Beynimiz Bir Şey Seçerken Kararını Nasıl Alır?

Okuma Süresi: 5 Dakika  | Yazdır

Bir markete girdiğimizi düşünelim. Burada çeşit çeşit reçel dolu bir raf olduğunu hayal edin. Bu reçellerin içinden satın almak isteyeceğiniz bir tanesini seçin. Bu seçim sizin için ne kadar zordu? 24 yerine 6 çeşit reçel varsa bir kavanoz reçel almanız daha olasıdır.

Bu konunun araştırmacıları aynen böyle diyor. Bu araştırmacılar, iki kişiyi market çalışanı gibi giydirip birinde 6, diğerinde 24 kavanoz reçel olan iki tanıtım masası hazırladılar. Gün boyunca müşterilerin bu masalardan birine rastgele uğraması için her saat başı masaların yerlerini değiştirdiler. Müşteriler istedikleri kadar reçeli tadabiliyordu. Bir kupon alıyorlardı ama satın alacakları reçeli seçmek için reçellerin bulunduğu rafa gitmeleri gerekiyordu. Böylelikle, masalardan hangisine denk gelmiş olursa olsunlar, satın alacakları kavanozu seçmeden önce bütün reçel çeşitlerini bir arada görmüş oluyorlardı. Reçellerin sergilendiği masalardan büyük olanı küçük olandan daha çok müşteri çekiyordu Bununla birlikte, büyük masaya rastlayanların yalnızca yüzde 3’ü bir kavanoz reçel aldı. Küçük masaya rastlayanlar arasında bu oran yüzde 30 oldu. Araştırmacılar durumu “Bu bulgular çok çarpıcı.” diye açıklamıştır. ‘ Bu durum psikolojinin klasik insan motivasyonu teorilerine de ekonomi alanındaki mantıklı seçim teorilerine de ters düşüyor; bu teorilerin temel varsayımına göre, daha az değil de daha çok seçeneğe sahip olmak, daha arzulanan ve insanı motive eden bir şeydir.”Çok fazla seçeneğe sahip olmanın karar vermeyi zorlaştırdığı görülüyor. Bunun nedeni, gereğinden fazla seçeneğin karar vermeye çalışan kişiyi daha büyük bir zihinsel çaba harcamaya zorlaması olabilir. Bu çaba, elde edilecek kazanca değer görülmeyebilir veya karar verme süreci, ürünü satın aldıktan sonraki keyfin değerini düşürebilir. Ne zaman kalkacağınız, kahvaltıda ne yiyeceğiniz, ne giyeceğiniz, gazete mi okuyacağınız yoksa haberleri, ve hava durumunu televizyonda izleyeceğiniz, işe gitmek üzere ne zaman evden çıkacağınız… bütün bunlar sizi benzersiz kılan karakter özelliklerinize katkıda bulunur. Varoluşçu filozof Albert Camus, bu düşünceyi “Kendimi öldürmeli miyim yoksa bir fincan kahve mi içmeliyim?” şeklindeki teorik sorusuyla özetlemiştir. Hayat baştan sona seçimlerden ibarettir.

Beyniniz seçim yaparken bir boşluğun içinde değildir. Aksine, seçenekleri kendi aralarında karşılaştırır, geçmiş deneyimlerin anılarıyla ve gelecekteki davranışların beklentilerine güre değerlendirir.

Modern hayat seçme sürecine hem olumlu hem de olumsuz katkıda bulunmuştur. Bir taraftan teknoloji seçimi yapmayı daha kolay ve daha etkin hale getirmiştir. Akşam yemeği yapmak istediğinizde, her akşam yeniden pişirmek gibi zorlu bir iş yapmak yerine, hazır satılan bir yemeği ısıtmakla dışarıdan sipariş etmek arasında bir seçim yapabilir ve kalanları da buzdolabına koyabilirsiniz. Öte yandan, kitle üretimi hayatın her yönünde o kadar çok seçeneği – hangi okula gidileceği, hangi işe başvurulacağı, hangi telefon servisinin kullanılacağı, hangi arabanın alınacağı, yüzlerce ayakkabı tarzı arasında hangisinin giyileceği – mümkün kılmıştır ki bu seçeneklerin toplamı insanda stres yaratabilir. Bir profesör, bir elektronik mağazasında alışveriş yaparken farklı donanımları (hoparlörler, ayar aygıtları, CD çalarlar ve benzerleri dahil) eşleştirip karıştırarak tam 6.5 milyon farklı müzik seti yaratabileceğini bulmuştur. Bu sayı karşısında şaşkına dönmüştür.

Strese kapılmadan karar vermek için;
Ne zaman seçim yapacağınızı seçin. Bazı kararlar pek çok değişkenin ayrıntılı incelenmesini gerektirirken bazıları gerektirmez. Tatmin edici olanı artırın, maksimuma çıkmayı azaltın. Mükemmel seçimlere, tıpkı diğer mükemmellik biçimleri gibi gerçek dünyada nadiren, belki de hiç rastlanmaz. Fırsat maliyetine daha az kafa yorun. Bu maliyetler, reddettiğiniz seçimlerin getirileridir. Çok kötü bir alışveriş sizi aşırı üzmediği sürece satın aldığınızı elinizde tutun. Ve eğer geri alamayacağınız kararlar verdiyseniz, reddettiğiniz seçenekleri düşünmemeye çalışın. Aldığınız zevkin zaman içinde değişebileceğini kabul edin. Yeni bir arabanın heyecanı güvenli bir otomobilin vereceği tatmin duygusunun içinde kaybolur gider. Kendinizi başkalarıyla karşılaştırmayın. Kararlarınız üzerindeki sınırlamaları kabul edin, hatta kucaklayın. Gelecekte almayı düşündüğünüz kararların sayısını azaltın.

Örnek bir hikaye ile okuduklarımız netleştirelim mi?

Doktorlar bir hastasının beyninin ön lobundan küçük bir parça aldıklarında sadece bir tümörü değil daha da önemli bir şeyi kesip almışlardı: Karar verme yetisini…

Ameliyattan sonra, hastanın zekasında bir değişiklik olmadı. Ama iş bir karar vermeye geldiğinde [örneğin, öğle yemeğini nerede yemeli, hangi kalemi kullanmalı gibi) hasta donup kalıyordu. Alacağı kararın artılarını ve eksilerini değerlendirmesi bir türlü bitmiyordu. Evliliğini ve işini kaybettikten sonra, 1982 yılında bir nöroloğu görmeye karar verdi.

Nörolog, hastasında ne üzüntü ne de başka bir duygu görebildi. Fizyolojik testler de hastasının duygusal hayatını kaybettiğini onayladı.

Nörolog benzer hastaları araştırdıkça, duyguların birçok farklı beyin bölgesinden kaynaklandığını keşfetti. Ancak bunlardan en önemlisinin, gözlerin hemen arkasındaki orbitofrontal korteks olduğu ortaya çıktı. Bu bölgedeki bir hasar duyguları silip beraberinde etkin karar verme yetisini de yok ediyordu.

Nörolog bulgularını bir iskambil oyunuyla gösterdi. Meslektaşlarıyla birlikte, Hastası da dâhil, orbitofrontal korteks hasarı olan altı denekle, beyin hasarı olmayan on deneği bir araya getirdiler. Oyunculara 2.000 $ kumar parası verildi, bazı basit kurallar anlatıldı ve dört deste arasından bir kart seçip açmaları istendi. Açılan karta göre para veya ceza ödülü vardı. Kısa sürede küçük bir kâr sağlayacak ama zaman içinde büyük kazançlar getirecek iki “iyi deste” dizilmişti. İki “kötü deste” de bu durumun aksi olarak hazırlanmıştı.

Kontrol grubu hızla destelerin iyi veya kötü oldukları hakkında bir önsezi geliştirdi ve iyi olan destelerden kâğıt açmaya başladı. Beyin hasarlı altı oyuncudan üçü nihayet iki tane kötü deste olduğu sonucunu çıkardılar ama yine de o destelerden kart seçmeye devam ettiler. Altı kişiden hiçbiri kötü destelerden kart çektiklerinde fizyolojik telaş belirtileri göstermediler ama kontrol grubu gösterdi. Bu deney üzerine nörologlar, seçimlerimizin temelinde duygusal belleğin bulunduğunu savunuyorlar. Bir önceki seçimlerin bedelini ve üzüntüsünü hatırlamanın “içten gelen sesin” kaynağı olabileceğini söylüyorlar.
Kaynakça:
NG

Yazar: Tuncay Bayraktar