1.Bukit Timah
II. Dünya Savaşı sırasında Singapur’da konuşlanmış Japon askerleri, Kocaayak’ın garip bir versiyonunu görmüşlerdir. Birçoğu, gri saçlarla kaplı ve Bukit Timah yağmur ormanında uzun boylu ayakta 2 metreye yakın , primat benzeri bir yaratık gördüklerini bildirmişlerdir. Savaş sırasında görülmeler en üst noktaya çıksa da günümüzde görüldüğüne dair rapor çok azdır. Bukit Timah bölgesi günümüzde kaplanlar da dahil olmak üzere birçok yaratığı barındıran bir biyolojik doğa alanıdır. Askerlerin ve diğerlerinin aslında bu alanda ne gördüklerine dair hala bir gizem olsa da, bazı insanlar onların makakları karıştırdıklarına inanmaktadırlar. Ancak, çoğu uzmana göre, Singapur’daki makakların Japonya’dakilere benzemesi ve askerlerin en azından ne aradıklarını bilmeleri olası değildir. Son görülmeler 2007 yılında gerçekleşmiştir.

2. Kozmik Radyo Patlamaları
2007’deki keşiflerinden bu yana, kozmik radyo patlamaları ya da “yıldırımlar” dünya çapındaki bilim insanlarına hayranlık uyandırmaktadır. Keşfettikleri yıllardan beri incelenen dokuz yıldırımın hepsi tarihsel verilerden elde edilmiştir. Daha sonra, Ocak 2015’te, bilim adamları gerçek zamanda bir yıldırım tespit ettiklerini açıklamışlardır. Bu, radyo dalgasının meydana gelmesine neden olan olayın, bilim adamlarının yakaladığı zamanda gerçekleştiği anlamına gelmektedir. Bu radyo patlamasına neyin sebep olduğu bilinmese de uzmanlar, çöken nötron yıldızları veya alevlenmeler nedeniyle meydana gelebileceğini tahmin etmişlerdir. Patlamalar, bir mili saniyenin uzunluğuna sahiptir ve bu minik zaman süresi boyunca, Güneş’in bir milyon yıl boyunca üreteceği enerji miktarını üretirler. Avustralya’da bir araştırmacı olan Emily Petroff, bu yıldırımların Dünya’dan beş milyar ışık yılı uzak bir mesafede meydana geldiğini ve Kova takımyıldızı yakınında gerçek zamanlı fırtınanın fark edildiğini belirtmiştir. Petroff araştırmalarının devam edeceğini ve bir gün yıldırımların kaynağının g,zemini çözeceklerini belirtmiştir.

3.Hoia Baciu Ormanı
Birçok insan tarafından dünyanın en perili ormanı olduğuna inanılan Transilvanya’daki Hoia Baciu, açıklanamayan pek çok hikayeye sahiptir. Ayrıca ağaçların görünüşte doğal olmayan şekillerde eğilip bükülmeleri ağaçların bir korku filmi hissi vermelerine sebep olmaktadır. Hoia Baciu’ya gelen birçok ziyaretçi, sebepsiz yere vücutlarında yanıklar ve kızarıklıklarla dehşete düşmüş bir şekilde geziden dönmüşlerdir. Bazıları, ürpertici ağaçlar arasında keşifleri sırasında birkaç saatin atlandığını iddia etmektedir. ”Eksik” zamanlarda ne olduğunu neden hatırlamayamadıkları için hiçbir açıklamaları yoktur. Pek çok insan hayalet gibi görünen görüntülerin ormanlarda takıldığına gerçekten inanmakta ve yerliler de oraya ayak basmayı kesinlikle reddetmektedirler. Özellikle yüzen kafalar ve karanlıktan gelen seslerin olduğu söylentileri etrafta dolaşmaktadır.Her şey 1968 yılında Alexandru Sift’in ormanın içinde bir UFO olduğuna inanmaya devam ettiği bir fotoğraf çektiği zaman başlamıştır. Başka bir hikaye de 200 koyunla ormana giren ve ormana girdikten sonra bir daha görülmeyen bir çoban hakkındadır. Devam eden hayalet avları, burada meydana gelen tüm garip olayların ardında ne olabileceğine dair bir ipucu ortaya koymamış; ancak paranormal uzmanlar, Hoia Baciu’yu araştırmaya geldiğinde onun ürpertici dünyasını ortaya çıkarmışlardır.

4. Le Loyon
Batı İsviçre’deki ormanda ürpertici bir şey yaşanmaktadır. Yüzünde bir gaz maskesi ile askeri üniforma giymiş bir adam, oraya “musallat” gibi görünmektedir. 10 yıldan uzun bir süredir, bu ormanların yakınında yaşayan yerli halk, her gün aynı yolu yürüyen bir adamın görüldüğünü bildirmiştir. Ona Le Loyon adını vermişler ve ondan çok korkmaktadırlar. Adam konuşmamakta ve biriyle karşılaştığında, sadece onlara bakıp sessizlik içinde yürümektedir. Gizemli adamın fotoğrafını çekmeye çalışan bir fotoğrafçı, onun yaklaşık olarak 2 metre boyunda olduğunu bildirmiştir. İnsanları tehdit edici görünmese de çocuklar ondan korkmakta ve ormanda oyun oynamamaktadırlar. Bir noktada, insanlar onu ormandaki bir yolda yavaşça yürürken çiçek gibi şeyler taşıdığını görmüşlerdir. Bölgeden sorumlu yetkililere göre, adam bölgeye izinsiz girmediğinden ve yanlış bir şey yapmadığından, onun ormanı terk etmesi için yapılabilecek hiçbir şey yoktur. Bir noktada, “Canavar için bir avlanma riski” çok büyük olduğu için ayrıldığını söyleyen bir notla kıyafetleri ormanda terk edilmiş olarak bulunmuştur. Adamın nerede yaşadığı, neden gaz maskesi taktığı ve neden konuşmadığı bilinmemektedir. Bazı teoriler onun zihinsel rahatsızlığı ya da başkaları tarafından görülmesini istemediği bir deri hastalığı olabileceğini iddia etmişlerdir.

5. Jo Girardelli
1800’lerin başında sahnede yeni sıcak ateş numarasını yapan kişidir. Ateş numaralarında yeni bir çığır açan Girardelli alevli ve sıcak nesneleri hiçbir acı hissetmeden ve zarar görmeden yutmayı başarmıştır. Onun yaptıklarını görenler gözlerine inanamamışlardır. Girardelli ağzını, diş etlerinde ve yanaklarında delikler açmadan nitrik asitle “çalkalama” becerisine sahiptir. Ağzında aside sahip olduğunu ve zararsız bir sıvıya sahip olmadığını kanıtlamak için, asidi demir üzerine tükürmüştür. O ayrıca odun üzerine geldiğinde küçük bir yangına sebep olan kızgın yağ ile ağzını doldurup tükürebilmektedir. Girardelli bununla da kalmıştır. Her gösterisi bir diğerinden daha büyük ve daha iyi olmalıdır. Bu yüzden gösterilerinde daha sonra sıcak bal mumu ve erimiş kurşun kullanmaya başlamıştır. Kürek gibi metal nesneleri, ateş üzerinde ısıtmış ve sonra cildine hatta bazılarını diline bastırmıştır. Bütün bu eylemlerde yine herhangi bir yerinde yanık ya da hasar olmamıştır. İngiltere’nin her yerinde onun bu durumu ilgi çekici bir konu olarak kalmış ve hiç kimse onun ne yaptığını anlayamamıştır. Şüpheciler bile o kadar araştırmalarına rağmen onun bu gösterilerinde herhangi bir hile bulamamışlardır. İngiltere’den taşındıktan sonra Jo’nun ne yaptığıyla ilgili herhangi bir kayıt yoktur ve inanılmaz eylemleri her zamanki gibi gizemli bir şekilde kalmıştır.

6. Jeannette DePalma
1972’de bir köpek sahibinin evinin arka kapısına çok garip bir şey getirmiştir. Springfield, New Jersey’de bir uçurumun tepesinde neredeyse tamamen ayrışmış bir insan ön kolunu koklamış ve büyük bir şokla ne olduğunu anlayan sahibine getirmiştir. Adam polise haber vermiş ve polisler kısa bir aradan sonra, kolun ait olduğu bedenin kalıntılarını bulmuşlardır. Kalıntılar altı haftadır kayıp olan Jeannette DePalma’ya aittir. Sadece ayrışmış cesedi bulunmakla kalınmamış, aynı zamanda cesedin olduğu yerde tuhaf nesneler vardır. Kızın yerel bir cadı ailesi tarafından kurban edildiği söylentileri başlamıştır. Diğerleri, Satanistlerin onu gizli ritüel amaçlarla öldürdüğüne inanmaktadır. Ancak cinayetle ilgili en garip şey, olay hakkında bir makale planlanırken kimse cinayet hakkında konuşmak istememiştir. 30 yıl sonra bile bölgede yaşayan insanlar, ne olduğuna inandıklarıyla ilgili görüş bildirmeyi reddetmişlerdir. Görüşülen bir kişi polis departmanı da dahil olmak üzere gerçek isimlerinin kullanılmasını istememiştir. Bir başka isimsiz yazar, bölgede Cadılar Bayramı’nda bir çocuğu öldürmeyi planlayan bir cadı meclisi hakkında bilgi sahibi olduğunu yazmıştır. Yazar o zaman bir çocuktur ve ” Şeker mi şaka mı?” için dışarı çıkmaktan korktuğunu hatırlamıştır. Başka bir mektup, yazarın annesinin DePalma’yı bildiğini ve 1972’de aynı yaşta olduklarını belirtmiştir. Bu mektup ayrıca cinayetin gerçekleşmesinden sonra öldürülen ve ağaçlara atılan hayvanlardan da bahsetmiştir. Tüm mektuplarda cadılar ya da Satanizm’den bahsedilmiştir. Bunlardan biri DePalma’nın şeytani uygulamalarla karışmayacak kadar dindar bir kız olduğunu vurgulamıştır. Bununla birlikte, yazar ayrıca Jeannette DePalma’nın yaşı ilerledikçe biraz “vahşi” olmaya başladığını da belirtmiştir. Jeannette DePalma’nın öldürülmesi, cesedinin bulunmasından yaklaşık iki hafta büyük bir haberdir ve sonra etrafında mutlak sessizlik başlamış ve onun katili hiç bulunmamıştır.

7. Francis Leavy’nin El İzi
Francis Leavy 1920’lerde işini çok seven ve meslektaşları tarafından çok sevilen özel bir itfaiyecidir. Her zaman gülümseyen, oldukça yardımsever ve hoş bir insandır. 18 Nisan 1924’te Francis’in meslektaşları tavrında bir değişiklik fark etmişlerdir. Aniden, Şikago İtfaiye Departmanındaki büyük bir pencereyi yıkarken kimseye bakmayan, konuşmayan ve gülmeyen bir adam haline gelmiştir. Birkaç dakika sonra, Leavy aniden garip bir hisse kapıldığını söylemiştir – o gün öldürebileceğine dair bir his. O anda, telefon çalmış ve itfaiyecinin sözlerinin getirdiği ağır havayı yok etmiştir. İtfaiye departmanından oldukça uzak bir binada bir yangın başlamıştır ve zaman boşa harcanmamalıdır. Sadece birkaç dakika içinde Francis Leavy ve diğer itfaiyecileri olay yerinde değerlendirmiş ve üst katlarda sıkışıp kalanlara yardım etmişlerdir. herkes binadan kurtarılmış ve her şey yolunda giderken alevler birden binanın alt kısmını ve çatısını sarar. Bu gerçekleşir gerçekleşmez binann duvarları çöker ve Leavy dahil pek çok kişi molozların altında kalır. Leavy’in acımasız önsezi gerçekleşmiştir. Hayatını insanları kurtarmaya çalışırken kaybetmiştir. Ertesi gün, meslektaşları Leavy’in kaybına alışmaya çalışırken, bir önceki gün olanları anlamak için yangının gerçekleştiği binaya gitmişlerdir. Aniden, pencerelerden birinde tuhaf bir şey fark etmişlerdir. Camın üzerine bulaşmış bir el izi gibi görünüyordur. Ürpertici bir şekilde, bu pencere Francis Leavy’ın önceki gün yıkamakla meşgul olduğu penceredir. İtfaiyeciler pencereyi tekrar temizlese de el izi kaybolmamıştır. Uzun yıllar boyunca el izi, onu çıkarmak için kullanılan kimyasallara rağmen pencerede kalmıştır. Garip gizem çözümsüz kalmaya devam etmiştir; ancak bir gazete oğlan 1944’te pencereye karşı bir kağıt fırlatıp onun parçalara ayrılmasına neden olduğu zaman aniden sona ermiştir.

8.Dorothy Eady ve Omm Sety
Dorothy Eady yaşıtları gibi koşup oynayan sıradan bir çocukken birden beklenmedik bir şey olur. Bir sabah Dorothy Londra’daki evlerinde merdivenden aşağı koşarken ayağı kayar ve merdivenlerden aşağı düşer. O kadar şiddetli düşmüştür ki üç yaşındaki kızın olay yerinde öldüğü düşünülür; fakat beklenmedik bir şekilde küçük kız uyanır ve dört yıl boyunca ailesiyle sıradan, mutlu bir hayat sürer. Ancak 1908 yılında her şey değişir. Aile British Museum’a düzenli bir şekilde gitmektedirler ve oraya gittiklerinde ilk fark ettikleri şey kızlarının tuhaf davranışlarıdır. Müzenin Mısır bölümüne varır varmaz, Dorothy donakalır. Uzun süre oradaki camla çevrili bir mumya ile oturur ve eve gitmeyi reddeder. Ailesi ona uzaktan onu izlemişler ve onun heykellerin etrafında koşup, onların ayaklarını öptüğünü görmüşlerdir. Bu olaydan sonra işler daha kötü bir hale gelir. Dorothy neredeyse depresyona girmiş ve eski Mısır’ın fotoğraflarına bakıp ülkenin vatanı olduğunda ve oraya geri dönmesi gerektiğinde ısrar etmiştir. Bir gün Abidos’taki ”1. Seti Tapınağı” nın bir fotoğrafı onu oldukça heyecanlandırmıştır. Babasına koşmuş ve buranın onun ilk evi olduğunu söylemiştir. Tapınağın resmini bulmadan önce, Dorothy rüyalarında eski Mısır’ın binalarını ve yeşilliklerini görmektedir. Mısır’a olan ilgisi ve sevgisi birdenbire artmış ve reenkarnasyonla ruhanilik hakkında daha fazla şey öğrenmek için çalışma gruplarına katılmıştır. Sonunda Mısırlı bir erkekle evlendikten sonra Kahire’ye taşınmış ve Seti adını verdiği bir bebek doğurmuştur. Kendisi ise Omm Seti olarak bilinmektedir. Omm’un evliliği sürmemiştir. Geceleri transa geçmesi ve ruhsal rehberi hakkında rastgele hiyeroglifler karalaması kocasının deliye dönmesine sebep olmuştur. Omm’un hayatını ayrıntılı bir şekilde gösteren yazıları sonunda yaklaşık 70 sayfayı bulmuştur. Kom El Sultan tapınağında bir rahibe olduğunu ve 14 yaşındayken Firavun Seti’ den bir çocuk sahibi olduğunu belirtmiştir. Bekaretini kaybederek rahibelik yeminini çiğnemiş ve Firavun’un suçlarından dolayı cezalandırılmaması için kendi canını almıştır.
Hiyeroglifler ayrıca Seti ile manevi karşılaşmaların hesaplarını içermektedir ve bu hiyerogliflerde Mısır yeraltı dünyasında onunla yeniden bir araya gelmeyi planlamışlardır. Bu fantastik hikaye, Omm Seti’nin arkeologların Tapınak Bahçesi’nin tam yerini bulmasına yardım ettiği güne kadar, birçok kişi tarafından tuhaf bir insanın deliliği olarak kabul edilmiştir. Omm Seti ayrıca arkeologları tapınağın kuzey tarafında keşfedilmemiş bir tünele götürmüş ve günlerinin geri kalanını Abidos Tapınağı’nda geçirdikten sonra 1981’de ölmüştür. Anıları, hayalleri ve Mısır hakkındaki bilgisi için rasyonel bir açıklama yapılamamıştır.

9.Çin Cüce Köyü
Köyler genellikle tuhaf olmasa da Çin’deki bir köy oldukça gariptir. Bu ülkede çok uzak köyler olmasına rağmen bu köy diğerlerinden tamamen farklıdır. Bilim adamları ve uzmanlar Siçuan Eyaletinde bulunan Yangsi sakinleri ile son derece ilgilenmişlerdir; çünkü burada yaşayan insanların neredeyse yarısı cücedir. Söylentiye göre, Yangsi’de 60 yıl önce gizemli bir hastalık görüldümüştür. Bu hastalıktan en çok beş ile yedi yaş arasındaki küçük çocuklar etkilenmiş ve hastalık onların büyümesinin durmasına sebep olmuştur. Uzmanlara göre bodur büyüme sadece 20.000 kişide 1’inde görünme olasılığı vardır, bu yüzden Yangsi’de olan şey sıradan bir şey değildir. Çocuklar bu gizemli hastalıktan dolayı bazı engellerden acı çekmiş, yetişkinler ise bazılarının sadece yaklaşık bir metre kadar büyüdüğü çocuklar doğurmuşlardır. Çin hükümeti, ziyaretçilere köye hiç bir zaman izin vermemiştir, kaçınılmaz olarak bu hikayeden bir dizi şehir efsanesine ortaya çıkmıştır. Söylentilere göre, köy sakinleri karanlık güçlerin evlerini istila ettiklerini ve atalarının uygunsuz gömülmelerine karşı öfkelerinden dolayı onları lanetlediklerini düşünmektedirler. Diğerleri görünüşe göre bir kaplumbağanın sorunun kaynağı olduğuna inanmaktadırlar. Bazı köylüler kara kaplumbağayı pişirip yedikten hemen sonra garip hastalık Yangsi’yi çarpmıştır. Ancak tüm bu zamanlardan sonra köy sakinlerinin bu hastalıktan kurtulduğu gözlemlenmiştir. Görünüşe göre genç nesil bu hastalıktan korunmuştur.

Kaynakça:

10 Strange Mysteries From Around The World That Are Still Unsolved

Yazar: Derya Demirörs

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here