Milli Edebiyat Dönemi

Milli edebiyat döneminde, milli unsurlara bolca yer verilmiş, milli unsurlar ön plana çıkarılmış, sade Türkçe ile eserler kaleme alınmış olduğundan bu döneme bu ad verilmiştir. Bu toplulukta yer alan yazarların amacı, memleketten bahseden bir edebiyat oluşturmaktır.

Bu topluluğun üyeleri Divan edebiyatıyla doğu edebiyatının, Tanzimat’tan sonraki edebiyatlarla da batı edebiyatının taklit edildiğini savunmuşlardır. Bu yüzden Milli Edebiyatçılar, Yahya Kemal’in deyişiyle “Mektepten memlekete” dönen bir sanat anlayışı içerisinde olmuşlardır.

Milli Edebiyat, 1908 Meşrutiyetinin getirdiği yeni fikir akımlarından ve bunlar arasındaki tartışmalardan meydana gelmiştir. Uzun bir süre Türk edebiyatını etkileyen Milli Edebiyat, çeşitli fikir akımlarından beslenmiştir.

II. Meşrutiyetin ilanından sonra Osmanlı fikir adamları devleti yıkılmaktan kurtarmak için çeşitli düşünce arayışlarına girişmişlerdir. II. Abdülhamit’in yoğun baskıcı yönetiminin sona ermesiyle birlikte ülkede meydana gelen serbestlik içinde Türk aydınları dört ayrı fikir ortaya atmışlardır. Ülkenin kurtulmasını isteyen aydınlar önce Osmanlıcık fikrini savunmuşlardır; fakat Balkan Savaşları sırasında bu fikirden vazgeçilmiş, bunun üzerine İslamcılık yani ümmetçilik anlayışı önem kazanmıştır. Bu fikirden de daha sonra vazgeçilmiştir. Çünkü Arnavutluk ve Arapların da bağımsızlıklarını istemeleri bu fikrin de sonunu hazırlamıştır. Bu iki fikrin işe yaramadığını gören Türk fikir adamları, Türk milletini kurtaracak fikrin Türkçülük olacağını savunmuşlardır. Bu fikir daha sonra yıkılacak Osmanlı Devleti’nin yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ana düşüncelerinden biri haline gelmiş ve Milli Mücadele döneminde Türk milletinin çoğunluğu tarafından kabul görmüştür. Bir başka fikir de batıcılıktır. Bu da, bazı Türk aydınları tarafından benimsenmiş bir düşünce olup, bu kabul Avrupa’nın bilim ve teknolojisinden yararlanma şeklinde olmuştur.

1908 yılında faaliyete başlayan Türk Derneği, Türkçülük fikrinin edebiyata ilk yansımasıdır ve kendi adıyla 1911’de dergi yayımlayan dernektir. İlerleyen zamanda bu derneğin yerini Türk Yurdu almıştır. Bu derneklerin en etkilisi ve sesini en iyi duyuranı birtakım genç sanatçıların oluşturduğu Genç Kalemler dergisidir. Bu dergi, “Yeni Lisan” adıyla milli edebiyatı ortaya atmıştır. Lanson’a göre, “Edebiyat milli hayatın bir manzarasıdır.” Bu edebiyat hareketi, daha önceki edebiyatı, önce doğuya ardından batıya yönelmesi sebebiyle milli bulmaz.

Bunu hareketin en güçlü sanatçılarından Ömer Seyfettin şöyle açıklar:
“Vaktiyle Şarka doğru, İran’a gidenleri bugün Garba gidenlere benzetebiliriz. Onlar sözde Türkçe yazdıkları divanların yanına şöhret ve iktidarlarını takviye için bir de Farisi divan yazmayı ihmal etmezlermiş. Şimdiki gençlerin Fransızca manzumeler ve piyesler tertip edip iftihar etmeleri gibi… Milli edebiyatın meydana getirilmesi için milli bir dile ihtiyaç vardı. Hâlbuki Türk aydınları eskiden beri hep Arapça ve Farsça kelimeleri fazlaca almış, bu dillerin kaidelerini de kullanmışlardır.”
Bu hareket Servet-i Fünuncular ve Fecr-i Aticilerin tepkisini çekmiştir. Onlar, “Yeni lisanın bir edebiyat dili olamayıp ancak bilim dili olabileceğini” sanat eserlerinin evrensel olması gerektiğini bundan dolayı da “edebiyatın milli olamayacağını” ileri sürmüşlerdir. Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati gruplarının itirazlarına karşın Genç Kalemler topluluğu sanatçıları onlara oldukça ikna edici cevaplar vermişler ve giderek Milli Edebiyat hareketinin yayılmasını sağlamışlardır.

