Hava İle Çalışan Otomobil Periyodik Cetvel Nedir? Nasıl Kullanılır? (Peryodik Tablo)

Mar 29

turkiye.jpg

Gökyüzünde bulutların aldığı enteresan bir şekil

Dünya ve Türkiye hakkında detay bazı bilgileri yazının devamından okuyabilirsiniz.

  • Dünya’nın sonu konusunda çeÅŸitli modeller geliÅŸtiren Amerikan Ulusal Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) araÅŸtırmacılarına göre, 250 milyon yıl kadar önce tek bir süper kıta olan Dünya, 250 milyon yıl sonra yine tek bir kıta haline gelecek.
  • Yeraltı suyu kirlenmesinin en büyük sebebi, evsel ve endüstriyel atıkların arıtılmadan alıcı ortamlara verilmesidir. Katı, sıvı ve gaz atıklar alıcı ortama verildikten sonra; iklim durumuna, toprağın yapısına, yeryüzü ÅŸekline, atığın cinsine ve zamana baÄŸlı olarak yeraltı sularına karışır.
  • Denizaltı bozunması veya halmiroliz, sedimanların denizsuyu ile glokonit, fıllipsit ve kil mineralleri oluÅŸturmak üzere reaksiyona girmesidir.
  • Alüminyum, doÄŸada bileÅŸik halde (oksit halinde ) bulunur ve yerkabuÄŸunun yaklaşık %8’ini oluÅŸturur. Alüminyum üretiminin en önemli hammaddesi olan Boksit minerali %30-60 alüminyum oksit içerir. Dünyada boksit rezervlerinin en fazla olduÄŸu ülkeler Avustralya, Jamaika, Gine ve Brezilya olarak sıralanabilir.
  • Lületaşının, beyaz, sarımtrak, gri ya da kırmızımsı ve mat renklileri vardır. Sertlik derecesi 2 - 2.5 olup, hafif yapışkan ve gözeneklidir. Toprağın 20- 60-130 metre derinliklerinde, irili ufaklı yumrular halinde bulunur. Küçük yumrular, derinlere açılan kuyular ve kuyulara baÄŸlı tüneller kazılarak toplanır.
  • Plaser yataklarında; elmas, monazit, sillimanit, disten, andaluzit, granat ve korund gibi minerallere ait son derece büyük zenginleÅŸmeler meydana gelir.
  • Minerallerin aşınmaya ve çizilmeye karşı gösterdikleri direnç sertlik olarak bilinir. Minerallerin sertliÄŸi Avusturyalı mineralog Friedrich Mohs tarafından 1822 de ortaya konulan ve Mohs sertlik dizisi adı verilen bir ölçek yardımıyla nisbi olarak ölçülür.
  • Deprem dalgaları yüzey ve cisim dalgaları olmak üzere iki ye ayrılır. Rayleigh dalgaları yüzey dalgaları olup, S ve P dalgalarına göre daha yavaÅŸ fakat genlikleri daha büyüktür. Love dalgaları yüzey dalgalarıdır. Bu dalgalar raylegh dalgalarına göre daha hızlıdır.
  • Madenlerimizin gerekli jeoloji ve madencilik yöntemleriyle sistemli olarak araÅŸtırılması ve iÅŸletilmesi amacıyla 22 Haziran 1935 tarihinde 2804 sayılı yasayla Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü kurulmuÅŸtur.
  • Bor madenleri yeryüzünde mineral tuzları ÅŸeklinde bulunmaktadır. Bor madenleri içindeki B2O3 oranına göre deÄŸerlendirilir. Dünyadaki bor madeni rezervlerinin % 66’sı Türkiye’dedir. Dünyada iÅŸletilen toplam 488 milyon tonluk rezervin 320 milyon tonu Türkiye’dedir.
  • Depremler levhaların birbirlerini dokunduÄŸu sınırda oluÅŸan deformasyon ve kırıklarla iliÅŸkili olduÄŸundan deprem odakları levha sınırlarını belirler. Åžekilde görülen deprem odaklarının belirgin sınırlar boyunca oluÅŸturduÄŸu diziler ‘Deprem KuÅŸakları’ olarak adlandırılır. Ülkemizin üzerinde bulunduÄŸu deprem kuÅŸağına ‘Alp-Himalaya deprem kuÅŸağı’ denir.
  • Levha tektoniÄŸi açısından, volkanların çoÄŸunluÄŸu levhaların birbirinden uzaklaÅŸtığı yerkabuÄŸunun tansiyon bölgelerinde ve levhaların birbiri altına daldığı kompresyon zonlarında sıralanmışlardır.
  • Ülkemizde lületaşı, yüzyıllardan beri bilinen ve geleneksel ihraç ürünlerimizden olan bir mineral olmasına karşılık, sedimanter oluÅŸumlu, tabakalı tip sepiyolit yataklarına yönelik araÅŸtırmalar son yıllarda baÅŸlatılmış ve kullanım alanlarının tespitine yönelik teknolojik çalışmalar yürütülmüştür. Atapulgit ise, ülkemizde halen üretimi olmayan, ancak jeolojik olarak çeÅŸitli yörelerde bulunması muhtemel bir kil mineralidir.
  • Deniz suyu hacimsel olarak buharlaÅŸma nedeniyle %50′nin altına düştüğünde, deniz suyu çözeltisinden itibaren jips çökelimi gerçekleÅŸmektedir.
  • Tarihsel zamanlardan beri yeryüzünde faaliyet halinde bulunan volkanların sayısı yaklaşık olarak 500 kadardır.
  • Birkaç on bin yıllık bir dönem boyunca, bir magmatik sokulum 200 metre kalınlığındaki bir örtü tabakasını 600°C kadar ısıtabilir.
  • Fanerazoyik devir, yeryüzü yaÅŸamının son 545 milyon yıllık dilimini içine alır. Fanerazoyikte yaÅŸam önce suda çeÅŸitlenip yaygınlaÅŸmış, daha sonra karaya çıkıp kıtalara yayılmıştır.
  • YaÄŸmur, özel ÅŸekilde yapılmış ve bugün standart hale getirilmiÅŸ aletlerle ölçülür. Bunlara “YaÄŸmur Ölçen” (Raingage, Pluviometer, Pluviograph) adı verilir. YaÄŸmurölçerler, ölçme açısından ağırlık ve yükseklik ölçen, kaydetme açısından her yağıştan sonra deposunda toplanan su miktarını kaydeden ve yağış süresince devamlı kayıt yapan olarak sınıflandırılır.
  • Kaldera, Portekizcede ve İspanyolcada kazan anlamına gelmektedir. Kraterin büyük boyutlusudur. Bir volkanın doruk kesiminin bir patlama ile parçalanarak dağılması, ya da bacayı dolduran magmanın yerkabuÄŸu içinde geri çekilmesi ve kraterin çökmesiyle oluÅŸur. Van gölü batısındaki Nemrut Dağı üzerinde bir kaldera vardır. Bu çanağın içinde birkaç göl, küçük volkan konisi, genç lav yığınları, ılık su ve gaz kaynakları vardır.
  • BaÅŸkalaşım kayaçları veya metamorfitler olarak da adlandırılan ve yerkabuÄŸunun yaklaşık % 27’sini oluÅŸturan metamorfîk kayaçlar, önceden mevcut kayaçların, sıcaklık, basınç ve kimyasal olayların etkisi altında metamorfizmaya (baÅŸkalaÅŸma olayı) uÄŸraması sonucu meydana gelirler ve metamorfizma derecesi ile oluÅŸtukları kayacın kimyasal bileÅŸimine göre çeÅŸitli tip ve özellikte bulunurlar.
  • Magmatik kayalar, yüksek sıcaklığa sahip, basınç altında çözelti halinde bulunan çeÅŸitli silikatlar, oksitler, sülfürler ve uçuculardan oluÅŸmuÅŸ magma adı verilen doÄŸal eriyiklerin soÄŸuyarak katılaÅŸması yoluyla meydana gelir. Magma yerkabuÄŸu içinde farklı derinliklerde yerleÅŸir.
  • Plütonik kayaçların çevre kayaçlarla temasta olması durumunda, ısı aktarımı ve hidrotermal çözeltiler, beril, bor mineralleri, pirit, apatit, grafit, asbest ve talk minerallerine ait kontak metasomatik veya skarn yataklarını oluÅŸtururlar.
