Bilgiustam
Bilgiyi ustasından öğrenin

Çevresel Etki Nedir? Temel Çevresel Etkiler Nelerdir? Çevresel Etki Nasıl Değerlendirilir?

0 64

Çevresel etki, insan faaliyetlerinin çevre üzerinde yarattığı kısa, orta ve uzun vadeli etkilerdir. Çevresel etki, çevrede meydana gelen, bir tesisin ((özellikle imalat, enerji ve ulaştırma gibi sektörlerin) faaliyetlerinden, ürünlerinden veya hizmetlerinden kaynaklanan olumsuz veya olumlu herhangi bir değişiklik olarak tanımlanabilir. Çevresel etki, insan yaşamına ve belirli bir bölgenin ekolojik dengesine zarar verdiğinde olumsuz olarak değerlendirilebilir. Buna karşılık, bu dengenin yeniden kurulmasına yardımcı olduğunda veya çevreye verilen zararı tersine çevirdiğinde olumlu olarak kabul edilebilir. Örneğin, uçucu organik bileşikler çevreye salındığında duman şeklinde kirlilik olur, bu durumda etki olumsuzdur. Çevrede biriken çöplerin etkisi de olumsuzdur fakat çöp toplayan bir kişinin yerel çevre üzerinde faydalı bir etkisi olabileceği için bu durum tersine de dönebilir.

Çevresel Etki Nedir? Temel Çevresel Etkiler Nelerdir? Çevresel Etki Nasıl Değerlendirilir?

Çevresel Etkinin Nedenleri

Kalkınmanın dünya çapında pek çok olumlu etkisi olmuştur, ancak artan kentleşme ve sanayileşmenin etkisiyle çevre zarar görmektedir. Çevresel bozulmaya katkıda bulunan başlıca faktörler küresel kalkınmayla bağlantılıdır. Çevresel etki kavramı, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından endüstriyel faaliyetlerde yaşanan patlama ve 1970’lerden itibaren bu faaliyetlerin çevre üzerindeki etkilerinin belirlenmesi sonucunda 20. yüzyılın ortalarında önem kazanmaya başlamıştır. O dönemdeki başlıca çevresel etkiler arasında biyolojik çeşitliliğin kaybı ve türlerin kitlesel olarak yok olması, şehirlerdeki yüksek su ve hava kirliliği seviyeleri ve en önemlisi iklim değişikliği yer almıştır.
Kalkınmanın ve insan faaliyetlerinin çevreye zarar vermesinin bazı özel nedenleri arasında nüfus artışı, kapitalizmin artışı ve aşırı tüketim, yolsuzluk ve insan açgözlülüğü, borç ve yoksulluk, bozunmayan plastiklerin büyük ölçüde kullanımı, sanayileşmenin büyümesi ve elektrik tüketimi, yoğun tarım ve hayvancılık, ormansızlaşma, altyapı inşaatı, ulaşım, madencilik yer almaktadır. Bu nedenlerden bazıları ele alınarak aşağıda açıklanmıştır.
Nüfus artışı
Birleşmiş Milletler’e göre, 2050 yılına kadar dünya nüfusunun (şu an 8,1 milyarı aşmış durumdadır) 9,7 milyara ulaşması beklenmektedir. Küresel nüfus arttıkça, doğal kaynaklara olan talep ve insanların çevre üzerindeki etkisi de artmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma olmadan, aşırı nüfus gıda ve su kıtlığına ve diğer kaynakların tükenmesine yol açabilir. Ayrıca, atık bertarafı, kirlilik ve ormansızlaşma gibi halk sağlığı sorunlarına katkıda bulunabilecek sorunları daha da kötüleştirebilir.
Kapitalizmin artması
Kapitalizm birden fazla yolla çevresel baskı noktaları yaratmaktadır. Örneğin emek ürünlerinin fabrikalardan dağıtım merkezlerine taşınmasıyla kirlilik artmaktadır. Kapitalist toplumlarda aşırı tüketim nedeniyle kaynakların aşırı kullanımı da doğanın tahribatına katkıda bulunmaktadır. Şu anda en büyük tüketiciler ABD ve Çin’dir. Sosyologlar, durumu iyileştirmek için kitlesel tüketim kültürünün değiştirilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Sanayileşmenin büyümesi ve enerji tüketimi
Özellikle kimya, petrol ve imalat endüstrileri gibi sektörlerdeki büyük ölçekli endüstriyel üretim, atmosferik kirleticilere, zehirli atıklara ve doğal kaynakların aşırı tüketimine neden olmaktadır. Günümüzde fosil yakıtlar (kömür, petrol ve gaz) çoğu birey, işletme ve endüstri için birincil enerji kaynağıdır. Bilim insanları, bu kadar yaygın kullanılması halinde bu doğal kaynakların tükeneceği konusunda uyarılarda bulunmaktadır. Ayrıca, genel enerji kullanımı çevre üzerinde büyük bir etkiye sahip olabilir. Fosil yakıtların yanması önemli bir sera gazı emisyonu kaynağıdır ve asit yağmuru gibi diğer çevresel sorunlara katkıda bulunabilir. Güneş, rüzgâr ve hidroelektrik gibi yenilenebilir enerji kaynakları karbon emisyonlarını azaltmanın yollarını sunabilir, ancak kendi potansiyel çevresel etkilerini de beraberinde getirir.
Yoğun tarım ve hayvancılık
Yoğun tarım ve hayvancılık, gübre ve zirai kimyasalların aşırı kullanımı nedeniyle toprak bozulmasına, biyolojik çeşitlilik kaybına, su ve toprak kirliliğine yol açabilir. Buna ek olarak, hayvancılık metan gibi gaz halindeki hava kirleticileri yayar ve önemli miktarda atık üretir.
Yoksulluk
Yoksulluk çevresel bozulmaya önemli bir katkıda bulunmaktadır. Yoksulluk içinde yaşayan insanlar sıklıkla açlık ve gıda güvensizliği yaşamakta, bu da doğal kaynakların aşırı sömürülmesine yol açmaktadır. Örneğin ağaçlar, kısa sürede nakit karşılığında satılabilecek bir ürün olan odun kömürüne dönüştürülmek üzere sıklıkla hasat edilir. Bu durum ormansızlaşmaya yol açabilir. Yoksulluk çevresel bozulmayı başka şekillerde de etkilemektedir. Yoksulluk içinde yaşayan insanlar çevresel konular hakkında eğitime veya sürdürülebilir uygulamalara yatırım yapacak kaynaklara erişemeyebilir. Ayrıca, yakıt olarak odun yakmak veya atıkları nehirlere ve akarsulara boşaltmak gibi çevreye zararlı faaliyetlerde bulunma olasılıkları daha yüksek olabilir. Bu faaliyetlerin çevre üzerinde hava ve su kirliliği, toprak erozyonu ve biyoçeşitlilik kaybı gibi uzun vadeli olumsuz etkileri olabilir.
Ormansızlaşma
Ormansızlaşma, büyük ormanlık alanların ortadan kaldırılması anlamına gelir. Tarım veya kentsel gelişim için arazi açmak amacıyla doğal ormanlar yok edilmektedir. Ormanlar karbondioksit (CO2) emiliminden ve oksijen üretiminden sorumludur. Ormansızlaşma bu iki sürecin seviyesini ve etkinliğini azaltır. Ormansızlaştırma süreçleri aynı zamanda birçok hayvan ve bitki türünün doğal yaşam alanlarının yok edilmesi anlamına gelir ve bu türlerin neslinin tükenmesine, biyolojik çeşitlilik kaybına yol açabilir. Ormansızlaşma aynı zamanda toprağın su emilimini de etkiler, su döngüsünü bozar, erozyonu, çölleşmeyi ve su baskınlarını yoğunlaştırabilir.
Altyapı inşaatı
Yolların, binaların, köprülerin ve diğer altyapıların inşası doğal ekosistemlerin değişmesine, habitatın ya da canlıların yaşam alanlarının yok edilmesine, büyük miktarda enerji ve malzeme tüketimine, atık ve moloz üretimine neden olabilir. Örneğin, Brezilya’da 5.000 km boyunca uzanan Trans-Amazon Otoyolu inşası Amazon yağmur ormanlarının geniş alanlarının yok edilmesine neden olmuştur. Amazon Bilim Paneli’ne (SPA) göre bu durum, 10.000’den fazla bitki ve hayvan türünü yok olma riskiyle karşı karşıya bırakmıştır.
Ulaşım ya da taşımacılık
Otomobiller, kamyonlar, gemiler ve uçaklar gibi fosil yakıtla çalışan araçlar büyük miktarlarda sera gazı ve diğer hava kirleticileri yayar.
Madencilik
Mineral ve metallerin çıkarılmasının çevre üzerinde toprak bozulması, su kirliliği ve biyolojik çeşitlilik kaybı gibi önemli etkileri olabilir. Ayrıca büyük ölçekli madencilik büyük miktarda atık üretebilir ve önemli miktarda su tüketebilir. Bu durum ekosistemlerin yanı sıra maden sahalarının yakınındaki insan nüfusunu da etkiler.

Çevresel Etki Türleri
“Çevre” ve “doğa” terimleri sıklıkla birbirine karıştırılsa da, çevre terimi insan toplumlarını da kapsar. Bu nedenle, çevresel etki sadece ekosistemlere zarar vermez, aynı zamanda insan yaşamında da birçok değişiklik meydana gelebilir. Çevresel etkiler doğalarına ve sürelerine bağlı olarak aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:
Doğrudan veya dolaylı etkiler: Doğrudan etkiler, çevre üzerinde anında ve gözle görülür kısa vadeli değişikliklere neden olan etkilerdir. Buna karşılık, fark edilmesi daha uzun süren etkiler dolaylı etkiler olarak adlandırılır.
Geçici veya kalıcı etkiler: Geçici etkiler belirli bir faaliyetin gerçekleşmesi sırasında ortaya çıkar, ancak faaliyet sona erdiğinde ortadan kaybolur. Kalıcı etkiler ise, onlara neden olan faaliyet sona erdikten sonra bile devam eder.
Geri döndürülebilir veya geri döndürülemez etkiler: Geri döndürülebilir etkiler, doğal yollarla ya da insan müdahalesiyle geri döndürülebilir ve neden olunan hasar onarılabilir. Geri döndürülemez etkiler ise ne doğa ne de insan müdahalesi ile geri döndürülemez.
Kümülatif veya sinerjistik etkiler: Kümülatif etkiler zaman içinde kötüleşen etkilerdir. Sinerjistik etkiler ise çeşitli etkilerin birlikte etkileşime girmesine ve birleşme sonucu daha büyük hasara yol açmasına gönderme yapar.
Mevcut veya potansiyel etkiler: Mevcut etkiler, bunlara neden olan faaliyet gerçekleşirken meydana gelirken, potansiyel etkiler yeterli önleyici tedbir alınmazsa gelecekte meydana gelebilir.
Yerel veya yaygın etkiler: Yerel etkiler belirli bir yerde meydana gelen etkilerdir; yaygın etkiler ise etkinin meydana geldiği yerden çok uzaktaki ekosistemleri ve ortamları etkileyebilir.
Tesadüfi veya planlı etkiler: Çevresel etkiler bazen önceden planlanır; baraj inşaatlarında olduğu gibi, belirli bir alanın sular altında kalmasına karar verilir ve etkiyi en aza indirmek için önlemler alınır. Diğer zamanlarda, etkiler kazara meydana gelir, öngörülmesi ve önlenmesi daha zordur.

Çevre Üzerindeki Başlıca Etkiler

Her çevresel sorun, dünyanın ve insanlığın karşı karşıya olduğu birbiriyle bağlantılı birçok zorluğa katkıda bulunur. Başlıca çevresel etkilerden bazıları şunlardır:
İklim değişikliği
İklim değişikliği, fosil yakıtların yakılması gibi insan faaliyetlerinin, ormansızlaşmanın neden olduğu sıcaklık, yağış ve diğer hava koşullarındaki uzun vadeli değişiklikleri ifade eder. Ağaçlar karbondioksitin atmosferden uzaklaştırılmasında hayati bir rol oynadığından, ormansızlaşma küresel iklim değişikliğine de önemli bir katkıda bulunur. Ağaçlar ortadan kaldırıldığında, artık karbondioksiti ememez ve filtreleyemezler. Ormansızlaşma dahil çeşitli insan faaliyetleri nedeniyle sera gazı (karbondioksit, nitröz oksit, metan, CFC, HCFC gibi florlu gazlar) emisyonlarının artması ısıyı dünya atmosferinde hapsederek küresel sıcaklıkların artmasına neden olur. NASA’ya göre, Dünya’nın ortalama yüzey sıcaklığı 19. yüzyılın sonlarından bu yana yaklaşık 1°C artmıştır. Sonuçlar arasında eriyen buzullar, yükselen deniz seviyeleri, bozulan ekosistemler, kuraklık, sel, sıcak hava dalgaları ve kontrol edilemeyen yangınlar gibi şiddetli hava olaylarındaki artış yer alır.
Mercan resiflerinin ve diğer deniz ekosistemlerinin yok edilmesi aynı zamanda okyanus tarafından emilen karbondioksit miktarının da azalmasına yol açarak iklim değişikliğine daha da katkıda bulunur. Ayrıca aşırı avlanma gibi sürdürülebilir olmayan uygulamalar, atmosferdeki karbondioksiti tüketen organizmaların sayısının sayısında azalmaya yol açarak sorunu daha da kötüleştirebilir.
Hava olayları
Kasırgalar, seller, orman yangınları, kuraklıklar ve kar fırtınaları gibi aşırı hava olayları, iklim değişikliği nedeniyle daha sık ve şiddetli hale gelmektedir. Bu olaylar hem çevre hem de insan nüfusu için tehdit oluşturmakta ve altyapıya, evlere ve yaşam biçimlerine önemli zararlar verebilmektedir. Diğer faktörlerin yanı sıra artan sıcaklıklar ve yükselen deniz seviyeleri de aşırı hava koşullarının artmasına katkıda bulunmaktadır. Örneğin, aşırı hava olayları Doğu Afrika’da mahsullere zarar verip verimi düşürdükçe, insanlar ailelerini doyuracak kadar gıda üretemez hale gelmiştir. Dünya Meteoroloji Örgütü’ne göre aşırı hava ve iklim olayları, 1970 ile 2021 yılları arasında 2 milyon ölümden ve 4,3 trilyon ABD doları tutarında ekonomik kayıptan sorumlu olmuştur.
Toprak hasarı
Toprak erozyonu, toprak verimliliğinin azalmasına, su yollarında çökelmenin ve sel riskinin artmasına neden olabileceği için çevre açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. Buna ek olarak, toprak erozyonu bitki büyümesi ve gıda üretimi için gerekli olan değerli üst toprağın kaybına, toprağın verimliliğinin azalmasına yol açabilir. Toprak erozyonu çevresel bozulmaya başka şekillerde de katkıda bulunabilir, toz partiküllerinin (parçacıklarının) rüzgarla taşınması ve başka alanlarda birikmesi nedeniyle hava kirliliğinin artmasına neden olabilir. Toprak erozyonu, bitkiler ve hayvanlar için mevcut habitat miktarını azaltabileceği için biyolojik çeşitliliğin azalmasına neden olabilir. Tüm bu etkiler çevre için ciddi sonuçlar doğurabilir ve arazi yönetimi stratejileri geliştirilirken göz önünde bulundurulmalıdır.
Çölleşme
Çölleşme, toprağın tarım ve hayvancılık için aşırı kullanılması sürecini ifade eder. Daha sonra toprak kalitesi bozulur ve verimsiz hale gelir ve artık tarıma uygun olmaz, gıda üretimi azalır. Sosyologlar, gelişmekte olan ülkelerdeki çiftçilerin, Batı ile ticaretteki dengesizlik nedeniyle, belirli mahsulleri gereğinden fazla yetiştirmeye zorlandıklarını ileri sürmektedir. Gelişmiş ülkelerden gönderilen gıda yardımları, gelişmekte olan ülkelerdeki yerel gıda maddelerinin fiyatlarını da düşürmektedir. Bu, çiftçilerin geçimini sağlamak için daha fazla ürün üretip giderek daha düşük fiyatlarla satması gerektiği anlamına gelir. Bu süreç verimsiz hale gelen toprağı tüketir. Örneğin, Afrika’nın Sahel çölü çölleşme yoluyla oluşmuştur. 1970’lerde Afrika’nın nüfusu gıda açısından kendi kendine yeterliyken, sadece 14 yıl sonra, 1984’te, Afrika’daki insanların dörtte birinin gıda yardımına bağımlı hale gelmiştir.
Hava kirliliği
Günümüzde en önemli kirlilik türleri hava ve su kirliliğidir. Bunlar esas olarak gelişmekte olan dünyayı etkilemektedir. Sorunun kaynağı, gelişmekte olan ülkelerdeki imalat ve üretim tesislerinin sayısının giderek artmasıdır. Hava kirliliği, havada bulunabilen birçok farklı kimyasal madde ve parçacığı ifade eden geniş bir terimdir. Bu kirleticiler arabalar, fabrikalar, enerji santralleri ve hatta dış mekan yangınları dahil olmak üzere çeşitli kaynaklardan gelebilir. En yaygın hava kirliliği türü kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanmaktadır. Bu maddeler yandığında havaya karbondioksit, azot oksitler ve sülfür dioksit gibi zararlı kimyasallar salınır. Diğer hava kirleticiler arasında kurşun, yer seviyesindeki ozon ve havada bulunan küçük katı parçacıklar (örneğin kir ve kurum) olan partikül maddeler yer alır. Bu gazlar ve kirleticiler insanlar için kalp hastalığından astım, amfizem ve kronik bronşit gibi çeşitli solunum sorunlarına hatta kansere kadar birçok sağlık sorununa neden olabilir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, dış ortam hava kirliliği her yıl 4,2 milyon erken ölüme neden olmaktadır. Olumsuz çevresel etkilere bakıldığında, doğum kusurları, düşük üreme oranları ve hayvanlar alemindeki hastalıklardaki artışların tümü hava kirliliğiyle bağlantılıdır. Hava kirliliğindeki kimyasallar ayrıca mahsullere zarar verip onları öldürebilir ve gıda kıtlığına yol açabilir. Benzer şekilde hava kirliliği, hayatta kalmak için bağımlı oldukları bitki yaşamına ve biyolojik çeşitliliğe zarar verdiğinden hayvanlar için de gıda kıtlığına neden olabilir. Son olarak, hava kirliliği asit yağmurları vasıtasıyla metaller, kumtaşı ve kireçtaşı gibi malzemeleri yiyip bitirerek binaları ve diğer altyapıyı da aşındırabilir.
Su kirliliği
Su kirliliği göller, nehirler ve okyanuslar gibi su kütlelerinin kirlenmesidir. Tarım alanlarından gelen akıntılar, fabrikalardan ve atık su arıtma tesislerinden gelen deşarjlar, atık depolama alanlarından gelen sızıntılar ve okyanustaki balık ağlarından kaynaklanan plastik atıklar gibi çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir. Farklı su kirliliği türleri çevre ve insan sağlığı üzerinde yıkıcı bir etkiye sahip olabilir. İçme suyunun kalitesiyle ilgili sorunlara neden olabilir, bu da suyun içilmesi güvenli olmadığında su kıtlığına yol açabilir. İçme suyunda ortaya çıkan bakteri ve kimyasal konsantrasyonların varlığı sindirim sorunlarına, nörolojik hastalıklara, cilt enfeksiyonlarına ve daha fazlasına neden olabilir. Su kirliliği aynı zamanda insan vücudunda mikroplastiklerin artışına da neden olabilir. Bunların etkileri şu anda bilim insanları tarafından araştırılmaktadır ancak hormon bozulması, düşük antioksidan seviyeleri, DNA hasarı ve inflamasyonu (iltihaplanmayı) içerdiğine inanılmaktadır. Dünya genelinde bir milyardan fazla insanın temiz suya erişimi bulunmamaktadır. Örneğin, su kirliliği özellikle Pakistan’da şiddetlidir. 2012 yılında 135 milyon Pakistanlı temiz suya erişim sağlayamamıştır. İklim değişikliği ve insan faaliyetleri mevcut su kaynaklarını daralttıkça, 2025 yılına kadar dünya nüfusunun üçte ikisi su kıtlığı ile karşı karşıya kalabilir.
Su kirliliğinin etkileri sadece insanlar tarafından yaşanmamaktadır. Okyanustaki plastik birikimi su ekosistemleri üzerinde yıkıcı bir etkiye sahiptir. Birleşmiş Milletler her yıl 11 milyon metrik ton plastiğin suya karıştığını tahmin etmektedir. Mikroplastikler hayvanlar tarafından yanlışlıkla yiyecek zannedilebilir ve boğularak ölmelerine neden olabilir. Ayrıca daha büyük plastik parçalarına dolanarak yiyecek bulma ve avcılardan kaçma yeteneklerini etkileyebilir. Suda bulunan zararlı kimyasallar balıkların hayatta kalmasını da zorlaştırabilir. suyu kirleten maddelere maruz kalan balıklar, maruz kalmayanlara göre hayatta kalmak için yüzde 30 daha fazla uğraşmak zorundadır. Bu, ister bölgelerini savunmak ister eş bulmak olsun, bir balığın hareket etmesi ve diğer balıklarla etkileşime girmesi gibi yapması gereken diğer önemli şeyleri desteklemek için yeterli enerjiye sahip olmayacakları anlamına gelir. Yırtıcı balıklar, kuşlar ve diğer hayvanlar bu kirlenmiş balıkları yediğinde, onlar da yüksek düzeyde toksin almış olurlar.
Okyanus asitlenmesi
Dünya okyanusları çeşitli tehditlerle karşı karşıyadır. Okyanuslar atmosfere salınan karbondioksitin neredeyse üçte birini emmektedir. Küresel karbon emisyonları arttıkça okyanuslar tarafından emilen miktar da artmakta ve bu da asitleşmeye yol açmaktadır. Okyanus asitlenmesi deniz yaşamına zarar verebilir, ekosistemleri bozabilir ve küresel gıda güvenliğini etkileyebilir. Ayrıca, küresel ısınma dünyadaki buzulları erittikçe deniz seviyeleri yükselmekte, bu da deniz yaşamına zarar verebilmekte, kıyılarda sel ve erozyona neden olabilmektedir.
Toprak kirliliği
Binlerce yıl boyunca insan faaliyetleri dünya çapında kirli topraklardan oluşan bir miras bırakmıştır. Toprak kirliliği geçmişteki ve günümüzdeki maden çıkarma, endüstriyel faaliyetler, tarımsal faaliyetler, atık yönetimi ve imhası, kazara gerçekleşen petrol sızıntıları ve asit yağmurları ile bağlantılı olarak meydana gelir, tarihi geçmiş pestisitler gibi tehlikeli maddelerin kalıntılarını da içerir. Bazıları son derece kalıcı olan sayısız kimyasal madde (gazlar, buharlar, tozlar, parçacıklar) toprağın çeşitli seviyelerinde bulunur, yer altı ve yüzey sularına ve hatta havaya karışabilir. Toprak kirliliği toprağın verimliliğini etkiler; bu da insanın hayatta kalması için gerekli olan gıda güvenliğini tehlikeye atar. Toprak kirliliği, küresel toprakları ve sağladıkları ekosistem hizmetlerini etkileyen ana toprak tehditlerinden biri olarak tanımlanır. Toprak kirliliği, doğrudan temas (deri yoluyla maruz kalma, kirli toprak parçacıklarının solunması, kirli toprağın kasıtlı olarak yutulması) yoluyla veya dolaylı olarak, önemli miktarda toprak kirletici madde biriktiren bitki veya hayvanların tüketilmesi yoluyla insan sağlığı için ciddi bir risk oluşturmaktadır. Örneğin Japonya’da toprağın çinko/kurşun madenlerinden kaynaklanan kadmiyumla kirlendiği bir bölgede ilk defa 1912 yılında ortaya çıkan ve yaygın olan Itai-itai hastalığı hala 50 yaş üstü kadınlarda görülmektedir. Itai-itai hastalığı; osteomalazi, osteoporoz, ağrılı kemik kırıkları ve böbrek fonksiyon bozukluğu ile karakterizedir. 1986’daki Çernobil felaketi sırasında açığa çıkan radyonüklitlerin neden olduğu yaygın toprak kirliliğiyle ilişkili sağlık riskleri, birçok insan için kalıcı bir hatıradır.
Gürültü kirliliği
Gürültü kirliliği, gürültüye aşırı maruz kalmaktan kaynaklanan bir kirlilik türüdür. Trafik, inşaat ve uçak gibi etkenlerden kaynaklanabilir ve çevre üzerinde bir takım olumsuz etkileri vardır. Gürültü kirliliği, bir hayvanın yönünü bulmak, yiyecek bulmak, çiftleşmek ve avcılardan kaçınmak için doğada bulunan sesleri kullanma yeteneğini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu, birçok türün hayatta kalma kapasitesini etkiler. Örneğin, bir bölgede gürültü kirliliği yüksek olduğunda Sialia cinsine ait olan mavi kuşların (çatalkuyrukların) daha az civciv ürettiği belgelenmiş ve tırtılların kalp atış hızlarının arttığı gözlemlenmiştir. Bu belirtiler ve diğerleri popülasyonları tehlikeye atabilir. Deniz hayvanları bile gürültü kirliliğinden zarar görmekten kurtulamaz. Daha yüksek gürültü seviyeleri, yön bulmak için ekolokasyon kullanan veya birbirleriyle iletişim kurmak için çağrıları kullanan hayvanları etkileyebilir. Bu nedenle, eşleri, grup üyeleri veya yavruları ile iletişim kurma yeteneklerini engelleyebilir.
Işık kirliliği
Işık kirliliği, yapay ışığın aşırı kullanımından kaynaklanan bir kirlilik türüdür. Sokak lambaları, farlar ve reklam panoları gibi şeyler tarafından yaratılır ve çevre üzerinde bir dizi olumsuz etkisi vardır. Işık kirliliğinin en belirgin etkisi, gece ve gündüzün doğal ritmlerini bozmasıdır. Bunun hem insanlar hem de hayvanlar için çeşitli sonuçları olabilir. İnsanlar için uyku bozukluklarına ve yorgunluğa neden olabilir, bu da kaza riskini artırabilir. Hayvan popülasyonlarını azaltabilir. Işık kirliliği, göçmen kuşların geceleri yönlerini bulmak için kullandıkları ay ışığını yapay ışıkla karıştırıp rotalarından sapmaları veya binalara çarparak ölmeleri gibi kafa karışıklığı ve yönelim bozukluğuna neden olabilir. Geceleri karanlığı sığınak olarak kullanan av hayvanları için artık yüksek ışıklı alanlarda yırtıcılardan saklanacak bir yerleri yoktur. Işık kirliliğinin çevre üzerinde de etkisi vardır. Yapay ışık, sadece geceleri büyüyen veya çiçek açan bitkilerin büyümesini ve üremesini bozabilir. Ayrıca ağaçların yapraklarını kaybetme ve kış için uykuya geçme hızını da bozarak ömürlerini kısaltabilir.
İnsan sağlığına etkileri
Ekosistemlerin tahrip edilmesi, hava, toprak ve su kirliliği gibi olumsuz çevresel etkilerin çoğu sadece doğal çevre üzerinde değil aynı zamanda halk sağlığı ve yaşam kalitesi üzerinde de zararlı etkileri vardır. İnsanlar hava kirliliğine maruz kalmaktan, güvenli olmayan su tüketmekten veya kimyasallar veya sağlığa zararlı maddelerle kirlenmiş ürünleri yemekten dolayı hastalanırlar. Sağlık üzerindeki çevresel etkiler uzun süredir sosyal reformcuların, ileriye dönük sağlık profesyonellerinin ve toplumsal hareketlerin ana endişe kaynağı olmuştur. Bir toplumun çevre sağlığının durumu, o toplumun sosyal ve ekonomik organizasyonuyla yakından ilgilidir. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana sentetik kimyasallardaki büyük artış, çevreyi çarpıcı biçimde değiştirmiş ve çeşitli kanser türlerinin ve diğer hastalıkların artmasına yol açmıştır. Gerçek ve potansiyel çevresel tehlikeler ve felaketler birçok toplumun kültürel ortamının önemli bir bileşeni haline gelmiştir.
Biyolojik çeşitliliğin kaybı
Biyoçeşitlilik, hayvanlar, bitkiler ve mikroorganizmalar da dahil olmak üzere Dünya üzerindeki yaşamın ve onu destekleyen doğal ekosistemlerin çeşitliliğini ifade eder. Amazon’dan tundraya kadar biyoçeşitlilik gezegenin ekolojik dengesi için çok önemlidir. Biyoçeşitliliğin kaybı türlerin yok olmasına yol açabilir, gıda ve su kaynaklarını riske atabilir ve karbon tutulmasını (iklim değişikliğini azaltmak için gerekli olan karbondioksiti atmosferden uzaklaştıran doğal süreç) azaltabilir. Ormansızlaşma, tarımsal genişleme, arazi kullanımı değişiklikleri, kirlilik ve pestisit kullanımı gibi insan faaliyetlerinden kaynaklanan habitat tahribatı biyolojik çeşitliliğin genel kaybına katkıda bulunmaktadır. Türler doğal yaşam alanlarını (habitatlarını) kaybettiklerinde veya temiz suya ve gıda kaynaklarına erişemedikleri zaman eninde sonunda yok olurlar. Bu, farklı türlerin dramatik bir şekilde azalmasına yol açar. Bir türün yok olması, bir başka türün besin kaynağının kaybı anlamına gelebilir, bu da çeşitli hayvanların neslinin tükenme ihtimalinin artmasına neden olabilir. Örneğin, kar leoparları nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan en bilinen türlerden biridir. Ekolojistlere göre son 500 yılda 816 türün nesli tükenmiştir. Onlarca yıl önce yok olma oranı nispeten düşükken artık her yıl ortalama 1,6 türün neslinin tükendiğini iddia etmektedirler. Dünya Yaban Hayatı Fonu’na göre, Dünya 1970’ten bu yana yaban hayatı popülasyonlarının %69’unu kaybetmiştir.
Biyolojik çeşitliliğin azalması nihayetinde tüm ekosistemin çökmesine yol açabilir ki bu da insanlar da dahil olmak üzere dünyadaki tüm yaşam için yıkıcı sonuçlara yol açabilir. İnsanlar, beslenme de dahil olmak üzere çeşitli kaynaklar için yerel biyoçeşitliliğe bağımlıdır. Örneğin son yıllarda habitat kaybı, kirlilik ve pestisit kullanımı nedeniyle yabani arıların popülasyonu önemli ölçüde azalmıştır. Sofralara gelen her 3 lokma yiyeceğin 1’inden arılar sorumludur. Tozlaşma yetenekleri olmazsa gıdaların çoğu yetişemez. Biyoçeşitliliğin korunması, günlük yaşam için gerekli olan birçok gıdanın beslenme için devam etmesini sağladığı için son derece önemlidir.

