Karen Horney: Kişiliğe Bakış Açısı, Yaşamının Etkileri

karAlman asıllı, ABD’li doktor ve psikanalisttir. İlk feministlerdendir. Modern psikanalistler arasında yer alır. İlk kadın kuramcı olarak tarihe geçmiştir.

Horney, Hamburg şehrinde dünyaya gelmiştir. Annesi yaşam dolu yenilik ve özgürlükçü bir kadın olup; babası annesinden yaşlı, somurtkan oldukça dindar biridir. Horney, kuramının taşlarını kendi ailesinden, yaşanan sorunlarla oturtur. Abisi üniversite okurken, babası kendisinin cinsiyet faktörüne bağlı olarak okumasına engel olmuştur. Çünkü ailesine göre okumak, bir kadın için en gereksiz işti. Ayrıca babasının zekasını küçümsemesi, aşağılık bir insan olarak nitelendirmelerde bulunması Horney’i aşağılık, değersizlik, düşmanlık gibi olumsuz duygulara itmişti. Düşmanlığını, en yakını olan babası ve abisine beslemiştir. Yaşadığı bu olumsuz duygu tutumları, Horneyin psikanalistlik yolunda adımlarını ilerletmiştir. Horney kişiliğinin ilk çocukluk yıllarında geliştiği konusunda Freud ‘la aynı fikirdedir. Fakat Horney kişiliğin freud’un bahsettiği üzere, dönemlere ayrılmasına ve kişinin gelişimini bir dönemde duracağı ve bir sonra ki evreye geçemeyeceğine karşıdır. çünkü Horneye göre kişilik sürekli gelişmektedir. dönemlere ayrılmasında takılıp kalması da söz konusu değildir. Ayrıca kişiliği freud gibi biyolojik temellerle değil sosyal temellerle açıklar.

kar3Horney Amerikalı hastaları üzerinde çalışırken, Avrupa da ki hastalarına benzemediklerini fark etmiştir. Freud’la ayrılan bir diğer noktada budur. Freud, evrensel biyolojik temellere bağlarken, Horney sosyo-kültürel açıdan ele almıştır. Horney, Freud’un çalıştığı dönemin şartları etkisinde kaldığını bu görüşüyle açıklar; ” Nörotikler ve onların tedavileri göz önüne alındığında Freud’un kötümserliği, insanın iyiliğine ve insanın gelişimine dair yanlış inanışlarından kaynaklanır. Freud insanın acı çekmeye veya mahvetmeye mahkum olduğunu varsayar. Benim görüşüm ise insanın kendi potansiyellerini geliştirme ve saygın biri olma istek ye yeteneğine sahip olduğu yönündedir…. İnanıyorum ki, insan değişebilir ve yaşadığı müddetçe değişikliklerin üstesinden gelebilir” (Horney, 1945, s. 19).

kar2Horney’in aile yaşamında babası ve abisine olan düşman tutumu, çalışma hayatında temel anksiyete bozukluğu adında ki görüşüne temel olmuştur. Bu teorisinin altında yatan sebep, bir çocukluğun düşmanca bir ortamda izole edilmiş ve yardımsız kalmasıdır. Anksiyete, ebeveynin çocuğuna yönelik davranışları sonucunda ortaya çıkar. Üstünlük tavrı, koruma eksikliği, sevgi eksikliği, tutarsızlık şiddet gibi.. Anksiyete doğuştan gelen bir bozukluk değildir. Sosyal ve çevresel faktörlere bağlı olarak gelişir.
Çocuk sosyo kültürel çevre de yaşanan çatışma ortamında, bazı çözümlere başvurur. Bu çözümler, kişilikte yerleşmiş olarak bulunursa, nörotik ihtiyaç adını alır. Anksiyete yeni bir davranış bozukluğu doğurur. Kişi Anksiyeteye karsı kendini savunma yollarına başvururken, nevrotik ihtiyaçlardan yararlanır.

Horney, nevrotik ihtiyacları üçe ayırır:

1) İtaatkar/ boyun eğen kişilik : Nevrotik, kabul görme beğenilme ihtiyacını insanlara ılımlı yaklaşarak giderir.
2) Bağımsız / kaygılı kaygısız kişilik: Nevrotik ideal benlik ve gerçek benliği arasında yaşadığı çatışma sonucu ideal benliğini ortaya koymak için bağımsız ve mükemmelliyetçi bir kişiliğe bürünür. İnsanlardan uzaklaşır.
3) Sardırgan kişilik : Nevrotik başarı taktir edilme güç kazanma ihtiyacını doyuma ulaşştırmak için saldırgan bir tutum sergiler. horney e göre nevrotiğin basvurdugu bu yollar gercekçi değildir. kişiyi kendi içinde yeni çatışmalara iter. Horney’in freuddan ayrılan bir diğer yönü ise, cinsel faktörlerin üstünlüğünü kabul etmemesidir.

Freud’a göre, kadınlar erkek cinsel organına özenme, kıskançlık gibi duygular besler. Horney ise bu görüşe karşı çıkmış ve erkeklerin kadınların rahmine olan kıskançlığına değinmiş ve bu kıskançlığın erkeklerde kadınları küçümseme, aşağılama, şiddet duygularına yönelttiğini savunmuştur. Böylece erkekler kıskançlıklarını bu duygularla bastırmış ve üstünlüklerini koruma yoluna gitmişlerdir.

Yazar: Hülya Ertürkler