Kalın Bağırsak Kanserinde Önerilen Beslenme ve Yaşam Tarzı Değişiklikleri

Düzenli egzersiz yapılması kalınbağırsak ve rektum kanserine karşı koruyucudur. Özellikle uzun süre hareketsiz kalan ofis çalışanlarında rektum kanseri başta olmak üzere diğer kanser risklerinde artış olduğu için telefon görüşmelerini dolaşarak ayakta yapmaları, saat başı 4-5 dakikalık kısa yürüyüş, gerinme egzersizleri yararlıdır.
Sigara içenlerde (hem kadın, hem erkek) gerek polip gerekse kalınbağırsak kanseri riskinin belirgin artması nedeni ile sigara bırakılmalıdır.
Şişman erkeklerde kalınbağırsak veya rektum kanseri riski artmıştır. Bunun nedeninin hareket azlığı veya yüksek yağ içeren diyet olduğu ileri sürülmektedir. Şişman kadınlarda erkeklerdeki gibi yüksek risk ol-masa da bir miktar artmıştır.

ÖNERİLEN BESİN TAKVİYELERİ

• Folik asit: Ülseratif koliti olanlarda kalınbağırsak kanseri riskinde artış olmaktadır. Sulfosalazin ilaci, folik asidi azaltmaktadır. İlk çalışmalarda uzun süreli 400 mcg dozunda folik asit desteği alan ülseratif kolit hastalarında, destek almayanlara göre kalınbağırsak kanseri riskinin %62 azaldığı gösterilmiştir. Sülfosalazin alanlarda, kalınbağırsak kanseri riskinin azaltılması için folik asit desteği bazı araştırmacılar tarafından önerilmektedir. Daha kısa süreli desteğin ek yararı bulunmamıştır. Özellikle alkol tüketenlerde, folik asidin koruyuculuğu, alkol almayanlara göre daha fazladır. Folik asit desteği, kansere neden olan poliplerin gelişme riskini de azaltmaktadır. Bazı besinsel tedavi doktorları, kalınbağırsak kanseri geçiren ve hastalığı tam kontrol altında olan hastalara hastalık tekrarından korunmada folik asit desteği vermektedir. Fakat onkoloji uzmanının onayı olmadan metotreksat gibi bir kemoterapi ilacı alırken kullanılmamalıdır.

• Selenyum: Kalınbağırsak kanseri dahil çeşitli kanser tiplerinde, hastaların çoğunda selenyum düzeyleri düşüktür. Selenyum düşüklüğü özellikle kadınlar başta olmak üzere her iki cinsiyette kalınbağırsak kanseri riskini artırır. Selenyum düzeyi düşük olanların, yüksek olanlara göre kanserden ölüm riskleri 3.8-5.8 kat daha fazladır. Cilt kanseri nedeni ile 4.5 yıl boyunca günde 200 mcg selenyum desteği verilenlerde kalınbağırsak ve rektum kanseri riskinde %58 gibi yüksek oranda azalma sağlanmıştır. Kalınbağırsak kanseri tedavisi gören hastalara selenyum desteği verilmesiyle bağışıklık sisteminde düzelme olduğu bildirilmiştir, fakat uzun süreli takipleri bulunmamaktadır. Kalınbağırsak polibi geçirenlere 5 yıl süreyle 200 mcg selenyum, 30 mg çinko, 2 mg A vitamini, 180 mg C vitamini, 30 mg E vitamini verilmesi ile 4 yıllık izlemde polipin tekrarlama riskinin belirgin olarak azaldığı gösterilmiştir.

• Melatonin: İleri evre kalınbağırsak kanseri olan, kemoterapiye yanıtsız olan hastalara interlökin-2 ile beraber günde 40 mg dozunda melatonin verilirken, diğer gruba ek tedavi verilmemiş (kontrol grubu). Melatonin ve interlökin alan 25 hastanın 9’u, kontrol grubunda 25 hastanın sadece 3’ü bir yıl sonra hayatta kalabilmiştir.Birçok çalışmada melatonin desteği ile kanser hastalarında yaşam süresinde uzama, yaşam kalitesinde artış ve hastalık tekrarına kadar geçen sürede uzama elde edildiği bildirilmiştir. Bu çalışmaların çoğunda gece 20 mg dozu kullanılmış ve bu dozların doktor kontrolü ve önerisinde kullanılması önerilmektedir.

• Kalsiyum: İlk çalışmalarda, kalsiyum desteği alınmasının kalınbağırsak kanseri ve kansere neden olabilecek lezyonların gelişme riskini azalttığı görülmüştür. Randomize çalışmaların bazılarında kalsiyum desteğinin kalınbağırsakta kansere neden olabilecek değişikliklerden koruduğu, bazılarında ise bu yararının olmadığı saptanmıştır. Kalınbağırsak adenomu tanısı olanlara günde 2 gram kalsiyum ve 800 IU D vitamini 6 ay süreyle verilmesiyle kanserleşmeye neden olan anormal sinyallerin engellenebileceği, kalınbağırsak kanserinden korunmada yararlı olabileceği gösterilmiştir. Adenomu olan kişilerin doktor önerisi ve takibi olmadan bu destekleri kullanmaması gereklidir. Adenomu olmayan kişilerde kalsiyum desteklerinin koruyucu özelliği belirgin değildir. Menopoza giren kadınlarda günde iki defa 500 mg kalsiyum ve 200 IU D3 vitamininin 7 yıl boyunca verilmesinin kalınbağırsak kanseri riskini azaltmadığı gösterilmiştir. Bu nedenle adenom dışında koruyucu olarak kullanılması tartışmalı olmaktadır.

• E vitamini: Destek olarak E vitamini alanlarda, almayanlara göre kalınbağırsak kanseri riskinde azalma olduğunu veya olmadığını gösteren çelişkili çalışma sonuçları vardır. Bir çalışmada, sigara içen erkeklere düşük dozda E vitamini (günde 50 IU) verilmesinin kansere neden olabilecek kalınbağırsak polipi riskini artırdığı gösterilmiştir. Fakat ilginç olarak, aynı çalışmada, E vitamini desteği alanlarda kalınbağırsak kanseri riskinin azaldığı gözlenmiştir. Bu çelişkili sonuçlar nedeni ile kalınbağırsak kanserinden korunmada E vitamini desteği konusu net değildir.

• C vitamini: İlk çalışmalarda C vitamini desteği alan kadınlarda kalınbağırsak kanseri riskinde azalma gözlenirken, erkeklerde bu yararın olmadığı saptanmıştır. Kalınbağırsak kanseri riskini ciddi biçimde artıran familyal-ailesel polipoziste yapılan randomize çalışmada günde 3 gram C vitamini desteğinin 9 ay verilmesi ile kansere neden olabilen poliplerin sayısında azalma sağlanmıştır. Başka bir çalışmada da C vitamini, A vitamini ve E vitamininin beraber kullanılması ile kansere dönüşebilen adenomatöz poliplerin tekrarlamasının azaltıldığı gösterilmiştir. Bununla birlikte, bu desteklerin kullanımının adenomatöz polipte yararı olmadığı veya az olduğu yönünde araştırmalar da bulunmaktadır. Gıdalarla C vitamini ve E vitamininden zengin beslenenlerde kalınbağırsak kanseri riskinde azalma olmakta, bu azalmanın bir kısmının bu gıdaların aynı zamanda folik asidi de içermesine bağlanmaktadır. Kanser hastalarının akyuvarlarında (lökosit) C vitamini düzeyi, sağlıklı insanlara göre daha düşüktür. 1970’lerde yapılan bir araştırmada, son dönem 100 kanser hastasına günde 10 gram C vitamini alanların ortalama 210 gün, alamayanların 50 gün yaşam süresine sahip olduğu bildirilmiştir. Bu çalışma sonrası Mayo Kliniği tarafından yapılan çalışmada ise hastaların yarısına plasebo, yarısına da C vitamini verilmiş, sonuçta iki grup arasında yaşam süreleri açısından fark görülmemiştir. Mayo Kliniği’nde yapılan çalışmada hastalara çoğunlukla kemoterapi verildiği, kemoterapinin de C vitamininin yararını engellediği spekülasyonu yapılmıştır. Sonrasında Mayo Kliniği tarafından yapılan ikinci çalışmada kemoterapi almayan hastalarda da C vitamini tedavisinin yararı olmadığı saptanmıştır. Japon araştırmacıların yaptığı bir çalışmada da son dönem kanser hastalarına yüksek doz C vitamini verilmesinin, verilmeyenlere göre yaşam süresini belirgin olarak artırdığı (246 güne karşılık 42 gün) saptanarak olumlu sonuç elde edilmiştir. Bazı klinik çalışmalarda, ağız yoluyla kullanılan C vitamininin beklenen yararı göstermediği, damar yoluyla uygulamaların daha yararlı olacağı ileri sürülmektedir. Faz I/II çalışmada damar yoluyla yüksek doz C vitamini verilen bazı ileri evre kanser hastalarında, bazı hastalarda hastalığın ilerlemesinin durdurulduğu, ciddi yan etki olmadığı, enerji ve günlük aktivitelerinde iyileşme olduğu bildirilmiştir. Kanserde C vitamini uygulamaları 7,5-50 gram arasında değişmekte olup kanser hastalarında birçok olumsuz sonuçlara neden olan iltihabi süreci azaltarak fayda gösterebilmektedir. C vitamini uygulamaları glikoz-6 fosfat dehidrogenaz enzim eksikliği olanlarda ve idrar yollarında oksalat taşı riskini artırdığı için, oksalat taşı olanlarda kullanılmamalıdır.

• D vitamini: Cilt kanseri riskini artıran güneş ışınlarından tamamen kaçılması da D vitamini eksikliğine neden olup, bu durum birçok ölümcül kanser riskinde artışa neden olur. Cilt kanseri riskini artırmamak için özellikle yaşlılarda ve diğer organ kanseri riski olanlarda D vitamini desteği verilmesi yararlı olabilir. Fakat açık tenli insanların 20 dakika, koyu ten rengine sahip insanların ise 30 dakika sırt, göğüs, bacaklarını ve kollarını güneşte bırakmaları yeterlidir. İlk çalışmalarda D vitamininin kalınbağırsak kanseri riskini azalttığı gösterilmiştir. Kalınbağırsak kanserinden korunmada D vitamini desteğini herkesin almaması, kontrollü güneşte kalmak, yetersiz olanlara D vitamini desteği verilmesi yararlıdır. Kanda D vitamini düzeyi yüksek olan ve kalınbağırsak kanseri olan hastaların, düşük olanlara göre yaşam süreleri daha uzun olmaktadır. Bu nedenle, eksikliği saptanan hastalarda doktor önerisi ile desteklenmeli ve kan seviyesinin 30-80 ng/ml arasında tutulması sağlanmalıdır.

• Glutatyon: Kansere neden olan maddelere bağlanarak veya doğrudan hasarlarını azaltarak kansere karşı yararlı olmaktadır. Son dönem tedavisi kesilmiş kalınbağırsak kanserli 11 hastaya en az 3 ay boyunca günde iki defa 800 mg glutatyon desteği verilmiş ve 7. ay sonunda 3 hasta hayatını kaybetmiş, 4 hasta hiçbir düzelme olmadan yakınmaları devam etmiş, 4 hastanın da normal beslenmeye döndükleri ve kilo artışı sağlandığı, bunların da 3’ünün eve dönebildiği bildirilmiştir. Daha fazla araştırma gereklidir.

• Balık yağı: İçerdiği omega-3 yağ asitleri ile yapılan desteklerle kalınbağırsak riskini artıran belirteçlerde düzelme elde edilmiştir. Fakat kalınbağırsak kanseri riskinin azaltılması ile ilgili net bir çalışma yoktur.

• IP-6: Özellikle yulaf ve buğday kepeğinde bulunmakta olup hayvan çalışmalarında kalınbağırsak kanseri başta olmak üzere kansere karşı yararlı olabileceği saptanmıştır. Fakat kalınbağırsak kanseri ile ilgili insan çalışması bulunmamaktadır.

• Beta karoten: Randomize çalışmalarda, sentetik beta karoten desteğinin kalınbağırsakta kanser riskini artıran poliplerin riskini azaltmadığı görülmüştür. Bu nedenle kullanılmamaktadır.

• Koenzim Q10 (CoQ10): Bağışıklık sistemini desteklemektedir. Kalınbağırsak kanseri dokusunda CoQ10 düzeyi yüksek iken, aynı hastaların kanında CoQ10 düzeyleri düşük bulunmuştur. Bunun nedeni bilinmemektedir. Kalınbağırsak kanserinin de olduğu çeşitli kanser tiplerine bağlı son dönem kanser hastası olanlara, içinde koenzim Q10, C vitamini, selenyum, folik asit ve beta karoten içeren antioksidan desteğinin verilmesi ile %76’sının beklenenden daha fazla yaşadığı saptanmıştır.

ÖNERİLEN BİTKİSEL İÇERİKLİ TAKVİYELER

• Zerdeçal: İçerdiği kurkumin bileşiği ile tarladan eczaneye geçişin en güzel örneğini gösteren bitkidir. Faz I çalışmalarda kurkuminin günlük dozu maksimum 8.000 mg olarak önerilirken, preklinik ve erken klinik çalışmalarda kurkuminin insanlarda kalınbağırsak kanserinden korunmada yararlı olabileceği düşünülmektedir. Kurkumin bileşeni ile yapılan laboratuvar ve hayvan çalışmalarında kalınbağırsak kanseri dahil çok çeşitli kanser tiplerinin çeşitli kemoterapi ilaçlarına yanıt vermesini artırdığı, radyoterapinin etkinliğini artırdığı, kemoterapi ve radyoterapinin normal hücrelere zararını ise azalttığı gösterilmiştir. Preklinik çalışmalarda kanserin sıçrama yeteneğini azalttığı, klinik çalışmalarda da hastalık sonuçlarına katkısı olabileceği saptanmıştır. Zerdeçalın içinde bulunan kurkumin bileşeninin emilimi yetersiz olduğu için karabiber ekstraktında bulunan piperin ile emilimi belirgin artırırlmaktadır. Laboratuvar çalışmlasında zerdeçal, karabiber ve tarçın sıvı karışımlarını içeren ekstraktın kalınbağırsak kanseri hücresi CACO-2 üzerine belirgin oldürücü etkisi olduğu, irinotekan isimli kanser ilacının etkisini belirgin şekilde artırdığı saptanmıştır.

• Kahverengi deniz yosunu: Zehirli maddeler karaciğerde glukuronidasyon ismi verilen zehirsizleştirme işlemi sonrası zararsız hale letirilir ve dışkıyla atılmak üzere safra kanalları yardımıyla bağırsağa atılır. Bağırsaklarda bulunan bakterilerde bulunan beta glukuronidaz enzimi, zehirsizleştirilen bu maddeleri tekrar zehirli hale getirebilmektedir. Bu durum yıllar sonra kanser gelişimine neden olmaktadır. Kahverengi deniz yosununun içinde bulunan bileşenler bağırsaktaki E. coli bakterisinde ve kanser hücrelerinde glukuronidaz enzimini engelleyerek bağırsaklarda toksik maddelerin oluşmasını engeller. Kanserden korunmada yardımcı fonsiyonel besin öğelerinden birisi olabileceği düşünülmektedir. Çeşitli kanser tiplerine ait hücrelerin kullanıldığı bir çalışmada, içerdiği fukoksantin bileşeninin en çok kalınbağırsak kanseri hücreleri üzerine etkili olduğu gösterilmiştir. Kalınbağırsak kanseri olan hastalara kahverengi deniz yosunu ekstraktı 6 ay süresince verilmiş ve FOLFIRI veya FOLFOX kemoterapileri alan hastalarda, halsizlik ve yorgunluk yakınmalarının %60’tan %10’a düştüğü, yaşam sürelerinin de kahverengi deniz yosunu ekstraktı alanlarda daha uzun olduğu saptanmıştır.

• Sarımsak ve soğan: Tüketilmeleri ile mide-bağırsak sisteminde kanser riskini azaltmaktadır. Tüketiminin arıtırılması ile kalınbağırsak kanseri riskini belirtin azaltmaktadır. İçerdiği bileşenler gıdalarla alınan nitratların kansere neden olabilen nitrit ve nitrözaminlere çevrilmesini engelleyerek etki gösterirler.

• Yeşil çay ve siyah çay: Yeşil çay tüketimi kalınbağırsak kanseri dahil birçok kanser çeşidinin riskini azaltmaktadır. Kalınbağırsak kanseri riskini artıran adenomun kolonoskopi ile çıkarılması sonrasında 12 ay süresince günde en az 6 fincan yeşil çay içilmesi veya 1.5 gram yeşil çay ekstraktı verilmesi ile adenomun tekrarlama riskini plaseboya göre belirgin azaltmaktadır. Siyah çayın bu yararı saptanmamıştır.

Yazar: Enes Eker

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :