Gökdelenlerin Zararları, Yaşama Olumsuz Etkileri

Dondurucu soğuk, ardından bir türlü gelmeyen bahar ve geç gelip ortalığı kasıp kavuran yaz sıcakları… Bunlara bir anda boşalan ani yağmurlar, meyveleri yok eden dolular ve onların sonucunda oluşan sel baskınları… Bütün bu iklim anormalliklerine ilişkin daha sayılabilecek pek çok şey var. Geçen yılın dünyadaki afet haberlerini taramaya kalksak günler sürer.

Bütün bunların sebebi için pek çok sebep ileri sürülebilir. Fakat, bilhassa son zamanlarda belirgin şekilde ortaya çıkan bu değişimlerin en önemli sebepleri arasında tabiata aykırı bir yaklaşımla hızlı betonlaşmanın ve elbette bu doğrultuda sayıları her gün biraz daha artan gökdelenlerin etkisi olduğu da düşünülmektedir.

Halihazırda büyük şehirlerimizin çehresini değiştiren gökdelenlerin olumsuz etkileri, İstanbul gibi tarihi kimliğiyle ön plana çıkan kentlerimizin silüetinde çok açık bir biçimde görülmektedir. Bunların doğal çevrede ve özellikle göçmen kuşlar üzerinde de olumsuz etkileri olduğu son zamanlarda tartışma konusudur. Buna rağmen bu türden yapılar hem teşvik görmekte, hem de büyük bir yatırım aracı olarak görülmektedir. Bu sebeple başta İstanbul olmak üzere şehirlerimizde gökdelenlerin sayısı büyük bir hızla artmaktadır.

Şehirlerimizin büyüme ve gelişmesinin bir göstergesi gibi algılanan bu durum karşısında ne yapılabilir? Özellikle büyük şehirlerimizde arsa imkanlarının kısıtlı olduğu, yeni iş alanları ve konut ihtiyacının da giderek arttığı günümüzde bu türden yapıları inşa etmemek mümkün mü; soruları sorulabilir. Bir ölçüde, yer tasarrufu ve modern şartlarda iş ve konut alanları için gökdelenlere olumlu bakmak bugünün şartlarında belli ölçüde kabul edilebilir. Fakat, günümüzdeki uygulamalar, pek çok açıdan şehirlerimizi gelecekte yaşanamaz hale getirecek gibi görünmekte, aşırı yapılaşmaya bağlı olarak artan nüfus yoğunluğu ve trafik problemleri daha şimdiden kaygılara yol açmaktadır. Ayrıca, gökdelenlerin yoğunlaştığı bölgeler pek çok şehrimizin mevcut fiziki yapısını bozmakta, doğal hayatı ve çevreyi tehdit etmektedir.

Çoğu şehirlerimizde, yerleşimin ana arteri niteliğindeki yerlerde gökdelenlerin yükseldiği görülmektedir. İzmir buna çarpıcı bir örnek olarak verilebilir. İzmir’in yakın zamana kadar bataklık olan Körfez kıyısındaki Mavişehir ve Manavkuyu semtleri, günümüzde ıslah edilerek bu türden yapılaşmalara açılmış bulunmak-tadır. Zemin güvenliği bir yana, bu bölgeler ve özellikle Manavkuyu bölgesi konum itibariyle İzmir’in geleceğini büyük ölçüde etkileyecek gibi görünmektedir. Yapılaşmanın hızla sürdüğü Bayraklı ilçesine bağlı Manavkuyu semti, körfezi adeta hilal gibi kuşatan şehir yerleşiminin hemen hemen orta aksında ve şehir ulaşımının tam ana arteri konumundaki yolların güzergahında bulunmaktadır. Şimdilerde bile belli saatlerde yer yer tıkanan ve kilitlenen şehir merkezine ulaşım buradaki gökdelenlerin tamamlanması ve faaliyete geçmeleriyle daha yoğun bir hal alacaktır. Örneklerini çoğaltmak mümkün.

Tüm bunlarla birlikte şehirlerimizde asla gökdelen yapılmasın! demiyoruz. Dahası diyemiyoruz. Zira, günümüz şartlarında gökde-len yapmanın belki kaçınılmaz bir olgu olduğunu biliyoruz. Fakat, bunların birer rant aracı olmasından kaynaklı, bir kısmı yanlış bölgelerde kontrolsüz şekilde çoğalmalarından duydu-ğumuz kaygıyı dile getirmeye çalışıyoruz. Başka bir ifadeyle, bu türden yapılaşmalarda gelecek hesaplamalarıyla birlikte pek çok hususun göz önünde bulundurulması ve gökdelenlerin inşa edileceği alanların ona göre belirlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Aksi halde bu yapıla-rın şehirlerimizde geleceğimizi karartan birer canavar halini almaları kaçınılmaz olacaktır.

Yazar: Enes Eker

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar