Canlıların Ortak Karakteristik Özellikleri

Canlılığın 7 eşsiz özelliği vardır. Bir canlının başka bir canlıdan ayırt edilebilmesini sağlayan bu özellikler yaşamın temelini oluşturur. Bazı özellikler türlere has olsa da bu 7 karakteristik özellik bütün canlılarda ortaktır. Bu yazıda yeryüzündeki bütün canlı organizmaların ortak yedi karakteristik özelliğini ele alacağız.

Canlıları Cansızlardan Ayıran Özellikler

Canlıları inceleyen bir bilim dalı olan biyoloji yaşayan organizmaları doğadaki inorganik cansız maddelerden ayıran özellikler bulunduğunu belirtir. Bir şey yaşıyorsa yani canlıysa doğada kendini idame ettirebilir ancak kendini idame ettirebilmesi için enerjiye gereksinim duyar. Homeostasis korunuyor ve dış ya da iç uyaranlara yanıt verilebiliyorsa canlı yaşadığı ortamdaki değişimlere uyum sağlayıp çoğalır ve sahip olduğu özellikleri sonraki nesillere aktarır.
Şimdi canlıların 7 karakteristiğini ya da canlıları cansızlardan ayıran özellikleri ayrı ayrı inceleyelim.

1-Hücre

Hücre yaşamın en küçük birimidir. Canlı hücreler hücre zarıyla çevrilidir. Hücreler tüm canlılarda aynı yapıda değildir. İlkel yapılı bakteri, mavi-yeşil alg gibi canlılar tek bir hücreden oluşur ve hücrelerinde bir zar ile çevrili çekirdek yapısı ve organeller yoktur. Bu hücre tipi prokaryot olarak adlandırılır. Organel olarak sadece protein sentezinin yapıldığı zarsız ribozomlar bulunur. Daha ileri yapılı organizmaların hücresinde zarla çevrilmiş çekirdek ve organeller mevcuttur. Bu hücre tipine eukaryot denir. Hangi tipte olursa olsun tüm hücreler enerji üretiyor ve tüketiyorsa canlı kalabilir.

Bir canlı organizma en az bir tane hücreye sahiptir. Bu açıdan canlılar bir hücreliler, çok hücreliler olarak ayrı incelenir. Her grup da kendi arasında detaylandırılır. Örneğin terliksi hayvanlar, amip ve bakteri tek hücrelidir. Ancak bakteri prokaryot, diğer ikisi eukaryot hücre yapısına sahiptir. Gözle görülebilen şapkalı mantarlar, çiçekli ve çiçeksiz bitkiler, omurgalı ve omurgasız hayvanlar çok hücrelidir. Çok hücrelilerin hücre yapıları eukaryottur. Prokaryot ve eukaryot hücreler ortak olarak hücre zarı, sitoplazma, ribozom, DNA ve RNA bulundurur.

Canlılar atom, molekül ve hücre düzeyinde bir hiyerarşik düzene sahiptir. Hiyerarşik düzen atomdan başlar hücre, doku ve organa doğru devam eder. Buna biyolojik organizasyon denir. Bir hücreli organizmaların ( küçükten başlayarak) organizasyonu “ atom > molekül > organel > hücre ya da organizma” şeklindedir. Gözle görülmediği ve mikroskobik olduğu için bir hücrelilere mikroorganizma da denir. Çok hücreli canlılarda ise organizasyon küçükten başlayıp büyüğe doğru “ atom > molekül> organel> hücre> doku> organ> sistem> canlı yani organizma” şekilde sıralanır.

2-Homeostasis 

Homeostasis iç ortamın dengesinin korunmasıdır. Canlı olan tüm organizmalar iç dengelerini korumalı, sabit tutmalıdır. Denge bozulursa metabolik süreçler kesintiye uğrar. Dengenin korunması ve sürdürülmesi süreci olan, homeostasis olarak adlandırılan kavram ilk kez Fransız fizyolog Claude Bernard ile Amerikalı fizyolog Walter Bradford Cannon adlı bilim insanları tarafından tanımlanmıştır. İnsanlarda vücut sıcaklığının sabit tutulabilmesi bir homeostasis örneğidir. Yemeklerden sonra kanın şeker düzeyinin yükselmesi beklenen bir durumdur. İnsülin hormonu kan şekerini düşürerek dengeler. Soğuk bir ortamda bulunan insanın kasları kendi kontrolü dışında titreyerek vücut sıcaklığını sabit tutabilmek için gereken enerjiyi üretmeye çalışır. Eğer sıcak bir ortamda bulunuluyorsa bu defa da ter bezleri çalışır. Deri üzerine çıkan ter sıvısı buharlaşırken fazla ısı atılır.

3-Beslenme ve Enerji Kullanımı

Canlılarda hücre bölünmesi, doku onarımı, büyüme, gelişme, hareket ve üreme gibi pek çok olay enerji varlığına bağlıdır. Canlıların kullandığı enerji türü ATP’dir. ATP enerjisi organik besinlerin ya oksijenli veya oksijensiz hücre solunumuyla ya da fermantasyon olayı ile yıkıma uğratılması sonucu üretilir. ATP enerjisi elde etmek için canlılar beslenmelidir. Beslenmeyle ayrıca hücre yapısı için gerekli maddeler de alınmış olur. Canlılar ya kendi besinini kendi yapar (ototrof beslenme) ya da dış ortamdan, bir başka canlıyı tüketerek ( heterotrof beslenme) hazır alır.

Ototrof beslenme biçimine sahip olan bitkiler besin üretebilmek için güneş (ışık) enerjisine ihtiyaç duyar. Güneş enerjisi bir dizi olay ile üretilen organik besinin kimyasal bağlarında depolanır. Bu süreç sırasında güneş enerjisi kullanılarak sentezlenen ATP enerjisi kullanılır.
Kendi besinini sentezleyebilen bir canlı ışık değil kimyasal enerji kullanıyorsa bu durumda kemoototrof olarak adlandırılır.

Mantarlar, hayvanlar, ototrof olmayan bir hücreliler heterotrof beslenir. Hayvanlar etçil ya da otçul olabilir. Bazı hayvanlar ise hem ot hem et yiyerek beslenir. Parazit ve saprofit (çürükçül) yaşayan canlılar da heterotroftur. Ototrof ve heterotrof beslenme şeklinden başka ayrıca hem ototrof hem heterotrof beslenme biçimi vardır. Bu canlılar hem üretici hem tüketicidir. Böcekçil bitkiler ile euglena adlı kamçılı tek hücrelinin beslenme şekli böyledir.

Canlının yapım ve yıkım olaylarını kapsayan metabolizma süreci enerjisiz düşünülemez. Bu süreçte ortaya çıkan üre, amonyak, ürik asit gibi artıklar boşaltım yoluyla hücreden ya da canlıdan uzaklaştırılır. Boşaltım yoluyla iyon ve su dengesi ile kararlı iç ortam da sağlanır. Her canlıda boşaltım yapan özel boşaltım organı bulunmaz. Tek hücreli bir canlı hücre içindeki artık bir maddeyi difüzyonla hücre zarından dışarı atabilirken bir insanda boşaltım artıkları böbreklerle ve terle uzaklaştırılır.

4-Üreme

Bütün canlılar hücre bölünmeleriyle büyür ve farklılaşmayla gelişir. Hayvanların büyümesi sınırlı, bitkilerin büyümesi ise sınırsızdır. Canlılar belirli bir olgunluğa ulaşınca ürer ya da çoğalır. Çoğalma ile türler özelliklerini gelecek nesillere aktarmış olur. Üreme eşeysiz ise tek bir birey aynı türden başka bir bireyi oluşturur. Bu üreme şeklinde gamet ( üreme hücresi) ve döllenme yoktur. Bu üremenin temelinde mitoz bölünme vardır. Eşeysiz üreme ile oluşan bireyler genetik olarak birbirinin aynısıdır yani çeşitlilik yoktur. Tek hücrelilerde hücre hacmi ve kütlesi artınca organizma büyümüş olur ve ortadan ikiye bölünerek çoğalır. Bölünme bir çeşit eşeysiz üremedir. Eşeysiz üreme solucan gibi omurgasızlarda, alglerde ve bazı gelişmiş bitkilerde görülür. Bira mayalarının tomurcuklanması, bitkilerden alınan dal parçalarının ya da patates yumrusunun, bir çiçek soğanının toprağa dikilmesi ile aynı tipte, birbirine benzeyen canlılar oluşması eşeysiz üremedir. Hızlı bir çoğalma şekli olan eşeysiz üreme evrime katkı sağlamaz. Karayosunu gibi bazı canlılar hem eşeyli hem de eşeysiz üremeyle çoğalabilir.

Eşeyli üreme için biri dişi diğeri erkek olan aynı türden iki ata birey gerekir. İki ayrı cinsiyetin mayoz bölünmeyle oluşan ve kromozom sayısı yarıya inmiş olan üreme hücreleri döllenmeyle birleşerek yeni bireyin ilk hücresini (zigot) oluşturur. Oluşan zigotun arka arkaya mitoz bölünmeler geçirmesiyle hücre sayısında artış yaşanır ve canlı şekillenir. Sonuçta atalarından farklı özeliklere ( tür içi çeşitlilik) sahip yeni birey oluşur. Adaptasyon yeteneği yüksek bireyler oluşturduğu için eşeyli üreme evrim üzerinde etkilidir.

Not: Üreme bireylerin canlılığını sürdürmesi için zorunlu değildir, sadece birey sayısını artırır ve nesillerin devam etmesini sağlar.

5-Kalıtım

Canlılar eşeyli veya eşeysiz üreme sırasında atalarından bazı kalıtsal özellikler alır. Canlıların sahip olduğu özelliklerden sorumlu olan genler üreme yoluyla sonraki nesillere aktarılır. Kromozom ve genler DNA molekülünden oluşur. Kalıtsal bilgileri taşıyan bu molekül yönetici özelliktedir. Genler ve genlerin aktarımı kalıtım ya da genetik biliminin konusudur.

6-Çevreye Tepki

Yaşanılan ortamlarda var olan ışık, ses, sıcaklık, kimyasal maddeler gibi uyaranlar canlılarda tepkiye veya bir yanıt verilmesine neden olur. Uyaranlara karşı oluşan cevaplar yani tepkiler canlıların durum değiştirmelerine veya hareket etmelerine neden olur. Tek hücreli canlılarla çok hücreli canlıların, bitkilerle hayvanların verdikleri tepkiler farklıdır. Bir hücrelilerde yer değiştirme hareketi yalancı ayak, sil ve kamçı gibi yapılarla sağlanır.

Kökleriyle toprağa bağlı olan bitkiler aktif hareket edemeseler, yer değiştiremeseler de uyaranlara karşı yönelme ve benzeri tepkiler verebilir. Bitkilerin yaprak ve çiçeklerinin ışığa doğru dönmesi bir tepkidir. Buna yönelme (tropizma) denir. Dokunulduğu zaman küstümotlarının ya da böcek konduğu zaman böcekkapan bir bitkinin yapraklarını kapatması da bir tepkidir.

Hayvansal organizmalar hareket edebilme kabiliyetine sahiptir. Bu sayede gerekirse zararlı uyarandan uzaklaşabilir. Sıcak bir cisme eli değen bir kişinin aniden hızlı bir şekilde elini çekme hareketi bir reflekstir. Fazla ışıkta gözbebeğinin daralması, bir köpeğin çevredeki bir sesi duyduğu zaman kulaklarının dikleşmesi de birer tepkidir. Hayvanlarda tepki sinir sistemiyle bağlantılı iken bitkilerde böyle bir sistem yoktur.

7-Adaptasyon ve Evrim

Canlılar yaşadıkları ortaya uyum (adaptasyon) sağlayabilir. Uyum sağlayamamak yaşamlarını ve nesillerinin devamını tehlikeye sokar. Çöllerde yaşayan kaktüs gibi bitkiler suyu depolama yetenekleri kazanmıştır. Su gövdelerde depolanır ya da bazı bitkilerin yaprakları etli, sulu bir yapı kazanır. Kaktüslerde terleme yoluyla su kaybının önüne geçilmesi için yapraklar küçülmüş diken biçimini almıştır. Bukalemunların yaşadığı ortam ya da duruma uyacak şekilde renklerinin değişmesi, kurbağaların uzun dilleri sayesinde sinekleri kolayca yakalayabilmesi, kutup ayılarının vücutlarında yağ depolanması da hayatta kalma şansını, adaptasyonu sağlayan özelikler olarak karşımıza çıkar. Bütün adaptasyonlar yaşama, üreme şansını artırmaya yöneliktir.

Doğal seleksiyon sürecinde başarılı olan canlılar uzun zamanlar içinde adaptasyonla daha da uyumlu hale gelir. Bir başka deyişle adaptasyonlar doğal seleksiyonla seçilen, canlıların bulunduğu ortamda daha başarılı olmasını sağlayan kalıtsal özelliklerdir. Ortama uyum sağlamalarına sebep olacak adaptasyon ya da kalıtsal özelliklere sahip olamayan canlılar o ortamdan uzaklaşıp başka yere gidebilirse yaşamaya devam edebilir. Bir başka yere gidemeyen türlerin yavaş yavaş soyları tükenir. Uzun süreçler içinde yeni türler de ortaya çıkabilir. Böylece canlılar evrimleşir. Evrim ya da değişim uzun bir süreçte işler.

Kaynakça:
http://www.biyolojiportali.com
https://biologywise.com
http://www.biyolojidefteri.com

Yazar: Müşerref Özdaş

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :