Deaş (Işid) terör örgütü ile birlikte yeniden gündeme gelen Selefilik, Vehhabiliğin kamufle edilmiş adıdır. Vehhabiler (Vahhabiler), bu ismin altında kendilerini kamufle edip gizliyorlar. Selef sözlükte, “önceki” demektir. İslamiyet’te ise Selef veya Selef-i salihin, ilk iki yüzyılın Müslümanlarıdır. Yani Selef-i salihin deyince, Eshab-ı kiramın tamamı ile Tabiin’in ve Tebe-i Tabiinin büyükleri ifade edilmiş olur.

Peygamber efendimizi Müslüman iken en az bir kere görmüş veya birlikte bulunmuş olan Müslümanlara “Eshab (Ashab)” veya “Sahabe” denir. Bunu saygı ile ifade etmek için “Eshab-ı kiram” denir. Eshab-ı kiramı görmüş Müslümanlara “Tabiin”, Tabiin’i görmüş Müslümanlara da “Tebe-i Tabiin” denir.

Selefilerin İddiası

Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında, “Selefi” diye bir isim ve “Selefi Mezhebi” diye bir mezhep ismi yoktur. Bu isimler, doğru yoldan ayrılmış ve kendilerine Selefi diyen kimseler tarafından uydurulmuş ve yetkili olmayan din adamları tarafından, bu Selefilerin kitapları Arapçadan Türkçeye çevrilirken ülkemizde de yayılmaya başlamıştır. Bunların iddiası özetle şöyledir:

“Eş’ari ve Matüridi ismi verilen iki mezhep kurulmadan önce Sünnilerin uydukları mezhebe Selefi mezhebi ismi verilmektedir. Bunlar Eshab-ı kiram ve Tabiin’in yolunda gitmişlerdir. Selefi mezhebi Eshab-ı kiramın, Tabiin’in ve Tebe’i tabiinin yoludur yani onların mezhebidir. Dört büyük mezhep imamı da bu mezhebe bağlıydı. Selefi mezhebini savunmak için ilk yazılan eser, Fıkh-ul-ekber adı ile İmam-ı A’zam Ebu Hanife tarafından kaleme alınmıştır. İmam-ı Gazali de İlcam-ül avam-anil kelam isimli kitabında Selefi mezhebinin temel esaslarını yedi tane olarak yazmıştır. İmam-ı Gazali ile birlikte müteahhirinin ilm-i kelamı yani son dönem kelam ilmi başlar. İmam-ı Gazali, kendisinden önce yaşamış olan kelam ilmi âlimlernin mezheplerini ve ayrıca İslam filozoflarının fikirlerini iyice inceledikten sonra, bu ilmin usullerinde bazı değişiklikler yaptı. Felsefi içerikteki düşünceleri, bunların yanlış olduklarını ortaya koymak amacıyla kelam ilmine dahil etti. Razi ve Amidi isimli âlimler, kelam ile felsefeyi birleştirerek bir ilim haline getirdiler. Kadı Beydavi ise, kelam ilmi ile felsefeyi birbirinden ayrılamaz bir hale getirdi. Müteahhirinin ilm-i kelamı, sonuçta Selefi mezhebinin yayılmasına engel oldu. İbni Teymiye ile talebesi İbn-ül-Kayyım, Selefi mezhebini birlikte ihyaya çalıştılar. Selefi mezhebi son zamanlarda ikiye ayrılmıştır: Eski Selefiler denilenler, Allah’ın sıfatları ile müteşabih nasslar yani manası anlaşılamayan âyet ve hadisler hakkında ayrıntıya girmemişlerdir. Sonraki Selefiler ise bunlar hakkında detaylı incelemeye önem vermişlerdir. İbni Teymiye ile İbni Kayyım Cevziyye gibi sonraki dönem Selefilerde bu durum açıkça görülmektedir. Eski ve yeni olarak bilinen Selefilerin hepsine ‘Ehl-i sünnet-i hassa’ adı verilir. Ehl-i sünnet olan kelamcılar bazı ayet ve hadisleri tevil etmişler ise de, Selefi mezhebi buna karşı çıkar. Selefiler, ‘Allah’ın gelmesi’ ve ‘Allah’ın yüzü’ ifadeleri için, insanların gelmesine ve yüzüne benzemez diyerek, Allah’ın sıfatlarını insanların sıfatlarına benzeterek doğru yoldan çıkan Müşebbihe mezhebinden ayrılmıştır.”

Selefiler Cevaplar

Matüridi ve Eş’ari mezheplerinin sonradan kurulduğu iddiası yanlıştır. Bu iki büyük âlim, Selef-i sâlihin’in bildirdikleri iman ve itikat bilgilerini kitaplarına yazmışlar, açıklamışlar, kısımlara ayırmışlar, herkesin anlayabileceği şekilde yaymışlardır. Bu iki âlimden İmam-ı Eş’ari, Şafii mezhebinin kurucusu İmam-ı Şafii’nin talebesi halkasında bulunmaktadır. Yine bunun gibi İmam-ı Matüridi de, Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı a’zam’ın talebeleri zincirinde bulunan büyük bir halkasıdır. İmam-ı Eş’ari ve İmam-ı Matüridi, hocalarının iman ve itikat bilgilerinde ortak olan mezheplerinden hiç dışarı çıkmamış, ayrı bir mezhep kurmamıştır. Bu ikisinin, hocalarının ve meşhur dört mezhep imamının itikadı, itikat mezhepleri aynıdır. O da “Ehl-i sünnet vel cemaat” adı ile bilinen itikat mezhebidir. Bu mezhepte bulunanların yani Ehl-i sünnet itikadındaki Müslümanların imanı, inanışları, Peygamber efendimizin, Eshab-ı kiramın, Tabiin ile Tebe-i tabiinin itikadıdır.

İmam-ı a’zam’ın yazdığı, Fıkh-ul-ekber isimli kitap, asırlar sonra ortaya çıkan batıl Selefilik mezhebini değil, Peygamber efendimizin ve Eshabının itikadı olan Ehl-i sünnet mezhebini savunmaktadır. Bu kitap ile İmam-ı Gazali’nin yazdığı İlcam-ül-avam kitabında Selefi diye bir ifade mevcut değildir.

İmam-ı Gazali Selefilikten Bahsetmedi !

İmam-ı Gazali hazretleri, İlcam-ül-avam isimli eserinde, “Bu kitapta temel inanç esaslarını bildiren, iman ve itikattaki mezheplerden, Selef mezhebinin doğru, hak olduğunu bildireceğim. Bu yoldan ayrılanların, doğru yolda ayrılmış ve bidat sahibi olduklarını nakledeceğim. Selef mezhebi, Eshab-ı kiram ve Tabiinin imanı ve itikatları demektir. Bu mezhebin temel esasları yedidir…” diyor. Görüldüğü gibi, İlcam-ül-avam kitabı, Selef yani Ehl-i sünnet mezhebinin yedi temel esasını bildirmektedir. Buna “Selefilik mezhebinin yedi temel esası” demek, yani Selef kelimesini Selefilik olarak değiştirmek, bu kitabın bildirdiklerini değiştirmek ve büyük âlim İmam-ı Gazali’ye iftira atmak anlamına gelir. Ehl-i sünnet kitaplarının hepsinde, mesela Dürr-ül-muhtar kitabının şahitlik bahsinde, Selef ile Halef ifadelerini kullandıktan sonra, “Selef ismi, Eshab-ı kiram ile Tabiinin adıdır. Bunlara Selef-i salihin de denir. Halef ifadesi de, Selef-i salihinden sonraki zaman diliminde yaşamış olan Ehl-i sünnet âlimlerine verilen isimdir” diye yazılıdır.

İmam-ı Gazali, İmam-ı Razi ile tefsir âlimlerinin baş tacı olarak bilinen İmam-ı Beydavi, Selefi değil, Selef-i salihin mezhebinde yani Ehl-i sünnet idiler. Kendi zamanlarında ortaya çıkan bozuk bidat fırkaları (mezhepleri), kelam ilmine, İslam dininde yeri olmayan, sadece aklı esas alan felsefeyi de karıştırdılar. Hatta itikatlarının temelini felsefe üzerine bina ettiler. “Milel ve Nihal” isimli kitapta bu bozuk fırkaların batıl inançları geniş olarak anlatılmaktadır. Bu üç âlim, bu bozuk mezheplere karşı Ehl-i sünnet itikadını savunurken ve bunların yanlış fikirlerini çürütürken, felsefelerine de çok geniş cevaplar verdiler. Bu yaptıkları, Ehl-i sünnet itikadına felsefe karıştırmak anlamına gelmez. Aksine kelam ilmini, bu ilme karıştırılmış olan felsefeden, felsefi düşüncelerden temizlemektir. Beydavi tefsirinde ve bunun şerhleri içinde önemli bir yere sahip olan Şeyhzade tefsirinde felsefi düşünce, felsefi metot kesinlikle yoktur. Bu büyük âlimlere felsefe yolundaydılar demek çirkin bir iftiradır. Ehl-i sünnet yolundaki âlimlere bu iftirayı ilk olarak, İbni Teymiye isimli yazar “Vasıta” kitabında atmıştır. Bu yazardan önce Selefi mezhebi, Selefilik hatta Selefi kelimesi yoktu ki, bu iki yazarın bunu ihyaya çalıştığı iddia edilebilsin. Bu ikisinden önce tek doğru itikat olarak sadece “Ehl-i sünnet vel-cemaat” olarak bilinen Selef-i salihinin mezhebi mevcuttu. İbni Teymiye, işte bu hak mezhebi bozmuş, ayrıca bu yolda birçok bidatler (yenilikler, değişiklikler) meydana çıkarmıştır. (Halbuki iman ve ibadet bilgilerinde kıyamete kadar hiçbir değişiklik olmayacaktır. Nelere nasıl inanılacağını ve ibadetlerin nasıl yapılacağı, hiçbir şekilde değişmez. Değişiklik sadece dünya işlerinde olur.)

Selefiliği Ortaya

Çıkaran İbni Teymiye’dir.

Şimdi mezhepsizlerin, dinimizi bozmaya çalışan dinde reformcuların kitaplarının, sözlerinin ve yanlış düşüncelerinin kaynağı, başlangıcı hep İbni Teymiye’nin bidatleridir. Bu dinde reformcular, kendilerinin doğru yolda olduklarına Müslümanları inandırmak için, çirkin bir hile yaptılar. İbni Teymiye’nin bidatlerini, bozuk fikirlerini haklı göstererek, Müslümanları onun batıl yoluna sürüklemek amacıyla Selef-i salihine Selefi adını verdiler. Selef-i salihin ismi verilen din büyüklerinin halefleri olan büyük islam âlimlerine, İslamiyet’te yeri olmayan felsefe ve bidat pisliklerini bulaştırdılar. Bu âlimleri, Selefi ismini verdikleri uydurma mezhepten ayrılmakla suçladılar. İbni Teymiye’yi Selefiliği canlandıran büyük bir kahraman ve bir müctehid olarak tanıtıyorlar. Fakat Selef-i salihinin halefleri olan gerçek Ehl-i sünnet âlimleri, günümüze kadar hatta bugün bile, kitaplarında Selef-i salihinin yolu olan Ehl-i sünnet itikadını müdafaa etmişlerdir. İbni Teymiye’nin ve benzerlerinin Selef-i salihinin hak yolundan ayrıldıklarını ve kendilerine inanan Müslümanları felakete, Cehenneme sürüklediklerini ifade etmişlerdir.

Sonuç olarak, her Müslüman iyi bilmelidir ki, İslam dininde Selefi mezhebi veya Selefilik diye bir şey yoktur. İslamiyet’te sadece Selef-i salihin mezhebi vardır. Selef-i salihin de, hadis-i şerif ile övülmüş olan ilk iki yüzyılın müslümanlarıdır. Üçüncü ve dördüncü yüzyılda gelen islam âlimlerine ise “Halef-i sadıkin” denir. Bu kıymetli insanların itikadına, yoluna, Ehl-i sünnet mezhebi adı verilir. Bu mezhep, itikadı, inanış mezhebidir. Yukarıda da bildirdiğimiz gibi, Selef-i salihinin yani Eshab-ı kiram ve Tabiin-i izamın imanları, inançları tamamen aynı idi. İmanları arasında hiç fark yoktu. Günümüzde yer yüzündeki Müslümanların çoğu, hak olan Ehl-i sünnet mezhebindedirler. Bunu ifade etmek mezhepçilik değildir. Bizzat Peygamberimiz doğru yolun, kendisi ve Eshabının bildirdiği yol olduğunu açıkça ifade etmiştir.

Yetmiş iki bidat fırkalarının tamamı ikinci yüzyıldan sonra ortaya çıktı. Bunların bazılarının kurucuları daha önceden yaşamış olsalar da, kitaplarının kalem alınması ve toplu bir şekilde ortaya çıkmaları, Ehl-i sünnete baş kaldırmaları Tabiin döneminden sonra oldu.

Görüldüğü gibi Ehl-i sünnet itikadını ortaya koyan, bir yazar, âlim veya başkası değil, bizzat Resulullah’tır (sallallahü aleyhi ve sellem). Ona bildiren de Allahü teâlâdır. İman ve itikat bilgilerini Eshab-ı kiram işte bu ilahi kaynaktan aldılar. Tabiin de bu bilgilerini, Eshab-ı kiramdan aldılar. Daha sonra gelenler de bunlardan öğrendiler. Böylece, doğru yolu gösteren Ehl-i sünnet bilgileri günümüze, bizlere kadar nakil ve tevatür yolu ile geldi. Bu bilgiler kesinlikle akıl ve felsefe ile bulunamaz. Akıl ve felsefe asla bunları değiştiremez. Akıl sadece bunları anlamaya yardımcı olur. Yani bunları anlamak, doğruluklarını, kıymetlerini kavramak için akıl lazımdır. Aklını esas alarak bu bilgileri değiştiren bozuk mezheplere bidat fırkaları, batıl mezhepler denir.

Kaynakça:
İlcam-ül-avam
Seadet-i Ebediyye

Yazar:Murat Yılgın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here