Depresyonun Bağırsaklara Etkisi

Araştırmalar bağırsaklarda yaşayan trilyonlarca bakterinin sağlığın birçok farklı yönünü etkilediğini göstermiştir. Bu, fiziksel sağlığı olduğu kadar zihinsel sağlığı da içerir. Hangi bağırsak bakterilerinin depresyonda rol oynayabileceğini belirlemek için büyük bir grup insanın sağlık verileri analiz edilmiş, bağırsaktaki bakteri çeşitliliği ile zihinsel sağlık sorunları arasında kalıcı bir bağlantı bulunmuştur. Yeni çalışmalar sadece bu olası bakteriyel suçlulara bir isim vermekle kalmamış, aynı zamanda birçok bakterinin sinir sistemi ile etkileşime giren maddeler üretebileceğini göstermiştir. Bunlara nöroaktif maddeler denir. Bazı bağırsak bakterileri tarafından salınan bu bileşiklerin zihinsel refahı aktif olarak etkilediği belirlenmiştir. Örneğin, mikroorganizmaların insan nörotransmitter dopaminin bir metaboliti olan DOPAC (3,4-Dihydroxyphenylacetic acid) üretme yeteneğinin daha iyi zihinsel yaşam kalitesi ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Araştırmacılar bir proje kapsamında 1.054 kişide depresyon tanısı ile birlikte fekal (dışkı) mikrobiyom verilerini analiz etmiştir. Bu analiz sayesinde ekip iki tür bakterinin (Coprococcus ve Dialister cinsi) depresyon tanısı olan insanların bağırsaklarında bulunmadığını ortaya çıkarmıştır. Bu analiz antidepresan ilaç kullananlara da uygulanmıştır.

Serotonin-Depresyon Modeli Çürütülmüştür

Depresyonun serotonin gibi nörotransmitterlerin eksikliğinden kaynaklanması eski hikâyedir. Bu”serotonin modeli”, Zoloft ve Prozac gibi seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI’lar) kullanılarak geniş çaplı tedaviye yol açmıştır. Bir kişiye depresyon teşhisi konduğunda, doktor “bu şekilde doğduğunu” söylemiş olabilir. Depresif bir aile üyesine sahip olunması durumunda ailedeki bir başka kişinin de depresyon geçireceğinden endişe duyulur ancak, bilimdeki yenilikler kaderimizin genlerimizde yazılmadığını göstermektedir. Ayrıca, SSRI’ların işe yaramadığını (ve tehlikeli yan etkiler yarattığını) ortaya koyan veriler bir dizi araştırma çalışmasıyla birlikte, belirleyici serotonin depresyon modelini çürütülmüştür. Bunun yerine, depresyonun genellikle kronik inflamasyonun bir belirtisi olduğunu görülmüştür.

Kronik İltihaplanma Riski

Herkes kronik, sessiz iltihaplanma riski altındadır çünkü evrimsel uyumsuzluk döneminde yaşanmaktadır. Yani, modern yaşam tarzları, genlerin bizden bekledikleri ile dünyanın talep ettikleri arasında uyumsuzluklar yaratır. Günün çoğunda ofislerin ve araçların içinde oturanlar tasvip edilenin ötesinde işlenen ve binlerce modern kimyasala maruz kalan yiyecekler tüketilir. İnflamasyon bu tür çatışmaların sonucudur. Bilim, kronik inflamasyonun hemen hemen her hastalığın temelinde olduğunu göstermektedir. İnflamasyon, obezite ve diyabet gibi metabolik bozukluklardan nörodejeneratif hastalıklara ve kansere kadar her şeyle bağlantılıdır.

İnflamatuar Belirteçler Depresyon ile İlişkilidir

Genellikle iltihaplanma bir şeyin yanlış olduğuna dair bir işaret olan ağrı ile tanınır. Örneğin, bebekler keskin ağrı ile ilişkili olması nedeniyle sıcak sobalardan kaçınmayı çabuk öğrenir. Şu var ki, beynin ağrı reseptörleri olmadığından, insan beyninin ne zaman iltihaplandığını bilmek zordur. Araştırmacılar, beyin iltihabını, C-reaktif protein gibi iltihaplı protein düzeylerini ölçerek tespit eder. Yeni araştırmalar, depresif hastalarda inflamasyon belirteçlerinin arttığını göstermektedir. Bir çalışmada, araştırmacılar depresif belirtiler çözüldüğünde, bu inflamasyon belirtilerinin de normal seviyelere düştüğünü bulmuşlardır. Başka bir çalışmada, araştırmacılar birkaç yıl boyunca 1000’den fazla kadında C-reaktif protein seviyelerini ölçmüşler, C-reaktif proteindeki artışların depresyonun başlamasını tetiklediğini bulmuşlardır. İnflamasyon tetiklendiğinde depresyon tetiklenir. Bundan başka, sağlıklı insanlarda iltihaplanma meydana geldiğinde depresif belirtiler gelişir. Madalyonun diğer tarafında, anti-inflamatuar tedavilerin depresyonu etkili bir şekilde çözdüğü vardır. Bu doğrudur çünkü inflamasyonu azaltan, serotonini sıfırlamayan tedaviler gerçek antidepresanlardır. Vücut iltihabının beyin semptomları yarattığını gösteren bu çalışmalar, heyecan verici psikoimmünoloji kavramını desteklemektedir. Tüm sistemlerin ve organların birbirine bağlı olduğunu ortaya koyan psikonöroimmünoloji, kelimenin tam anlamıyla depresyon gibi psikiyatrik bozukluklar hakkındaki kitabı yeniden yazmaktadır. Bu kapsayıcı çerçeve, etkili tedavileri olan tek gen, tek hasta, tek hap perspektifini genişletmektedir. Psikonöroimmünoloji, hastalık söz konusu olduğunda kimsenin onunla doğmadığını anlamaya yardımcı olur. Kendimizi iyileştirme gücümüz vardır.

Beyine Giden En Güçlü Yol Bağırsaklardan Geçer

Bağırsak duvarı dış dünya ile olan sınırımızdır. Bağırsak dışarıdan gelen şeylerin (yiyecek gibi) vücudumuzun içine emildiği yer olduğundan, bağırsak duvarı yabancı madde ile birçok etkileşim türünü işlemek üzere tasarlanmıştır. Bağırsakların fonksiyonları göz önüne alındığında, bağışıklık hücrelerinin çoğunun bağırsakta bulunması mantıklıdır. Ayrıca bağırsak, gastrointestinal sistemde yaşayan trilyonlarca yararlı mikrop olan mikrobiyoma ev sahipliği yapar. Bağırsakta potansiyel bir tehdit algılandığında, büyük, geniş kapsamlı bir iltihap oluşur. Bu iltihaplanma doğrudan bağırsaklardan beyine, özellikle vagus siniri yoluyla geçebilir. Vagus siniri beyinden kaynaklanan en uzun sinirdir. Bu sinir, mide ve bağırsaklar da dahil olmak üzere bağırsağın çeşitli bölümlerine bağlanır. Vagus siniri, pankreas gibi sindirim için önemli olan diğer organlarla da temas halindedir. Vagus siniri, bağırsaklar ve beyin arasında 200–600 milyon sinir hücresini bağlayan iki yönlü bir bilgi otoyoludur. Çoğu kişi bu bağırsak-beyin bağlantısını hisseder. Mesela birçok kişinin hiç yemek yiyemeyecek kadar stresli ya da midesinde kelebekler uçuşuyor gibi hissettiği zamanlar olmuştur. İlginç bir şekilde, bu algılanan stres, kaygı ve sinirlilik sadece kafada değil; bağırsaklarda ve ötesinde iltihaplanmaya yol açabilir. Depresyon gibi stresle ilişkili semptomları azaltmak için stres faktörlerini yönetmek en iyisi olsa da, vagus sinirini sakinleştirmenin en doğrudan ve hızlı yollarından birinin diyet değişikliğidir. Duyguların bağırsaklara mesajlar göndermesi gibi, yiyecekler de beyine mesajlar gönderir.

Yiyecekler İnflamasyona Nasıl Neden Olur?

Depresif semptomlara yol açan birçok bağırsak iltihabı etmeni vardır. Genellikle standart Amerikan diyetinin (SAD) ya da Batı diyetinin temel taşı olan işlenmiş gıdalar vücuda yabancıdır. Yüksek derecede işlenmiş gıdalar tüketildiğinde bağırsak hücreleri iltihaplanma alarmını başlatır. Dahası, birçok insan farkında olmadan, çoğu kişinin fark edemeyeceği kadar hafif alerjik reaksiyonlara neden olan gluten ve süt ürünleri gibi inflamatuar gıdalar tüketmektedir. Şeker, yapay tatlandırıcılar ve kazein proteinlerinin (süt ürünlerinde bulunur) iltihaplanmayı aktive ettiği gösterilmiştir. Yiyeceklerin ötesinde, birçok insan vücutlarına ne yaptıklarını düşünmeden bir sürü hap alır. Çoğu zaman, hastalar Tylenol, statinler, antibiyotikler, asit blokerleri ve doğum kontrol hapları gibi zararsız ilaçlardan oluşan bir kokteylle yüklendikten sonra bir psikiyatriste gitmek durumunda kalır. İşlenmiş, besin açısından fakir yiyecekler ve ilaçlar tüketmek bağırsak mikrobiyomunu kökten değiştirebilir. Mikrobiyomdaki disbiyoz (veya disbiyota) adı verilen değişiklikler yani dengenin bozulması (yararlı bakterilerin sayı ve çeşidinin azalması) bağırsak geçirgenliğine veya sızıntılı bağırsağa yol açabilir. Sızdıran (geçirgen) bağırsak, iltihabın alevlenmesini ve depresyonu sever. Birçok çalışma sağlıklı bir beyin için sağlıklı bir mikrobiyomun gerekli olduğunu göstermiştir. Bir gastroenteroloji araştırma ekibi, bazı mikrobiyal ekosistem türlerinin anksiyete ve bozulmuş beyin fonksiyonları ile bağlantılı olduğunu ortaya koymuştur. Bir çalışmada, araştırmacılar fareleri Bifidobacterium longum adlı probiyotik bir bakteriyle tedavi etmiştir. Probiyotik verilen farelerin kaygı benzeri davranışları azaltmıştır. İltihaplanmanın depresyona neden olduğunu gösteren başka kanıtlar da vardır.

İnflamasyon ve Depresyon Sorunu Nasıl Çözülebilir?

Birçok insan için iltihabı harekete geçiren etmenleri almayı bırakmak, depresyonun çözümü için etkili bir başlangıçtır. Diğerleri için, vücudun probiyotiklerle takviye edilmesi bağırsak mikrobiyomunun dengede tutulması açısından yararlıdır. Zerdeçalın aktif bileşeni olan curcumin, üstün bir anti-inflamatuar ve antidepresan olarak kapsamlı bir şekilde araştırılmıştır. Çalışmalar, curcumin’in depresyon için Prozac’tan daha iyi olduğunu göstermiştir. Yemek gibi kökleşmiş alışkanlıkları değiştirmek zor olabilir. Kişiler ne yediğini dikkatlice seçmeye başlayarak, sağlığını ve canlılığı geri kazanabilir.

Kaynakça:

Kelly Brogan, MD – Holistic Psychiatry


https://www.medicalnewstoday.com

Yazar: Müşerref Özdaş

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar