1949 yılında Japonya’nın Kyoto kentinde doğan Murakami, çağdaş edebiyatın en özgün ve en çok okunan yazarlarından biri olarak kabul edilir. Eserlerinde gerçek ile düş, yalnızlık ile arayış, müzik ile sessizlik arasında bir denge kurar. Haruki Murakami, çağımızın yalnız ama derin seslerinden biridir. Onun romanlarında ne büyük olaylar olur ne de çığlıklar atılır. Ama sayfalar arasında dolaşırken insan, kendi içinin yankısını duyar.
Belki de bu yüzden, Murakami okumak bir hikâye dinlemekten çok bir aynaya bakmak gibidir.Murakami, Tokyo’da büyüdü ve Waseda Üniversitesi’nde tiyatro eğitimi aldı. Ancak gençliğinde onu en çok etkileyen şey, Japonya değil, Batı kültürü oldu. Caz müziği, Raymond Chandler romanları, Amerikan sineması… Edebiyata başlamadan önce eşiyle birlikte “Peter Cat” adlı bir caz barı işletti. Belki de bu yüzden, romanlarının neredeyse tamamında bir plak sesi duyulur, bir köşede caz melodisi çalar. Yazarın anlatımı, o sessiz müzikle benzer: sade, ama içinde yankı bırakan. Murakami’nin yazarlık hikayesi neredeyse bir roman gibidir. 1978 yılında bir beyzbol maçında tribünde otururken, aniden bir iç ses duyar: “Bir roman yazabilirim.”
O an eve döner, bir masa kurar ve ilk romanı Rüzgârın Şarkısını Dinle’yi yazar. Bu roman ona Gunzo Yeni Yazarlar Ödülü’nü kazandırır ve Murakami’nin edebiyat sahnesine sessiz ama derin bir giriş yapmasını sağlar. Murakami’nin anlatı dili, klasik Japon edebiyatından çok Amerikan modernizmine yakındır. Ama tam da bu sebeple, o Doğu ile Batı arasında bir köprü kurar.
Okur, onun romanlarında Tokyo’nun ara sokaklarında gezerken bir anda Franz Kafka’nın evrenine düşer.
Murakami, Japonya’nın evrensel bir sesi olmayı başarır. Murakami bir röportajında şöyle der:
“Roman yazmak, bir rüyayı kelimelere dökmektir.”
Bu yüzden onun kitapları okunmaz, dinlenir.
Sessizlikle doludur.
Karakterler çoğu zaman dışarıyla değil, iç sesleriyle konuşur.
O ses, insanın kendi derinliklerine çağrıdır. Murakami aynı zamanda bir maraton koşucusudur.
Her sabah erken kalkar, yazı yazar ve koşuya çıkar.
Disiplini, yazarlığı kadar efsaneleşmiştir.
Hatta bu alışkanlığını anlattığı Koşmasam Yazamazdım adlı otobiyografik kitabında şöyle der:
“Yazmak uzun bir koşuya benzer. Nefesini ayarlamazsan, yolda kalırsın.”
Eserlerinde Temalar
Murakami’nin dünyasında gerçeklik genellikle ince bir perdeyle örtülüdür.
Kahramanlar sıradan insanlardır — ama başlarına gelenler sıradan değildir.
Bir kuyuya inerler, bir kediyle konuşurlar, bir rüyaya girerler ya da zamanın dışına çıkarlar.
Bu sembolik yapılar, onun metinlerinde insanın iç dünyasına açılan geçitlerdir.
Yazarın tekrar eden temaları şunlardır:
Yalnızlık ve modern insanın içsel boşluğu
Bellek, kimlik ve geçmişle yüzleşme
Müzik, özellikle caz ve klasik müzik
Gerçeküstücülük, rüyalar ve bilinçaltı
Kayboluş, hem fiziksel hem ruhsal anlamda
En Bilinen Eserleri
Norwegian Wood (1987) — Melankolik bir gençlik ve kayıp hikayesi. Murakami’yi Japonya’da yıldız yapmıştır.
Kafka on the Shore (2002) — Mitoloji, rüya ve bilinçdışının iç içe geçtiği bir başyapıt.
1Q84 (2009) — Alternatif bir gerçeklikte geçen dev bir üçleme.
The Wind-Up Bird Chronicle (1994) — Savaşın gölgesinde kaybolan kimlikler üzerine derin bir roman.
Men Without Women (2014) — Kadınsız erkeklerin içsel boşluklarını anlatan öykü kitabı.
Murakami’nin kitapları 50’den fazla dile çevrilmiştir ve dünya çapında milyonlarca satmıştır.
Kaynakça:
Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi
Yazar: Özge NUR