  • Dünyanın en kurak kıtası olan Avustralya’nın en önemli su kaynağı Murray-Darling Nehri yükselen tuz seviyesinin tehdidi altında.
  • 60 milyon yıl önce, üçüncü jeolojik devirde Toroslar yükseldi, kuzeydeki Anadolu platosunun sıkışmasıyla yanardaÄŸlar faaliyete geçti. Erciyes ve Hasandağı ile ikisinin arasında kalan daha küçük Göllü daÄŸ lavlar püskürttüler. Platoda biriken küller yumuÅŸak bir tüf tabakası oluÅŸturdu. Tüf tabakasının üzeri yer yer sert bazalttan oluÅŸan ince bir lav tabakası ile örtüldü. Bazalt çatlayıp, parçalara ayrıldı. YaÄŸmurlar çatlaklardan sızıp yumuÅŸak tüfü aşındırmaya baÅŸladı. Isınan ve soÄŸuyan hava ile rüzgârlar da oluÅŸuma katıldı. Böylece sert bazalt kayasından ÅŸapkaları bulunan koniler oluÅŸtu. Bu deÄŸiÅŸik ve ilginç biçimli kayalara halk bir ad yakıştırdı. “Peribacası” dedi. Bazalt örtüsü olmayan tüf tabakaları ise erozyonla vadilere dönüştü, ilginç ÅŸekilli kanyonlar oluÅŸtu.
  • DedolomitleÅŸme (kalsitleÅŸme), dolomitin kalsit tarafından metasomatik olarak ornatılması veya MgCO3′ın dolomitten seçimli olarak uzaklaÅŸmasıdır.
  • İlk defa 1669 yılında, Steno adında Danimarkalı bir doÄŸa bilimci, karasal alanlarda denizel tortullar ve bu denizel tortullar içindede, oluÅŸtukları zamanı simgeleyen deniz canlıları kalıntılarını fark eder ve dünyamızı oluÅŸturan kayaçların bir anda deÄŸil de, zaman içinde denizlerde üst üste yığışarak oluÅŸmuÅŸ olmaları gerekliliÄŸine iÅŸaret eder. Tabakaların üst üste bulunuÅŸlarından hareketle de, altta bulunan tabakanın daha yaÅŸlı, onun üzerinde de bulunanın, daha genç olması gerekliliÄŸi ilkesini (superposition) ortaya atarak, yeryuvarı tabakalarının göreli, olarak yaÅŸlandırılabilmesi prensibinin temelini atar.
  • Türkiye’nin tatlı su potansiyelinin yaklaşık %10’luk bölümünü yeraltı suları oluÅŸturur. Yeraltı suları aynı zamanda sulak alanları besleyen önemli kaynakların başında gelmektedir. Pek çok iÅŸlevi olmasıyla birlikte, özellikle denizin etkisini azaltarak kıyıdaki ve lagünlerdeki tuzlanmayı önler. Kıyılardaki aşırı yeraltı suyu çekimi bu iÅŸlevi sona erdirir ve tuzlanma baÅŸlar.
  • Dipten yerkabuÄŸunun içine çok büyük kütleler, yığınlar halinde sokulmuÅŸ, fakat yer yüzeyine ulaÅŸamadan derinlerde katılaÅŸmış maÄŸmatik derinlik kayaçlarına batolit denmektedir. Batolitlerin kökleri dipsiz derinliklerdedir. UludaÄŸ bir batolittir. Anglo-Saxon ülkelerinde “stock” batolit yerine kullanılır.
  • Sedimanları kayaç haline getiren fiziksel ve kimyasal süreçlere (metamorfizma hariç) diyajenez adı verilir. Diyajenez de birbirini izleyen olaylarla gerçekleÅŸir.
  • MTA Genel Müdürlüğü, Tabiat Tarihi Müzesi’nin yanı sıra, Türkiye’nin ilk Jeoloji Parkı’nı da oluÅŸturmuÅŸtur. Genel Müdürlük kampüsü içinde, yaklaşık 10.000 m2lik bir alanda bir Türkiye haritası yapılmıştır. Bu harita üzerinde büyük fay hatları, belli baÅŸlı volkanlar gibi ülkemizin önemli jeolojik yapıları ile birlikte, önemli yeraltı kaynakları ve jeolojik süreçlerle oluÅŸmuÅŸ doÄŸal anıtları sergilenmektedir. Ziyaretçiler, Türkiye’nin jeolojik yapısını çeÅŸitli özellikleri ile tanırlarken, ülke ekonomisine katkıda bulunan yeraltı kaynaklarının nerelerde bulunduÄŸunu, fiziksel özelliklerini doÄŸrudan görerek, dokunarak ve açıklayıcı bilgilerden yaralanarak öğrenmiÅŸ olacaklardır.
  • YerkabuÄŸundaki birçok faktör yaÅŸamımızı etkilemektedir. Günümüzde milyonlarca insan radon, toryum, uranyum, arsenik, cıva, kurÅŸun, kalay, kobalt, nikel, molibden, silisyum, bakır, kadmiyum, kükürt, magnezyum, talyum, flor, iyot, vb. elementlerin azlığından veya çokluÄŸundan dolayı saÄŸlık sorunları yaÅŸamıştır ve yaÅŸamaktadır. Bununla birlikte insanlar binlerce yıl boyunca veba, çiçek, humma gibi hastalıkların tedavisinde bazı kayaçlar ve minerallerden yararlanmışlardır. Yeni geliÅŸen ve giderek önem kazanan bu gibi konular Tıbbi Jeolojinin ilgi alanına girmektedir. Jeoloji Mühendislerini, Tabipleri, Epidemiologları, DiÅŸ Hekimlerini, Patologları, Veteriner hekimlerini, Ziraatçıları, Biyologları, Hidrojeologları, Mineralogları ilgilendiren Tıbbi Jeoloji; insan, hayvan ve bitki saÄŸlığı üzerine ortam jeolojisinin etkilerini inceleyen bir bilim dalıdır.
  • Minerallerin çizilmeye karşı gösterdikleri direnç sertlik olarak bilinmektedir. Minerallerin sertliÄŸi doÄŸrudan kristal yapıları ve atomlar arasındaki baÄŸ kuvvetleri ile ilintilidir. BaÄŸ kuvvetleri arttıkça minerallerin sertliÄŸi de artmaktadır. Sertlik bağıl bir kavram olup, sertlik derecesinin saptanması sertliÄŸi bilinen bir mineral veya çakı, iÄŸne vb malzemelerle deneme yoluyla yapılır. Bunun için en yaygın olarak kullanılan skala (çizelge) Mohs’un geliÅŸtirdiÄŸi çizelgedir. Mohs sertlik dizisinde 10 mineralin sertliÄŸi en yumuÅŸak olandan en sert olana doÄŸru sıralanmıştır. Bu çizelgeye göre en yumuÅŸak olandan sert olana doÄŸru yapılan sıralama şöyledir; 1. Talk, Grafit, Kaolin (Mg3 (Si4O10) (OH)2) tırnakla çizilebilir 2. Jips, Antrasit, Kayatuzu (Ca SO4 2H2O) 3. Kalsit, Dolomit (Ca CO3) çakı veya iÄŸne ile çizilebilir 4. Flüorit (Ca F2) 5. Apatit (Ca5 F (PO4)3 6. Feldispat (Ortoklaz) (K Al Si3O8) 7. Kuvars, Agat (SiO2) 8. Topaz (Al2 (SiO4) (OH F)2 camı çizebilenler 9. Korindon (Al2 O3) 10. Elmas (C)
  • Metalik madenler genellikle kristalin derinlik kayaları ile metamorfik serilerin egemen olduÄŸu bölgelerde , kömürler karasal tortulların yaygın olduÄŸu yörelerde petrol ise özel nitelikte denizel tortuların birikmiÅŸ olduÄŸu sahalarda oluÅŸup geliÅŸtirler.
  • Yeraltı suyu kirlenmesinin en büyük sebebi, evsel ve endüstriyel atıkların arıtılmadan alıcı ortamlara verilmesidir. Katı, sıvı ve gaz atıklar alıcı ortama verildikten sonra; iklim durumuna, toprağın yapısına, yeryüzü ÅŸekline, atığın cinsine ve zamana baÄŸlı olarak yeraltı sularına karışır.
  • Aletle depremlerin ölçülmesine yönelik ilk aygıt; M.S. 132 yılında Çinli filozof Chang Heng tarafından icat edilmiÅŸtir. Bu aygıt ayaklı bir vazo üzerine eÅŸit aralıklarla yerleÅŸtirilmiÅŸ 8 tane ejderha başı ile vazonun ayağı üzerine yerleÅŸtirilmiÅŸ 8 tane kurbaÄŸadan oluÅŸur (Åžekil.16). KurbaÄŸların açık olan ağızları ejderhalara doÄŸru dönüktür. Deprem sırasında ejderlerden bazıları ağızlarındaki bilyeyi kurbagaların aÄŸzına düşürür. Hangi ejderin bilyesi düşmüşse sarsıntının doÄŸrultusu o yödedir. Aletin kendi bulunduÄŸu yerde hissedilemeyen yaklaşık 750 km uzaklıklardaki depremleri algılayabildiÄŸi söylenmektedir.
  • Türkiye’nin en eski fosilleri erken Paleozoik zamanda Kambriyen dönemde (544-505 milyon yıl önce) yaÅŸamış TRILOBİTLER’dir.
  • Fosfat kayaları, çoÄŸunlukla glokonit ve koprolitler ile birlikte, Kambriyen, Permiyen, Geç Jura, Erken Kretase ve Tersiyer dönemlerinde olduÄŸu gibi geniÅŸ transgresyon dönemleri esnasında denizlerde oluÅŸurlar.
  • Dünya toplam iÅŸletilebilir altın rezervi 49 bin tondur ve dünya altın üretimi, son 25 yılda yaklaşık olarak ikiye katlanmıştır. Bu geliÅŸmeler sonucunda, bilinen altın cevherleri iÅŸletmeye alınırken, yeni altın yataklarının bulunması için tüm dünyada yoÄŸun bir arama ve yatırım dönemi baÅŸlamıştır. Dünya altın üretiminin %53′ü dört sanayileÅŸmiÅŸ ülke tarafından yapılmaktadır. Bu dört ülke ABD-Kanada-G.Afrika Cum.-Avustralyadır.
  • Tsunami kelimesinin kökeni Japonca’dır. Bu dev okyanus dalgaları ilk defa Japon balıkçılar tarafından “tsunami” olarak isimlendirilmiÅŸtir. Etimolojik olarak incelendiÄŸinde “tsu” liman, “nami” dalga anlamlarına gelmektedir. Bu tür dalgalar rüzgar dalgalarından farklıdır. Deprem, toprak kayması, meteor düşmesi, volkanik patlamalar gibi nedenlerle oluÅŸan uzun periyotlu deniz dalgalarıdır.
  • Baraj mühendisliÄŸi, uygarlığın bir parçası olarak 5000 yıldan beri insanlığın hizmetindedir. Çin’de Hindistan’da ve Mısır’da eski uygarlıklardan kalma birçok baraj kalıntısına rastlamak mümkündür. Türkiye’de Romalılar zamanından kalma iki adet baraj kalıntısı vardır. Bunlardan birincisi, Ankara’nın 190 km kuzeyindeki Örükkaya’daki barajı olup yüksekliÄŸi 16 m, uzunluÄŸu 40 m dir. DiÄŸeri ise İstanbul’un 210 km güneyinde Çavdarhisar’da Kocasu üzerinde 7 m yüksekliÄŸinde ve 80 m uzunluÄŸundaki barajdır. Her iki baraj da iki taÅŸ duvarla kaplanmış toprak çekirdekten oluÅŸmaktadır.
  • Türkiye jeoloji haritasına bakıldığında yurdumuzun hemen her tarafında çeÅŸitli büyüklükte Paleozoyik hatta Alt Paleozoyikden Tersiyer baÅŸlarına kadar olan dönem içerisinde çeÅŸitli derecede metamorfizmaya uÄŸramış masifler görülmektedir. Bir bakıma ülkemizin temel taÅŸlarını oluÅŸturan bu masifler üç gurup altında incelenebilirler: 1. Tamamen yüzeyde görülen Batı Anadolu Masifleri, 2. Neojen örtüleri altından adacıklar ÅŸeklinde yüzeye çıkan İç Anadolu Masifleri, 3. Büyük ölçüde volkanik örtü altında kalmış olan DoÄŸu Anadolu Masifleri
Etiketler: , , , ,

1 Yorum Yazılmış

çok güzel vede enteresan bilgiler bulmuşsunuz helal olsun size.bunların devamını ben ve arkadaşlarım bekleriz.bence siz ödüle layıksınız.her neyse biz size kolay gelsin diyoruist.hadımköy mardinli murat.vede arkadaşları.

muamer 28 Nisan 2008 Saat 15:26

Yorum Yazın

İlgili Yazılar