Mevlevi Âyini ve Semâ

Okuma Süresi: 5 Dakika  | Yazdır

Klasik Türk Mûsikisi’nde ve Dini Mûsiki’de Mevlevilerin önemi büyüktür. Özü itibariyle mûsikimizdeki bu nadide sanatsal yapının tekkelerde gerçek enginliğine ulaştığını söyleyebiliriz. Mevlevilerin ise bu hususta ayrı bir gayreti olmuştur. Tabi ki bu gayret ile Türk Mûsikisi’nin en önemli bestekârları yetişmiş ve birçok önemli eser mûsikimize kazandırılmıştır.

Mevlevilerin mûsikiye olan özel ilgisinin sebebi ise Hz.Mevlâna’nın mûsikiye olan bakış açısıdır.

Hz.Mevlâna, mûsikiyi “Elest Bezm’nin Âvâzesi” şeklinde tarif edilmiştir. Bu tanım, İslâmi literatürde, ruhun yaratılması konusu ile ilgili sembolik anlatıma işaret etmektedir. Kulun Rabbi ile olan iletişiminin mûsiki ile gerçekleştiğini düşünmektedir Hz.Mevlâna. Bu sebeple de Mevleviler mûsikiye ayrı bir hassasiyet arz ederek, daha güzel ve özel mânâları mûsiki ile paylaşabilmek gâyesini yaşamaya çalışmışlardır.

Mevlevilerin, hakikati hissetmede araç olarak kullandıkları semâ, mutlaka mûsiki ile birlikte gerçekleşir. Kelime anlamı itibariyle hakikati işitmek olarak kullanılan semânın gâyesi mûsiki aracılığıyla varlıktaki hakikâti hissederek, O’nda yok olmaktır. Bu gâye semânın her adımında mecâzi olarak oluşturulmuş, insanın bilinçsel yolculuğu semâda net bir şekilde anlatılmıştır.

Semâ başlamadan evvel, öncelikle Mevlevi Âyini beste formunu icrâ edecek olan heyet bir bir yerini alır. Bu heyete mutrip heyeti denir. Heyetin yerini alması belirli bir hiyerarşik düzen dâhilinde gerçekleşir. Önce neyzen başı gelir, ardından kudümzen başı ve diğer tüm heyet. Daha sonra semazenbaşı ve semazenler katılır. Semâ töreni şeyh efendinin katılmasıyla tamama erer. Şeyh efendi, hakikat yolculuğunda insana yol gösteren mürşid olarak tanımlanır.

Semâda kullanılan önemli bir simge de kırmızı posttur. Bu post, Hz.Mevlâna’nın makamını temsil etmektedir. Bu sebeple de posta herhangi bir saygısızlıkta bulunulmaz.

Semâda gâye bir gösteriden ziyâde varlığın hakikati olan Allah’a ulaşmak olduğundan, semâhânede bulunun tüm herkesin aynı gâyede birleşmiş olması ve kendilerini teslim etmeleri ümid edilir.

Mevlevi Âyini, toplam 6 bölümden oluşmaktadır.

İlk bölümde, naat yer almaktadır. Naat, kelime anlamı itibariyle bir şeyi övmek, yüceltmek mânâsına gelse de, söz konusu Allah Rasulü Muhammed Mustafa (a.s.) olduğu için, bu nâ’tın mânâsı, tüm âlemlerin zuhurunun Hz. Muhammed Mustafa’nın ruhundan gerçekleştirildiğidir. Tasavvufta bir diğer ismiyle Akl-ı Evvel ya da Hakikât-ı Muhammedî olarak da tanımlanır. Bu sebeple aslında buradaki vurgu, ilk zuhuru gerçekleşenin Hz. Muhammed Mustafa olduğudur.

Nâ’tın Farsça metni ve Türkçe mânâsı aşağıdaki gibidir.

Yâ Habîballah Resûl-î Hâlik-i yektâ tuyi,

Ber güzîn-î Zülcelâl-î Pâk-ü bîhemtâ tuyi;

Nâzenîn-î Hazret-î Hakk sadr-ı bedr-î kâinât,

Nûr-ı çeşm-î Enbiyâ çeşm î çerâğ-î mâ tuyi;

Der şeb-i rac bûde Cebrail ender rikâb,

Pâ nihâde ber ser-i nüh künbed-i hadrâ tuyi;

Yâ Resûlallah tü dâni ümmetânet âcizend,

Rehnümây-i âcizâni bi ser-ü bi pâ tuyi;

Serv-i bostân-ı risâlet nev behâr-ı mârifet,

Gülbün-i bâğ-ı şeriat sünbül-i bâlâ tuyi;

Şems-i Tebrîzî ki dâred nat-i peygamber ziber,

Mustafâ vü Müctebâ an Seyyid-i âlâ tuyi.

Ey Allah’ın sevgilisi! Eşsiz Yaratıcı’nın elçisi sensin,

Allah’ın kulları arasından seçtiği pâk ve benzeri olmayan sensin;

Yüce Allah’ın nazlısı, kâinâtın yüksek derecelisi ve tekemmül etmişi!

Peygamberlerin gözünün nûru, bizim de gözlerimizin ışığı sensin;

Mirac gecesi Cebrâil rikâbında olduğu halde,

Dokuz kat yeşil kubbenin üstüne ayak basan sensin;

Ey Allahın elçisi! Bilirsin ki ümmetlerin âcizdirler,

Başsız, ayaksız âcizlerin yol göstericisi sensin;

Peygamberlik bostanının selvisi, mârifet dünyasının ilkbaharı,

Şeriat bağının gül fidanı, yüce sünbül sensin;

Şems-i Tebrîzî Peygamberin medhini ezberlemiştir,

Mustafâ vü Müctebâ, o yüksek Ulu sensin.

Nâ’t okunduktan hemen sonra ilk kudüm darbı vurularak, kainatın yaratılış başlangıcındaki Allah’ın kün yani ol emri sembolik olarak yerine getirilir.

Bu darptan sonra, neyzenbaşı “baş taksim” olarak tanımlanan, âyinde icrâ edilecek makamı tanıtan bir taksim gerçekleştirir. Bunun mânâsı da, “insana ruhumdan nehfettim” ayeti gereğince, ruha nehfedilen nefesi temsil eder. Ve böylece insân-ı kâmilin yolculuğu başlamış olur.

Taksim bittikten sonra ilgili makamda bestelenmiş olan ilk peşrev ( saz eseri ) mutrip heyeti tarafından çalınır. Bununla beraber de, semâzenler ve manevi lider olan şeyh efendi, aynı anda ellerini yere vurur ve ayağa kalkarlar. Ruhu nefhedilmiş olan insanın doğumunu ve dirilişini anlatan bu hareket sonrasında, mertebelerine göre sıralanmış bir biçimde şeyh efendi diğer semazenler, semâ meydanını sağdan başlayan üç tur olmak üzere dolaşırlar. Bu yürüyüş ise, Hz.Mevlâna’nın oğlu Sultan Veled’e istinâden yapılmaktadır.

Ardından semâzenler, kırmızı postun önünde selâmlaşırlar. Buna mukabele denir. Bu mukabele sonrası, semâzenler semâ meydanına giriş için şeyh efendiden izin isterler ve bu izinle birlikte semâ meydanında dönüş başlar.

Semâ dört ana selâmdan oluşur. Bu semâların ihtivâ ettiği mânâ doğrultusunda âyin bestelenmiştir.

Birinci selâmda, insanın hakikat bilgisi ile tanışması anlatılır.

İkinci selâmda, hakikat bilgisinin yaşanması ile birlikte kendisinde açığa çıkan hayranlık ve şaşkınlık anlatılır.

Üçüncü selâmda, kişinin mirâcı oluşur. Hakikat bilgisiyle tanışıp, gerekli çalışmalarla nefsini tezkiye eden kişide aşk ile birlikte mirâc hali oluşur ve varlığında hakkı görmenin sonsuz-sınırsız coşkusunu yaşar.

Dördüncü selam ise, bu coşkunun huzur dolu bir sûkunette seyre ve kulluğa dönüşmesi hâlini anlatır.

Dördüncü selam sonrasında, son peşrev ve son yürük semai de çalınarak âyin okunan aşr-ı şerif ile sonlandırılır.

Kaynakça:
http://www.mutriban.com/sema-toreni-ve-mevlevi-ayinleri

Yazar: Özlem Yüksel