Çevresel Etki Nedir? Temel Çevresel Etkiler Nelerdir? Çevresel Etki Nasıl Değerlendirilir?

Çevresel Etkinin Ölçülmesi

Çevresel etki, doğal ve beşeri çevrenin korunmasında kilit bir kavramdır. İnsan refahı doğrudan biyolojik çeşitliliğe ve ekosistemlere bağlıdır. Bu nedenle ekolojik dengeyi değiştirebilecek her türlü aktiviteyi ölçmeye, planlamaya ve en aza indirmeye çalışmak hayati önem taşımaktadır. İnsanlar tarafından gerçekleştirilen tüm faaliyetlerin ekosistemler üzerinde bir etkisi vardır. Bazıları çevre kirliliği, türlerin yok olması, kaynakların tükenmesi ve habitat tahribatı gibi çevre üzerinde geri dönüşü olmayan etkilere neden olmaktadır. Dahası, insan nüfusu arttıkça doğal kaynaklar da tükenmektedir. İnsani kalkınmanın sürdürülebilirliğinin iyileştirilmesi giderek daha acil hale gelmektedir ve bu etkilerin ölçülmesi, en aza indirilmesi ve telafi edilmesi esastır.

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED)
Bugün 100’den fazla ülkede, gerçekleşeceği yerdeki ekosistemleri büyük ölçüde etkileyebilecek herhangi bir proje için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) yapılmasını zorunlu kılan bir mevzuat bulunmaktadır. Çevresel Etki Değerlendirmesi, ekosistemler üzerindeki etkilerin değerlendirilmesi amacıyla oluşturulmuş ve sürdürülebilir kalkınma göstergelerine göre tasarlanmıştır. Çevresel etki değerlendirmesi aracılığıyla uzmanlar, belirli bir projenin çevresel açıdan riskleri ve tavsiye edilebilirliği konusunda uyarıda bulunabilirler. Çevresel etki değerlendirmesi, belirli bir yerde bir faaliyet için teklif vermek isteyen herhangi bir şirket tarafından yapılması gereken teknik değerlendirmedir. Bir projenin neden olabileceği çevresel ve sosyal etkileri tahmin etmesi, tanımlaması, değerlendirmesi ve yönetmesi gereken bir çalışmadır. Bir projenin sonuçlarını veya olumsuz etkilerini önlemeyi ve hafifletmeyi, aynı zamanda olumlu olanları geliştirmeyi amaçlar. Çevresel etki değerlendirmesi sunulduktan sonra, faaliyete izin verilebilmesi için yerel makamlar tarafından onaylanması gerekir. Risklerin yüksek olduğu veya hasarı hafifletmeye veya önlemeye yönelik eylemlerin yetersiz olduğu düşünülürse yetkililer değerlendirmeyi reddedebilir ve dolayısıyla projeye izin vermeyebilir. Çevresel etki değerlendirmesine ek olarak, ticari kuruluşların çevresel bağımlılıklarını, ekosistemler ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkilerini finansmanlarına entegre etmelerini sağlamak için çalışan uluslararası bir Doğal Sermaye Koalisyonu da bulunmaktadır.

Çevre Sorunları Nasıl Ele Alınmaktadır?

Bireyler, hükümetler, kuruluşlar ve topluluklar çevre sorunlarını çeşitli şekillerde ele almaya çalışmaktadır:
Araştırma ve eğitim
Bilimsel araştırma ve geliştirme sayesinde insanlar, çevre sorunlarının nedenleri ve bunların olumsuz sonuçlarını sınırlama veya onarma yolları hakkında daha fazla şey öğrenmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarındaki ilerlemeler ve enerji tasarruflu operasyonlar dahil olmak üzere yeni teknolojiler, karbon emisyonlarının azaltılmasına yardımcı olabilir. Ekoloji ve çevre bilimi, insan faaliyetlerinin Dünya’yı karmaşık şekillerde nasıl etkilediğinin daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir. Halk eğitimi çabaları, bazı davranış ve uygulamaların çevre üzerindeki zararlı etkileri hakkında bilgi yayar, çevrenin korunması ve sürdürülebilir kalkınmaya olan ilgiyi artırabilir.
Uluslararası işbirliği
İşbirliğine dayalı uluslararası çabalar, çevre sorunlarını azaltacak çözümler bulmaya ve uygulamaya çalışmaktadır. Çevre, sağlık ve güvenlik (ÇSG) kuruluşları, çevreyi kirlilikten ve bozulmadan korumaya odaklanmaktadır. İnsan faaliyetlerinin, emisyonların ve tehlikeli maddelerin ekosistemler üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için çevre yönetimi ve koruma önlemleri konusunda araştırma ve tavsiyelerde bulunmada rol oynamaktadırlar. Paris Anlaşması gibi anlaşmalar, iklim değişikliğini uluslararası ölçekte ele almayı amaçlamaktadır. Kaynakların ve en iyi uygulamaların ülkeler arasında paylaşılması aynı zamanda daha etkili çevre koruma çabalarına da yol açabilir.
Kurumsal sorumluluk
Giderek daha fazla şirket kurumsal sosyal sorumluluk politikalarını benimsemekte ve çevresel zorlukları göz önünde bulundurarak faaliyet göstermektedir. Çevresel değişime olan katkıyı en aza indirmek için iş dünyasında sürdürülebilirliği artırmaya çalışmaktadırlar. Çabaları arasında daha az su ve enerji kullanarak emisyonların ve karbon ayak izinin azaltılması, atıkların en aza indirilmesi ve atık yönetiminin iyileştirilmesi yer alabilir.
Ekonomik teşvikler
Bazı hükümetler çevre sorunlarını ele almak ve çevre dostu uygulamaları teşvik etmek için vergi ve sübvansiyonlar gibi ekonomik teşvikler kullanmaktadır. Örneğin, bazıları kirliliğe neden olan faaliyetleri caydırmak için karbon vergilerinden yararlanmış veya elektrikli arabaları veya güneş panellerini daha uygun fiyatlı hale getirmeye yardımcı olmak için sübvansiyonlar kullanmıştır. Toplu taşıma ve enerji tasarruflu binalar gibi sürdürülebilir altyapı yatırımları da çevresel etkiyi azaltırken uzun vadeli ekonomik ve sosyal faydalar sağlayabilir.
Bireysel eylemler
Bazı insanlar çevresel etkilerini bireysel düzeyde azaltmak amacıyla yaşam tarzı seçimleri yapmaktadır. Bu tercihler arasında enerji kullanımını azaltmak, geri dönüşüm yapmak, sürdürülebilir ürünler seçmek veya su israfını azaltmak yer alabilir. Bireyler ayrıca çevre sorunlarını savunabilir ve sürdürülebilirliğe öncelik veren politikaları ve işletmeleri destekleyebilir.

Çevresel Etkilere Karşı Bazı Çözümler
Toprak erozyonu, iklim değişikliği ve yoksulluk gibi zorluklar çevresel bozulmanın hem nedenleri hem de sonuçlarıdır. Yani bu sorunlardan biri kontrolden çıktığında diğer sorunları da tetikler ve hepsi birlikte daha ciddi hale gelir. Bu durum, bozulmuş bir kırsal alanda yaşayan biri için çok zor bir hayata yol açabilir. Çevresel bozulmalara yönelik aşağıdakiler gibi çözümler mevcuttur.
Yenileyici (Rejeneratif) Tarım
Rejeneratif tarım, toprağın sağlığını iyileştirmeye ve çevresel hasarı tersine çevirmeye odaklanan bir tarım uygulamasıdır. Bu uygulama toprak verimliliğini yeniden inşa etmek, biyolojik çeşitliliği artırmak, sentetik gübre ve pestisit (böcek ilacı) kullanımını azaltmak için çalışır. Rejeneratif tarım aynı zamanda su tutulmasını iyileştirmek ve su akışını azaltmak için de çalışır; bu da toprak erozyonunu azaltılmaya ve su kalitesini iyileştirilmeye yardımcı olabilir. Örtü bitkileri, ürün rotasyonu ve diğer uygulamalar sayesinde yenileyici (rejeneratif) tarım toprak yapısını iyileştirmeye, organik maddeyi artırmaya ve toprakta sağlıklı mikrobiyal aktiviteyi teşvik etmeye yardımcı olur. Yenileyici tarım, toprak sağlığını iyileştirmenin yanı sıra yararlı böceklerin, kuşların ve diğer yabani hayvanların sayısını artırarak biyolojik çeşitliliği yeniden sağlamaya da çalışır. Bu, zararlılara ve hastalıklara daha iyi direnç gösterebilecek daha dengeli bir ekosistem oluşturulmasına yardımcı olur. Yenileyici tarım, sentetik gübre ve pestisit kullanımını azaltarak su yollarının kirlenmeye karşı korunmasına da yardımcı olur. Bu uygulamalar genellikle mahsul verimini önemli ölçüde artırır. Yoksulluk azaldıkça ekosisteme yönelik talepler de azalır.
Ağaç Dikimi
Ağaç dikmek çevre bozulmasını önlemenin etkili bir yoludur. Ağaçlar havadaki karbondioksiti ve diğer kirleticileri emerek hava kirliliğinin azaltılmasına yardımcı olur. Ayrıca gölge ve barınak sağlayarak kentsel ısı adası etkisini ve buharlaşmayı azaltmaya yardımcı olurlar. Ağaçlar ayrıca kökleriyle toprağı sabitleyerek toprak erozyonunun azaltılmasına yardımcı olur. Ayrıca, ağaçlar yüzey akışını azaltarak ve topraktan geçen su için doğal bir filtre sağlayarak suyun korunmasına yardımcı olur. Son olarak, ağaçlar vahşi yaşam için bir habitat (yaşam alanı) sağlayarak biyolojik çeşitliliğin korunmasına yardımcı olur. Ağaç dikmek, çevrenin bozulmaya karşı korunmasına yardımcı olmanın basit ve etkili bir yoludur.
Tasarruf ve Kredi Fırsatları
Tasarruf ve kredi olanakları çevresel bozulmanın önlenmesinde etkili bir araç olabilir. Sürdürülebilirliği teşvik eden veya ailelere finansal olarak büyümeleri ve yoksulluğun üstesinden gelmeleri için yıkıcı olmayan araçlar sağlayan projeler için sermayeye erişim sağlar. Bu, kırsal topluluklardaki insanlara ormanlar ve sulak alanlar gibi doğal kaynakları koruma ve restore etme olanağı sağlar.
Manevi Yenilenme
Manevi ya da ruhsal yenilenme çevresel bozulmayı önlemek için güçlü bir araçtır. Yenilenme çevreye karşı sorumluluk duygusu ve onu koruma arzusu geliştirilmesine yardımcı olabilir, daha bilinçli tüketim, çevreye daha fazla saygı ve daha sürdürülebilir uygulamalar gibi yönetimsel sorumluluklara yol açabilir. Ayrıca, çevreyi koruma çabalarına katılmak, atıkları azaltmak ve çevre politikalarını savunmak gibi çevreyi korumak için harekete geçmek konusunda kişilere ilham verebilir.
Çeşitli çözümler mevcut olsa da, bunları bütünsel olarak uygulamak önemlidir. Bu çözümlerden biri, diğer faaliyetler desteklenmeden tek başına çevresel bozulmayı tersine çevirmek için muhtemelen yetersiz kalacaktır.

Özet
Çevresel etkiler, doğal nedenlerin ve insan etkisinin birleşiminden kaynaklanmaktadır. Dünyanın ekosistemleri belirli miktarlardaki doğal sorunlarla (orman yangınları ve seller gibi) baş edebilecek şekilde olsa da, insan faaliyetleri bunların daha sık veya yoğun şekilde meydana geldiği koşulları yaratabilir. Sanayi Devrimi’nden bu yana fosil yakıtların yakılması ve diğer faaliyetler, Dünya atmosferindeki sera gazı emisyonlarının miktarını artırarak küresel ısınmanın artmasına neden olur. Ortaya çıkan iklim değişikliği, çevrenin ve hayati doğal süreçlerin bozulmasını hızlandırır. Arazi kullanım uygulamaları, doğal kaynakların çıkarılması, atıkların bertaraf edilmesi ve diğer insan davranışları da çevre sorunlarına katkıda bulunur. Çevresel etkiler ve bozulmalar herkesi etkileyen giderek artan bir sorundur. Gezegene ve kaynaklarına sahip çıkmak herkesin sorumluluğudur. Her bir insan, bir odadan çıkarken ışıkları kapatmak veya plastik şişelerini geri dönüştürmek kadar basit bir şey olsa bile bir fark yaratabilir. Sadece yerel ve mevsimlik ürünler tüketmeye gayret edilerek, sürdürülebilir işletmelerden satın almaya öncelik verilerek ve ihtiyaçtan fazlasını satın almaktan kaçınarak karbon ayak izi azaltılabilir. Ayrıca çevre dostu ürünlere, araç paylaşımına ve sıfır atıklı yiyeceklere yatırım yapılabilir. Kişiler yeniden ağaçlandırmaya ve ekosistemleri destekleyen diğer nedenlere katkıda bulunan farklı çevresel gruplara dahil olarak çevrenin korunmasında daha anlamlı bir rol oynayabilir. Şirketlere ve hükümetlere fosil yakıt kaynaklarına olan bağımlılığı azaltmaları, endüstriyel atıklarla ilgili çevresel düzenlemeleri artırmaları ve ülke çapında yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmaları yönünde çağrıda bulunulabilir.

Kaynakça:

https://humanidades.com/en/environmental-impact/
https://www.mapfre.com/en/insights/sustainability/environmental-impact/
https://www.studysmarter.co.uk/explanations/social-studies/global-development/environmental-impacts-of-development/
https://ced.csb.gov.tr/kitapciklar-i-85877
https://acikders.ankara.edu.tr/course/view.php?id=2418

Yazar: Müşerref Özdaş

Bunları da beğenebilirsin
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku