Kalınbağırsak Kanseri Nedir, Belirtileri ve Tedavisi Nasıldır?

Kalın bağırsak kanseri dünyada en sık görülen kanserlerde 3. sırada bulunmaktadır. Rektum, kalınbağırsağın makata bağlandığı ve dışkının toplandığı hazneyi oluşturur.Kanserin tedavisinde büyük ilerlemeler sağlanmakla birlikte, kanserle mücadelenin en önemli unsuru korunmadır. Kanserden birincil korunmada, kanserin altında yatan genetik, biyolojik ve çevresel faktörlerin saptanması gereklidir. Yapılan çalışmalarda, kalınbağırsak kanserinin gelişiminde, genetik yatkınlık ile çevresel faktörlerin etkileşiminin rol oynadığı düşünülmektedir. En önemli risk faktörü, aile hikayesidir. Özellikle birinci derece akrabalarda genç yaşta ortaya çıkan kalınbağırsak kanseri riski diğer kişilerde riski belirgin artırır. FAP ve Linch sendromu (HNPCC) ailesel kalınbağırsak kanserinin nedenleridir. Daha önceden polip veya kalınbağırsak kanseri geçirilmesi, iltihabi bağırsak hastalıkları (crhon hastalığı, ülseratif kolit), hareketsiz hayat, şeker hastalığı, şişmanlık, sigara, alkol, radyasyon maruziyeti, liften fakir yağdan zengin beslenmek, yüksek miktarda işlenmiş veya işlenmemiş et kütetmek kalınbağırsak ve rektum kanseri riskini artırmaktadır.

Adenom veya polip denen oluşumlar, kalınbağırsak kanserlerinin gelişiminde önemli bir yer tutar. Bağırsağın iç yüzünü döşeyen tabakada küçük kabartılar şeklinde görülen ve bazen de daha büyük boyutlara ulaşan adenom veya polipler yıllar sonra kansere dönüşebilmektedir. Kalınbağırsak ve rektum kanserlerinde erken tanı ve taraması: 50 yaşın üstündeki büyün sağlıklı erkek ve kadınlar aşağıdaki tetkikler yapılmalıdır;

Her 10 yılda bir kolonoskopi veya
Her 5-10 yılda bir çift kontrastlı baryumlu kalınbağırsak grafisi çekilmesi…
Ailesinde gençlerde kalınbağırsak kanseri görülen bir kişi, hastanın yaşından 10 yıl önceki yaş döneminden başlamak üzere düzenli kalınbağırsak taramalarına girmelidir.

BULGU, BELİRTİ VE YAKINMALAR

İshal veya kabızlık gibi, dışkı kıvamında bir değişiklik olması, son aylarda bağırsak alışkanlıklarında bozulma olması,Makattan kan gelmesi veya dışkıda kan görülmesi,Gaz veya kramp gibi kalıcı karın ağrılarının gelişmesi,Bağırsakların dolu olması hissi, dışkılama sonrası kısa sürede tekrar dışkılama isteğinin olması,Halsizlik veya yorgunluk,Açıklanamayan kilo kaybı, Demir eksikliği kansızlığı (anemi) gibi bulgularda kalınbağırsak kanseri akla gelmelidir. Menopozdaki kadınlar ile herhangi bir yaştaki erkeklerde (çocuklar hariç) görülen demir eksikliğine bağlı kansızlıkta mide-bağırsak sistemi kanserleri akla gelmeli ve endoskopik tetkikler yapılmalıdır.Hastalığın tanısı kolonoskopi ile alınan biyopsinin incelenmesi ile konur. Evrelemesi için PET/BT, bilgisayarlı tomografi veya MRG gibi ileri radyolojik yöntemlerden faydalanılır.

TIBBİ TEDAVİ

Kalınbağırsaktaki küçük polip veya adenomlar kolonoskopik yöntemlerle çıkarılırken, büyük olanları için cerrahi müdahale tercih edilir. Rektumun son 7 cm bölümündeki kanser kitlelerinin çıkarılması için kanser kitlesinin çıkarılması sonrasında kolostomi adı verilen, kalınbağırsağın karın duvarına açılması işlemi yapılır. Dışkının toplanması için buraya kolostomi torbası adı verilen özel bir aparat takılır. Kalınbağırsağın diğer bölgelerindeki, kanser kitleleri için kitlenin olduğu bölge geniş olarak çıkarılır ve kalan bağırsak bölümleri uç uca getirilerek birleştirilir. Periton isimi verilen karın zarına sıçrama olduğu zaman cerrahi tedavi ve operasyon esnasında ısıtılmış kemoterapi uygulaması (hipertermik tedavi-HIPEC) yapılır.
Radyoterapi, kalınbağırsak kanserinin tedavisinde nadiren kullanılır. Daha çok rektum kanserinin cerrahi tedavi öncesi küçültülerek kolostomi riskinin azaltılmasında (neoadjuvan radyoterapi), bazen cerrahi ihtiyacının ortadan kaldırılmasında veya cerrahi tedavi sonrası nüks riskinin azaltılmasında kullanılır (adjuvan radyoterapi). Radyoterapinin etkinliğinin artırılması için düşük doz kemoterapinin uygulandığı kemoradyoterapi tedavisi uygulanmaktadır.
Kemoterapi tedavisi radyoterapi ile beraber veya operasyon sonrasında yüksek riskli hastaların tedavisinde (seçilmiş evre II ve bütün evre III hastaların tedavisinde adjuvan olarak) veya başka organa sıçrama yapmış hastaların tedavisinde (yaşam süresini uzatmak ve yaşam kalitesini iyileştirmek için) kullanılır. Oksaliplatin, irinotekan, kapesitabin, fluorourasil, folinik asit, raltitreksed, mitomisin C, trifluridin/ tipirasil gibi ilaçlar kullanılır.
Moleküler hedefleyici ilaçlar ileri evre hastaların tedavisinde çoğunlukla kemoterapi ile daha az sıklıkla tek başlarına kullanılır. Bunlar arasında kanserin damarlanmasını azaltan bevasizumab, kas mutasyonu olmayan hastalarda setuksimab, panitumumab, standart tedavilere yanıt vermeyen hastalarda regorafenib gibi ilaçlar kullanılır.
Karaciğer metastazlarının cerrahi olarak çıkarılması, RFA ile ısıtılarak yok edilmesi, kemoembolizasyon, yttrium 90 radyonüklid tedavileri gibi yöntemlerle tedavisi de uygun hastalarda yapılmaktadır.

DİYET DEĞİŞİKLİKLERİ

Diyetle yüksek miktarda hayvansal yağ alımının kalınbağırsak kanseri riskini belirgin olarak artırmadığı saptanmıştır. Hayvansal yağın kırmızı et ile birlikte tüketimi, riski artırmaktadır. Polipleri olanların hayvansal yağ ile birlikte kırmızı et tüketiminden uzak durması gereklidir.

Salam, sosis, sucuk gibi yağlı ve işlenmiş et ürünlerinin düzenli tüketilmesi kanser riskini net biçimde artırır. Kırmızı et tüketimi arttıkça ve özellikle yağlı tüketildiğinde, doza bağlı kalınbağırsak kanseri riski artar. Bunun için haftada 150-200 gramı geçmeyecek şekilde yağı az kırmızı et tüketilmelidir. Et tercihi balık olmalıdır.

Kırmızı etin pişirilmesi esnasında bazı karsinojenler oluşur. Etin nasıl pişirildiği önemlidir. İyi pişmiş (well-done) veya kızartılmış veya mangalda pişirilmiş kırmızı elle kansere neden olan maddeler daha fazla oluşur. Bu tüketim şekli kalınbağırsak kanseri riskini belirgin şekilde artırır.
Etin daha ince kesilerek az pişirilmesi, buğulama veya haşlama gibi yöntemlerin tercih edilmesi kanser riskini azaltır. Yağsız et tercih edilmelidir.

Günde 300 gram kırmızı et tüketimi, 4 haftalık kısa bir sürede kalınbağırsak ve rektum hücrelerinin genetik yapılarına hasar verecek toksik maddelerin ve değişikliklerin oluşmasına neden olmaktadır. Günde 40 gram bütirat içeren lifli desteklerin verilmesi ile bu risk engellenebilmektedir.

Turpgiller içinde lahana, Brüksel lahanası, brokoli ve karnabahar gibi sebzeler vardır. İndol-3-karbinol, glukarik asit (kalsiyum D-glukarat) ve sülforafanı bol içerirler. Turpgillerden zengin beslenenlerde kalınbağırsak kanseri riski azalmaktadır.

Diyetle alınan lifli gıdalar (günde 20-35 gram lif alınmalı), kalınbağırsak kanserine karşı koruyucudur. Özellikle buğday kepeğinin yararının daha fazla olduğu ileri sürülmektedir. Lifli gıdayı artırmanın en iyi yolu, beyaz undan yapılan mamullerin yerine tam tahıllı ekmek veya makarnanın, beyaz pirinç yerine kahverengi pirinç tüketilmesidir. Mevsiminde, günlük bol sebze tüketilmesi, meyve suyu yerine meyvenin kendisinin tüketilmesi, organik soya ürünleri, yulaf gibi tam tahıl ürünlerinin tüketilmesi lif sağlayarak yarar sağlar. Brokoli ve ıspanak gibi sebzeler koruyuculuğu yüksek olan gıdalardır.

Zerdeçal, içerdiği antikanser kurkumin bileşiği ile polip oluşumunu ve kalınbağırsak kanseri gelişme riskini azaltabilir. Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal kökü tozu bir yumurta sarısı ile karıştırılıp tüketilebilmektedir.
Omega-3 yağ asitleri, özellikle keten tohumu yağında veya soğuk su balıklarında bol bulunur. Gıdalarla alınması veya yetersiz alımı varsa günde 2 tatlı kaşığı keten tohumu yağı yemeklerle alınabilir. Alternatif olarak günde 2-3 gram balık yağı kapsül desteği alınabilir. Balık kökenli omega-3 alımı bazı kemoterapi ilaçlarının etkisini azaltabileceği için kanser tedavisi görenler doktora danışmadan kullanmamalıdır.
Zencefil, bağırsaklarda kanserleşmeye neden olabilecek süreğen iltihabi süreci azaltarak kanser riskini azaltabilmektedir. Günde 1-2 fincan zencefil çayı yararlı olabilir.

Domates, yapısal olarak betakarotene benzeyen, ondan daha kuvvetli antioksidan olan likopen içerir. Çok sayıda çalışmada domates tüketiminin başta kalınbağırsak kanseri olmak üzere çeşitli kanserlere karşı koruyucu olduğu gösterilmiştir. Domatese alerjisi olmayan kişilerin kanserden korunmada domates tüketimini artırmaları, günde 1-2 adet tercihen pişmiş ve zeytinyağlı sos katılmış domates almaları tavsiye edilir.
Bira içilmesi ve rektum kanseri arasında kuvvetli ilişki bulunmaktadır. Bira tüketimi, aynı zamanda kalınbağırsakta kansere neden olabilecek değişikliklere neden olur. Birada bulunan nitrözamin cinsi kanserojen maddelerin buna neden olduğu düşünülmektedir. Herhangi bir alkol çeşidinin düzenli tüketilmesi ile hem rektum hem de kalınbağırsak kanseri riski artar. Alkolün hücrelerin genetik şifresi DNA’ya verdiği hasar B vitamini olan folik asit tarafından azaltılır. Alkolü bırakamayanlara, kanser riskinin azaltılması için folik asit desteği önerilmektedir. En az 15 yıl boyunca, içinde çoğunlukla 400 mcg folik asit içeren multivitamin alan kadınlarda, destek almayanlara göre kalınbağırsak kanseri riski %75 daha az bulunmuştur.

Kahve içilmesi ile kalınbağırsak kanseri riskinde azalma olduğuna dair görüşler bulunmakta, bu durum kahvenin safra asidi maddelerinin bağırsaktaki seviyesini azaltmasına bağlanmaktadır. Çalışmaların yeterli kalitede olmaması nedeni ile net bir yorum yapılamamaktadır.
Tuz tüketiminin kalınbağırsak kanseri riski üzerine etkisi net değildir. Özellikle tuz ile ilişkili olan mide kanseri olup, genel sağlık kuralı olarak tuz tüketimi kısıtlanmalıdır. Rafine tuzdan uzak durulmalıdır. Ölçülü olarak doğal, kristal kaya tuzu kullanılabilir.

Şeker tüketiminin yoğun olması, früktoz şurubu içeren gıda veya içeceklerin tüketimi kansere bağlı ölümleri belirgin artırmazken, kanser dışı nedenlere bağlı ölümleri artım. Yüksek oranda früktozlu gıda tüke-tenlerde pankreas kanseri riski artmaktadır. Fakat bir derlemede, yüksek glisemik endekse sahip gıdaları fazla tüketenlerde, yani aşırı enerji içeren beslenmesi olanlarda meme ve kalınbağırsak kanseri riskinde belirgin artış saptanmıştır. İşlenmiş karbonhidrat, beyaz unlu gıdalar, şeker, früktoz içeren gıda veya içeceklerin azaltılması önerilmektedir.

Yazar: Enes Eker

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :