre boyunca uzanan bir hattı taradı. Araştırmacılar bu muazzam hat üzerinde tam 485 balina fosil alanı ve beş adet aktif “balina düşüşü” tespit etti. Balina düşüşü, dev bir balinanın öldükten sonra okyanus tabanına çökmesi anlamına geliyor. Rakamları gözünüzde canlandırmak isterseniz, kilometre kare başına yüzlerce kadim devin yan yana yattığı, görkemli bir su altı nekropolünden bahsediyoruz.

Peki, nasıl oldu da bu kadar çok balina okyanusun bu ücra ve karanlık köşesinde bir araya geldi? Bilim insanları, bu bölgedeki V şeklindeki devasa su altı oluklarının doğal birer huni görevi gördüğünü düşünüyor. Derin deniz mürekkep balıklarıyla beslenen gagalı balinalar için bu hendekler harika birer avlanma alanı sunuyor. Ancak nefes alan bu dev memelilerin avlanmak için bu kadar derine dalması, biyolojik sınırlarını sonuna kadar zorluyor. Bu aşırı dalışlar bazen ölümcül bir yorgunluğa yol açıyor ve okyanus tabanı onların son yuvası haline geliyor. Üstelik bu bölgede deniz tortuları o kadar yavaş birikiyor ki, kemikler hemen çamurun altında kaybolmuyor; aksine milyonlarca yıl boyunca bozulmadan kalabilecek bir zaman kapsülüne dönüşüyor.

Fendouzhe’nin hassas mekanik kolları, bu karanlık krallıktan laboratuvarda incelenmek üzere bazı kemik örneklerini dikkatlice yukarı çıkardı ve sonuçlar bilim dünyasını hayrete düşürdü. İncelenen kalıntılar arasında günümüzde hâlâ yaşayan balina türlerinin yanı sıra, nesli tamamen tükenmiş ve bilim dünyası tarafından ilk kez adlandırılan yeni bir tür de bulundu. Ancak en sarsıcı bilgi kemiklerin yaş analizinden geldi; çıkarılan en eski kafatası tam 5,26 milyon yıl öncesine aitti. Bu da demek oluyor ki, bu sessiz su altı sığınağı, yeryüzünde henüz ilk insanlar bile yürümüyorken balinaların son yolculuklarına ev sahipliği yapıyordu.

Bir mezarlık kulağa sessiz ve cansız gelse de, bu derin deniz nekropolü aslında hayatın fışkırdığı muazzam bir vahaya dönüşmüş durumda. Okyanus tabanının çölü andıran çorak ortamında, dibe çöken tek bir balina bile onlarca yıl sürebilecek devasa bir enerji büfesi anlamına geliyor. Fendouzhe’nin yüksek çözünürlüklü kameraları, bu kemiklerin etrafında filizlenen gizemli bir ekosistemi kaydetti. Kemikleri beyaz tüylü bir kılıf gibi kaplayan zengin bakteri kolonileri, kemik yiyen solucanlar, deniz yıldızları ve deniz şakayıkları bu karanlıkta balinalardan kalan mirasla besleniyor. Bu canlıların birçoğunun bilim dünyası için tamamen yeni türler olması, ölümün yaşandığı bir yerin nasıl yeni keşiflerin beşiği olabileceğini kanıtlıyor.

Bu muazzam keşif, yaşamın okyanusun en karanlık noktalarında nasıl yayıldığını ve hayatta kaldığını anlamamız için bize yeni kapılar açıyor. Diamantina Bölgesi, canlıların bu devasa boşlukta göç etmesini ve bağ kurmasını sağlayan gizli bir su altı otobanı gibi çalışıyor. Fendouzhe ve arkasındaki bilim ordusu, mavi gezegenimizin hâlâ keşfedilmeyi bekleyen ne kadar büyüleyici sırlar barındırdığını bir kez daha hatırlatıyor. Eğer siz de bu su altı macerasından ve doğanın gizemlerinden heyecan duyuyorsanız, derin deniz araştırmalarını yakından takip edebilir ve okyanus ekosistemlerini korumayı amaçlayan küresel hareketlere sesinizle destek vererek bu keşif ruhunun bir parçası olabilirsiniz.

Kaynakça:

China Ship Scientific Research Center (CSSRC): Fendouzhe Deep-Sea Submersible Technical Development and Deep Trench Mission Reports (Çin Gemi Bilimsel Araştırma Merkezi Resmi Derin Deniz Görev Verileri ve Bilimsel Bültenleri)

Yazar: Tuncay BAYRAKTAR

Bunları da beğenebilirsin
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku