Etkileyici ve Hayati Bir Organ

Deri çok önemli fonksiyonları olan çok etkileyici bir organdır. Cilt, vücuda su girmesini engelleyen, su kaybını azaltan ve vücudu enfeksiyondan koruyan bir muhafaza görevi görür. Aynı zamanda vücut ısısını düzenlemeye yardımcı olur, D vitamini öncüsü üretir, bizi ultraviyole ışığın verdiği zarara karşı korur ve ortamdaki bilgileri tespit eder. Ek olarak, cilt çeşitli şekillerde bize yardımcı olan bağışıklık sistemine ve yerleşik bakterilere ait hücreler içerir.
Cilt, suyun ve diğer birçok maddenin vücuda girmesini önlese de, vücut ve dış dünya arasında tam bir engel değildir. Cilt gözeneklerimizden bazıları, terleme sırasında suyun vücuttan ayrılmasına izin verir. Bu süreç sabit vücut ısısını korumamıza yardımcı olur.

Cildin Yapısı: Genel Bakış

Deri, iki katmandan oluşur . Dış, daha ince tabaka epidermis ve iç, daha kalın tabaka olan dermis. Dermisin altında, yağın depolandığı deri altı tabakası olarak da adlandırılan hipodermis bulunur. Saç köklerinin ve ter bezlerinin tabanlarının hipodermise uzanmasına rağmen, hipodermisin cildin bir parçası olduğu düşünülmez.

Epidermis

Epidermiste en fazla bulunan hücreler, katmanlar halinde düzenlenmiş keratinositlerdir. Epidermisin üst kısmındaki keratinositler keratin adı verilen bir protein içerir. Keratin epidermisi güçlü ve su geçirmez yapar. Epidermiste de melanin adlı koruyucu bir pigment üreten melanositler denilen hücreler de bulunur. Ek olarak, cilde hafif dokunuşları tespit eden Merkel hücreleri ve bağışıklık sisteminin bir parçası olan Langerhans hücreleri, epidermiste yer alır.

Dermis

Dermis kollajen ve elastin lifleri, kıl folikülleri, yağ bezleri, ter bezlerinin sarılı bölümleri, kan ve lenf damarları, sinirler, duyusal reseptörler ve bağışıklık sisteminden hücreler içerir. Sebasöz bezler sebum adı verilen yağlı bir madde üretir. Çoğu yağ bezleri bir kıl folikülüne bağlanır.

Deri Yüzeyinde Yerleşik Bakteriler

Bakterilerin cildimizin önemli bir parçası olduğunu öğrenmek şaşırtıcı olabilir. Evlerini burada yapan bakteriler, geçici bakteriler olarak bilinen geçici ziyaretçilerin aksine, yerleşik bakteriler olarak bilinir.
Yerleşik bakteriler genellikle zararsız veya hatta faydalıdır. Asitli atık üretirler. Bakteriyel atıklar ve terimizdeki laktik asit, cilt yüzeyinin 4 ila 5 arasında düşük bir pH’a sahip olmasına neden olur. Bu pH, taşıdığımız normal bakteriler için iyidir, ancak birçok zararlı bakteri ve mantar için çok düşüktür. Bakteri popülasyonumuz, bizi diğer mikropların yaralanmasına karşı korur. Bakteriler ayrıca ciltte bağışıklık sisteminin aktivitesini artırabilir ve başka yollarla patojenlerle (hastalığa neden olan mikroplarla) savaşabilir.

Epidermiste Keratinositler ve Keratin

Epidermisin tabanında keratinositler adı verilen hücreler bulunur. Bu hücreler yeni keratinositler yapmak için bölünür. Yeni hücreler, üst tabakaya veya stratum corneum’a ulaşıncaya kadar yavaşça epidermisten yukarı doğru göç eder. Göç süreci yaklaşık bir ay sürer.
Keratinositler göç ettikçe, yavaş yavaş keratin adı verilen bir kimyasal üretirler. Keratin, deri hücrelerinde mevcut olmasının yanı sıra saç ve tırnaklar oluşturan lifli bir proteindir. Cildi zorlaştırır ve cildin su hareketini engelleme kabiliyetine katkıda bulunur. Göç eden keratinositler epidermisin yüzeyine ulaştığında düz, altıgen şekillidir.
Stratum corneumda keratinositler ölür, ancak sert keratinler hala cildi korur. Sonunda ölü hücreler düşer. Bu kayıp genellikle yeni hücrelerin üretimi ile dengelenir. Vücudu terk eden hücreler, ev tozunun büyük bir bölümünü oluşturur.
Araştırmacılar, her dakika 30.000 ila 40.000 cilt hücresi veya günde 500 milyon hücre kaybettiğimizi tahmin ediyorlar.

Epidermis ve D Vitamini Üretimi

Vücutta D vitamini üretimi süreci çok aşamalı bir süreçtir. Temel adımlar aşağıdadır.
-Dehidrokolesterol olarak adlandırılan epidermiste bir kimyasal, güneşten gelen ultraviyole ışıkla çarpılır.
-Dehidrokolesterol kolekalsiferol adı verilen D vitamini’nin inaktif formuna dönüştürülür.
-Kolekalsiferol, karaciğerde kalsidiol haline dönüştürülür.
-Kalsidiol, böbreklerdeki kalsitriole dönüştürülür. Kalsitriol, D vitamininin aktif formudur.
İnce bağırsakta kalsiyum emilimi için D vitamini gereklidir. Kalsiyum kemiklere gönderilir ve onları güçlü tutar. Vitamin de bağışıklık sisteminin aktivitesini artırabilir.

Melanositler, Langerhans Hücreleri ve Merkel Hücreleri

Melanosit

Melanositler epidermisin alt tabakasında bulunur. Bu hücreler, cilde renk veren bir pigment olan melanin yaparlar. Pigment diğer epidermal hücrelere taşınır. Melanin, ultraviyole ışığı emer ve vücuda zarar vermesini önler. Ancak, melaninin bizi UV ışınlarından tamamen korumadığını fark etmek önemlidir. Güneş ışığına maruz kaldığımızda ek bir koruma şekli gereklidir.

Langerhans ve Merkel Hücreleri

Epidermis ayrıca Langerhans ve Merkel hücreleri içerir. Langerhans hücreleri, bir tür dendritik hücre olarak sınıflandırılır, çünkü yaşamlarının bir noktasında dendrit adı verilen uzantıları vardır. Onlar bağışıklık sisteminin bir parçasıdır, ama nasıl işledikleri tamamen net değildir. Biyolojileri aktif bir araştırma alanıdır. Merkel hücreleri epidermisin tabanında bulunur. Sinir sonlarına yakın dururlar ve hafif dokunmaya duyarlıdırlar.

Diğer Hücreler ve Kimyasallar

Dermis, çeşitli kimyasal maddelerin yanı sıra diğer duyusal hücreleri de içerir. Bu kimyasallar arasında lipidler ve antimikrobiyal peptitler (patojenlerle savaşan kısa amino asit zincirleri) bulunur. Epidermis kan damarları içermez. Epidermal hücreler için besinler, hücreler tarafından üretilen atık maddeleri de ortadan kaldıran dermis içindeki kan damarları tarafından sağlanır.

Dermis Bezleri

Yağ Bezleri

Dermis üç tip cilt bezi içerir: yağ bezleri, ekrin veya merocrin bezleri ve apokrin bezleri. Sebasöz bezler genellikle saç köklerine bağlanır. Bir lipit karışımı içeren yağlı bir madde olan sebum salgılarlar. Sebum cilt ve saçları yağlar ve su geçirmez hale getirir. Ergenlik döneminde sebumun en büyük miktarı salgılanır.

Ekrin Bezleri

Cildimiz iki tip ter bezi veya anormal bezler içerir. Ekrin bezleri vücudun çoğunda bulunur ve doğrudan cildin yüzeyine terler. Bu ter sulu ve neredeyse kokusuzdur. Su, üre (protein metabolizmasından üretilen bir atık madde), laktik asit ve sodyum klorür gibi birçok çözünmüş kimyasal içerir.

Apokrin Bezleri

Apokrin bezleri, koltuk altları gibi sadece belirli bölgelerde bulunur. Ergenlikte aktif hale gelirler ve bir kıl folikülü içine kalın, sütsü ve yağlı bir sıvı bırakırlar. Stres gibi belirli koşullar, apokrin bezlerinden sıvı salınımını uyarır. Kokusuz sıvı cildin yüzeyine ulaştığında, bakteriler onu parçalayarak kokulu bileşikler üretir. Apokrin bezlerinin işlevi bilinmemektedir. Geçmişte (ve belki de şimdiki zamanda) salgılanmanın, karşı cinsiyeti çeken bir kimyasal olan bir feromon içerdiği öne sürülmüştür.

Sıcaklık Düzenlemesinde Cildin Rolü

Cildin vücut ısısını düzenlemek için iki yolu vardır. Birinci yöntem, kan damarlarının çapını değiştirmek. Dermisdeki kan damarları dilate olduğunda, bunlar içinden daha fazla kan akmasına izin verir. Isı bu kandan yayılır, cildin içinden ve dış dünyaya doğru ilerler. Artan kan akışına bağlı olarak cildin kızarması, ince epidermisten görülebilir. Vücudun soğuk olduğu zaman kan damarları daralır, epidermisten kan akışını azaltır, cildin solmasına ve ısı kaybını azaltmasına neden olur.
İkincisi ısı düzenleme yöntemi olan terlemedir. Ekrin ter bezlerinden çıkan su, bir gaza dönüşerek cildi ısıtır ve atmosfere buharlaşır. Gazlı su, vücuttan ısınarak vücuttan ısı çeker ve vücudun soğumasını sağlar.

Harika cilt

Cildimiz harika bir organdır. Bedenimize zarar verebilecek streslerden korur, çevremizi algılamamıza ve önemli kimyasallar üretmemize yardımcı olur. Yaralandığımız zaman ya da yaşlandıkça cildimizin görünüşündeki değişiklikleri fark ederiz, ama çoğumuz cildin gerçekten de ne kadar muhteşem ve çalışkan bir yapının olduğunu fark etmiyoruz.Cilt, vücudumuzla dış dünya arasındaki basit bir engelden çok daha fazlasıdır.

Yazar: Katibe Melis Dinçer

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here