Ali Canip Yöntem, bu konuda şunları demiştir: “Hangi kitle milliyetinden mahrum ise şimdiye kadar bizim başımıza geldiği gibi ne medeniyete küçük bir ışık verir, -Heyhat!- ne de yaşar. Milletleri tutan taştan, topraktan, çelikten yapılmış kaleler değildir; zengin bir dil ve bu dilin üzerinde yükselmiş yine zengin edebiyattır; öyle ki asırlarca evvel istiklalini kaybeden nice milletler vardır ki vatanlarının üstünde esen istiklal kasırgaları onların kökünü kazıyamamış ve bir gün yine meydana çıkmışladır; çünkü o milletler mazide zengin edebiyatla tetevvüc etmiş zengin lisanslarını muhafaza etmişlerdir, çünkü milletle lisan birdir.” demiştir.

Edebiyat tarihi araştırmaları konusunda uzman Fuat Köprülü de başta Milli edebiyata karşı çıksa da daha sonra bu fikirlerinden vazgeçmiştir. Bir başka edebiyat tarihçisi Agah Sırrı da milli edebiyat yanlısı bir sanatçıdır. “Milli edebiyatın en birincil vasfı taklit olmayıp, orijinal olması, mensup olduğu milletin ruhundan fışkırarak kendi kendini yaratmış bulunmasıdır. Hayatla alakasını kesmiş, yapma taklidi ve mücerret bir edebiyatın milli vasfını taşımasına imkân yoktur.” der.Bu sözüyle Ali Canip Yöntem, Milli edebiyatın gerekliliğine vurgu yapmıştır. Kurtuluş yıllarında giderek güç kazanan milli edebiyat anlayışı sayesinde memleketi milliyetçilik anlayışı kapsamıştır. Hatta öyle ki Milli edebiyata karşı olan Mehmet Rauf bile Halas romanıyla milli mücadeleye katılan bir gencin yaşamını konu edinmiştir. Türk milletinin bağımsızlığını kazanmak amacıyla girdiği Kurtuluş Savaşı boyunca Türk yazarları bu anlayışa uygun eserler meydana getirmiştir.

1908 ile 1910 yılları arasında ufak tartışmalardan sonra tüm şair ve yazarlar bu edebiyat hareketini benimsediler. Sade ve terkipsiz bir Türkçe ile yazmaya başladılar. Milli edebiyatın oluşması için milli bir dile ihtiyaç duyulmuştur. Oysa Türk aydını geçen asırlar içerisinde ilişkide bulunduğu İslam dünyasından din ve edebiyat aracılığıyla önce sözcükleri sonra dilbilgisi kurallarını almış, bu yolla “Türk muvazenesini kaybetmiştir.” Millileşme devrinde önce dil yabancı unsurlardan arındırılmaya ve sonra milli edebiyata ulaşmaya amaçlanmıştır.

Genç Kalemler topluluğunun ortaya koyduğu bir dil ve ona bağlı edebiyat anlayışının en önemli savunucularından Ali Canip Yöntem’in; Fuat Köprülü, Süleyman Nazif ve Cenap Şahabettin ile girdikleri tartışmalar sırasında yazdıkları “Milli Edebiyat Meselesi ve Cenap Bey’le Münakaşalarım” adlı kitapta bir araya getirilmiştir.

1911 yılında Ali Canip ile tartışma içerisine giren Fuat Köprülü, sadece destanların milli sayılabileceğini, uluslar arası ilişkilerin arttığı bir dönemde milli edebiyatın olamayacağı görüşünü ileri sürmüştür; fakat zamanla bu görüşünü değiştiren yazar şunu demiştir: “Her edebiyat, kendisini vücuda getiren milletin ifadesi olmak itibariyle millidir.”

Yusuf Ziya, Kazım Nami ve Yunus Nadi milli edebiyatı geniş anlamlı kabul ederler. “Bir milletin düşünüş, duyuş hususiyetlerini kendi diliyle ifade eden bir edebiyattır.” şeklinde bir tanım yapan Yusuf Ziya, “Divan edebiyatı bir medeniyetin eseridir. Servet-i Fünun edebiyatı da bizim edebiyatımızdır.” sözleriyle fikirlerine açıklık kazandırır. “Eskilerden tutunuz da yenilerine varıncaya kadar bütün Türk şairleri ne olursa olsun, milli şairlerdir.” diyen Kazım Nami ile “Milli olmayan edebiyat olur mu? Her milletin edebiyatı kendisinindir.”diyen Yunus Nadi de aynı fikirleri benimsemişlerdir.

Mehmet Emin Yurdakul, Mehmet Akif Ersoy, Yahya Kemal Beyatlı, Faruk Nafiz Çamlıbel gibi isimler şiir alanında; Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin, Nurullah Ataç, Falih Rıfkı Atay, Memduh Şevket Esendal gibi yazarlar düzyazı alanında milli edebiyatın temsilcileri olmuşlardır. Milli edebiyatın en önemli düşünce adamı şüphesiz Ziya Gökalp ve Fuat Köprülü olmuştur.

Milli edebiyat akımının yayılıp hız kazanmasında en büyük pay Genç Kalemler dergisine aittir. Selanik’te 11 Nisan 1911 tarihinde Genç Kalemler dergisinde Ömer Seyfettin’in Yeni Lisan başlıklı makalesiyle başlayan bu edebiyat, İstanbul ve Türk edebiyatında hızlı bir gelişmenin habercisi oldu. Yeni Lisancılarda amaç, yazı dilinde Türkçe kuralları hâkim kılmaktı. Bu hareketin ilk adımını atan böylece Ömer Seyfettin olmuştur.Milli edebiyat hareketi, Birinci Dünya Savaşı yıllarında güç kazanıp yayılarak hemen hemen her türde eserin yazıldığı bir dönem olmuştur. Sanatçılar gerçekleştirmek istedikleri amaçlar için şu ilkeleri benimsemişlerdir: Dil sade olmalı, ulusal kaynaklar ve memleket sorunları üzerinde durmak gereklidir; şiirde yalnız hece ölçüsü kullanılmalıdır.

Genç Kalemler dergisi, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem, Akil Koyuncu, Rasim Haşmet, Ziya Gökalp ve bazı Fecr-i Aticilerin katılımıyla kurulmuştur. Milli edebiyat kavramını ilk ortaya atanlar da bu kişilerdir. Ömer Seyfettin, Ali Canip ve Ziya Gökalp dilimizin yalınlaşması için şu düşünceleri ileri sürmüşlerdir:

1. Bir dil, bir dilden sözcük alabilir; fakat kural alamaz, konuşma dili ve yazı dili arasındaki ikiliğin önüne geçme gerekir.
2. Arap harfleri Türkçeyi yazmaya elverişli değildir. Dedelerimiz Arapça uygarlığı karşısında kendilerini küçük görerek aşağılık duygusuna kapılmışlar. Arap dilini ve kurallarını almakta bir sakınca bulmamışlardır.
3. Arapça, Farsça tamlama ve çoğul kuralları hiç kullanılmamalıdır. Şayet, ama, lakin gibi konuşma diline geçmiş Arapça ve Farsça kelimeler kullanılabilir.
4. Konuşma dili, bütün Türkler tarafından anlaşılan İstanbul Türkçesi olmalıdır.
5. Güneş varken şems, ay varken kamer denmemelidir. Arapça, Farsça kelimeler halkın söylediği gibi yazılmalı; kalabalık, harca, menekşe, kavga gibi…
6. Yazı diline yalnız milli dilbilgisi hâkim olmalıdır.
Milli edebiyat akımı şu fikirleri kendine ilke benimsemiştir:
Türkçe bağımsızlığını sağlamak; yabancı sözcük ve kuralları atarak sadeliği ve yalınlığı tercih etmek; yerli, ulusal değerlerimizi işlemek, ne doğunun ne de batının öykücülüğüne düşmemek; milli ölçümüz olan hece ölçüsünü kullanmak; toplumca sanata yönelmek; sanatı toplum için yapmak.
1908-1940 yılları arasında edebiyatımızın benimsediği fikirleri, duyguları, sanatları kapsayan Milli Edebiyat, memleket gerçeklerini kendine konu edinmiştir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki; Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan Milli edebiyat ses yaratan eserlerin meydana getirildiği bir dönem olmuştur. Türk milletinin var olma mücadelesi Kurtuluş Savaşı da bu dönemin konularındandır. Türk milletinin bağımsızlık savaşı ile milli edebiyat daha da gelişmiş ve büyük sanatçılar sayesinde edebiyatımız güzel eserler elde etmiştir.

ZD YouTube FLV Player

Kaynakça:
Coşkun, Nusret Safa, (1938). Milli Bir Edebiyat Yaratabilir miyiz?, İnkılap Kitabevi, İstanbul.
Kocahanoğlu, Osman S. (1976). Milli Edebiyat Hareketi ve Beş Hececiler, Toker Yayınları, İstanbul.

Yazar: Özge Beniz