Oksijen Gazının Dünyamız İçin Önemi

Dünyamızın hayat kaynağı oksijen gazıdır. İnsanlar ve kendisine ihtiyaç duyan tüm canlılar için çok önemli görevler üstlenen oksijenin tanımı kısaca böyle. İşte bu yüzden oksijen endeksli varlıkları, havadaki karbondioksitin oranı, yani oksijenin karbondioksitin alt kümesi olmaması çok yakından ilgilendiriyor. Niye diye sorulmadan önce cevap verelim. Sağlıklı bir hayat için tabi ki. Havadaki mevcut elementlerin en şöhretlisi oksijendir. Hatta halk arasında hava eşittir oksijen şeklinde kalıplaşan kültürel denklem, oksijene haklı bir şöhret kazandırıyor. Evet hava ile oksijen. Bu iki can dostunu ister beden ile ruha, ister etle tırnağa, istersek siyam ikizlerine benzetelim. Neye benzetirsek benzetelim, oksijenin görevi kadar sofistike ve sanatlı olamaz. İki iken “Bir” olmayı başarmış hava ile oksijenin derin dostluğu insanları kıskandıracağa benziyor. Aslında hava ile biz canlılar arasında da su sızmaz bir beraberlik ve bir vazgeçilmezlik vardır. Bizim açımızdan elbette. Çünkü havanın varlığı bizim yaşamamıza bağlı değil, fakat bizim yaşamamız havanın varlığına bağlıdır. Mekanizma böyle kurulduğu için, hayatın ritmi bu şekilde devam ediyor.

Bilimsel verilerin şu andaki tespitleri, canlıların yaşaması için uygun tek atmosferin dünya gezegeni olduğunu gösteriyor. Hal böyle olunca hava, canlılar için “olmazsa olmaz” nitelendirmeleri arasında baş köşeye yerleşiyor. Durum bu merkezde iken hayat kaynağımıza gözümüz gibi bakmamız ona çok iyi davranmamız gerekiyor. Acaba gerçekten onu gerektiği gibi koruyup kollayabiliyor muyuz? Şehirlerin, insanların ve dünyanın, formülü bilinen, fakat çözülmeyen problemi: Hava kirliliği. Evet, zaman hesaplaşma zamanı. Kirletilen havanın, modern çağa hesap sorma zamanı. Hiçbir problem, kaçarak çözülemez, ihmal edilerek giderilemez. Biz gerçekleri göremesek de, gerçekler bizi görüyor. Bu yüzden problemin değil, çözümün bir parçası olalım. Bugünü ve yarınlarımızın tehlike çemberinde kelepçelendiğini göz ardı etmeyelim. Görmemize yardımcı olsun diye, önce gözlerimizi açalım. Sonra başımızı kaldıralım, acı ve tehlikeli gerçeklere, cesaretle bakalım. Bakmakla, görmek arasındaki farkı bilmeyenler gibi değil, problemi görmek ve çözmek için bakalım. Bakalım ki görebilelim. Niçin? Daha sağlıklı nesiller ve daha temiz bir gelecek için.

Günümüzde, hepimizin çevre kirliliği ve gürültü kirliliği yanında, çözümü, derin sebepler yüzünden geciktirilen hava kirliliği gibi bir problemimiz var. Bu evrensel açmazımızı acilen, aşmamız gerekiyor. Gerekiyor çünkü biz duruyoruz, vakit geçiyor. Boşa geçen vakitler tehlike ve zarar olarak bize geri dönüyor. Negatif dönüşümlü bu etkileşim canlılar dünyası adına iyi olmuyor. Eğer hava kirli ise, kışın neredeyse gaz maskesi ile dolaşmamız gerekiyorsa ruh ve beden sağlığımız nasıl yerinde olacak? Bu çok önemli konuyu ne zaman gözaltına alıp, göz önünde bulunduracağız? Sağlıklı bir hayat için temiz hava, bol gıda kuralını ne zaman yürürlüğe koyacağız? Bunlar gerçekleşmeden sağlıklı fertler olabilir miyiz? Hayat, hayatını düzenli sürdürebilir mi? Yıldırım hızıyla cevaplanması gereken bu sorular, böyle zincirleme sürüp gitmez mi? Evet, teknoloji hayatımızı daha rahat, daha modern bir şekilde sürdürmemiz için geliştiriliyor. Bedelini ödemek şartıyla tabii. Pekâlâ, daha rahat, daha modern bir hayat, daha mutlu, daha huzurlu, daha sağlıklı bir hayat anlamına mı geliyor? Yoksa teknolojiye endeksli hayatla, moral değerler arasındaki makas arası gittikçe açılıyor mu? Keşke teknoloji destekli modern hayat, moral değerlerimize zarar vererek bize çok ağır bir bedel ödetmeseydi. Çünkü bu alışverişte, hep biz zararlı çıkıyoruz. Keşke huzur, mutluluk, ruh ve beden sağlığı gibi çok önemli hayati fonksiyonlarımız teknoloji ile aynı paralelde gitseydi. Keşke modern hayat, bizleri eski insanların mutluluğuna özendirmeseydi. Evet, hayat biter, fakat keşkeler daha çok uzayıp gider. Hepimiz biliyoruz ki, temiz bir havanın inkâr edilemeyecek önemi, maksimum seviyededir. Görüldüğü gibi hava kirliliği, insanlığın hala kanayan yarasıdır. Bu yüzden, bu konuda son yüzyıla kötü bir averajla girdik. Bu kadarla kalsa yine iyi. Üstüne üstlük insanoğlunun, ozon tabakasını da delmesi ile gösterdiği negatif başarıyla, başta atmosfer, mevsimler, iklimler ve hava ile ilgili tüm dengeler alt üst olmuştur.

İnsanoğlunun zararı, böylece had-dinden fazla boyutlara ulaşmış oluyor. “Yüce menfaatlerim adına, uzaya gitsen elimden kurtulamazsın,” gibi getirim yörüngeli çarpık bir mantık ile kuyumuz kazılıyor. Bu dram katkılı trajedi fazla sürdü. Nedir dünyanın ve masum insanların bu çektiği? Umulur ki bu perişanlığın son perdesi oynanıyor olsun. Neden sadece paranın destesini sevenler, şu teknolojiyi havamızı ve moralimizi bozmak için geliştiriyorlar? Neden teknolojiyi, bir canavar gibi salıveriyorlar üzerimize? Neden bir adet teknoloji, on adet daha problem çıkarı-yor bize? Neden, niçin, niye, ne diye gibi kombine soruların cevapsız kalacağını bile bile soruyoruz ne yazık ki. Oysaki bu soruları, teknolojiyi hep insanların zararına, ama kendi çıkarına kullananların cevaplandırması gerekiyor.

Yazar:Enes Eker

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :