Varoluşçu Yaklaşımla Aile Danışmanlığı

Aile danışmanlığı ülkemizde gittikçe yaygınlaşmaya başlamıştır. Bir görüşe göre, aile yapısı günden güne bozulmakta ve boşanmalar artmaktadır, bu nedenle aile danışmanlığına ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır. Oysa belki de, ülkemizde aile zaten problemliydi, insanların eğitim düzeylerinin artması, bilinçlenmeleri ve kadının çalışma hayatına girerek muhtaç olma durumunun kalkmaya başlaması ile problemli evlilikleri sürdürme oranları azaldı.
Aile danışmanı, aile danışmanlığı sürecini yürüten bu alanda uzmanlaşmış kişidir. Bir ailede, işlevsellik bozulmuşsa yani aile artık sağlıksız bir yapıya sahipse, aile içinde iletişim sorunlu ve aile bireylerinin problem çözme becerileri yetersiz ise bir aile danışmanlığı desteğine ihtiyaç var demektir. Bu süreçte aile danışmanlarının aileyi nasıl yorumlayıp, ne şekilde bir müdahalede bulunacaklarını açıklayan pek çok farklı kuram bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi de çıkış yeri felsefe olan varoluşçuluk yaklaşımıdır.
Varoluşçuluk öncelikle felsefi bir akım olarak 19. yüzyılın başlarında Avrupa’da ortaya çıkmaya başlamıştır. Fakat 20. yüzyılda yaşamış olan ve varoluşçuluğu geliştiren Alman filozof Martin Heidegger bu felsefenin kurucusu olarak kabul edilmektedir. Varoluşçu felsefeden psikolojiye giden köprüyü de kendisi inşa etmiştir. Fakat varoluşçu psikoloji dendiğinde akla Irvin D. Yalom gelmektedir. Psikoloji bağlamında, bireyin varlığının anlam kazanması ve özgürleşmesi üzerine duran varoluşçu yaklaşım ile psikoterapi süreci, danışanın kendine dönmesini ve anlam aramasını sağlayan felsefi, içsel bir yolculuk gibi görülebilir. Varoluşçuluk aile danışmanlığına uyarlandığında süreç benzer şekilde işlemektedir.
Danışman bir aile ile çalışmaya başladığında, yapacağı müdahaleye ya da tedaviye karar vermeden önce aileyi tanıyıp problemlerini tanımlaması ve buna göre bir plan oluşturması gerekir. Varoluşçu yaklaşıma göre terapi ya da danışmanlık süreci ailenin yaşamı için bir evredir, çünkü aile bireylerinin kendilerini keşfetmelerine yardım ederek potansiyellerini fark edip gerçekleştirmelerini sağlar. Dolayısıyla amacı ve hedefleri öncelikle terapist ve aile üyeleri arasında tartışılır ve belirlenir. Bu da genellikle bir seanstan fazla sürebilen, biraz zaman alan, amaçları ve hedefleri konusunda aileyi devamlı bir keşfetme ve tanımlama çabası olan içsel bir terapötik bir süreçtir.
Varoluşçu yaklaşıma göre, ailelerin problem yaşamalarının ve semptomlarının nedeni; ailenin, aile yaşamının ve aile olmanın anlamını keşfedememiş, tam olarak yaşayamamış ve aile olmayı iyi değerlendirememiş olmasıdır. Terapistin görevi öncelikle ailenin bilinçaltında kapalı, örtük kalmış olan anlamları ortaya çıkarıp farkındalık yaşamalarını daha sonra ise bunu davranışa dönüştürmelerini sağlamaktır. Varoluşçuluğa göre sonuçlara odaklanmak o kadar önemli değildir. Yapısal ve Stratejik gibi müdahaleci yaklaşımlar davranışlarda değişiklik yapmanın ve karşılıklı etkileşimin içsel yaşantımızı değiştireceğini ileri sürerken varoluşçu yaklaşım, bu sıralamanın yerlerini tam tersi şekilde değiştirerek süreci tersyüz eder. Otantik varlığımızı keşfederek içsel yaşantımızda yapacağımız değişikliklerin üzerinde durur, çünkü zaten bu değişim var olan problemlerimizin çözümlenmesi ve semptomların azalması, hatta yok olması ile sonuçlanacaktır.
Terapinin birlikte belirlenip kabul görmüş diğer amaçları ve hedefleri ne olursa olsun, varoluşçu yaklaşım ailedeki bireylerin potansiyellerini ve beklentilerini psikolojik anlamda birbirinden ayırarak onların birbirlerini ayrı ayrı görebilmelerini sağlar ve bu şekilde onları bireyselleştirerek özgürleştirip geleceğe yönelik düşüncelerini geliştirmeye çalışır. Burada kişisel özgürlükten kasıt sınırsız özgürlük değildir; bu özgürlük, kişinin içinde bulunduğu güçlü bağların ya da ilişkilerin çerçevesinde sürekli tartışıp yapılandırılmak zorundadır.
Varoluşçu yaklaşım, aile sorunlarını çözmeye çalışırken geçmişten ziyade şu ana odaklanır. Bu geçmiş deneyimlere ve gelecekle alakalı kaygı, umut ve beklentilere önem vermediği anlamına gelmez. Varoluşçu yaklaşımın birincil kaygısı olan geleceğin aslında şu an olacağı düşüncesi ve geçmişi göz önünde bulundurarak geleceğe yardım etme fikri, bu terapinin üzerinde durduğu iki durumdur. Terapiye ve ailenin içindeki durumu anlamaya çalışırken bugünün problemlerini geçmiş deneyimlerle açıklamak yerine, bugünün içindeki geçmişle ilgilenir.
Varoluşçu terapi süreci devamlı olarak aile içi ilişkilerde ve davranışlardaki bozuklukların ve sorunların ne anlama geldiğini ve bunları anlamlandırmaya çalışır. Bu da, üyelerin arasındaki iletişim tecrübelerini ve beklentilerini iyi bir şekilde ifade edecek bir dil yakalayabilmek adına, aileyle birlikte devamlı olarak bunların üzerinde durup araştırmayı ve müzakere etmeyi gerektirir. Bazı üyeler ise sessiz kalmayı tercih edebilirler bu terapiye ya da değişime direnme anlamına gelebilir. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda sözel iletişim tek başına yeterli olmayacağını görebiliriz. Bu nedenle, terapist bazı teknikler kullanabilir; rol yapma, şekil verme ya da yerlerini değiştirme gibi çünkü bazen aile üyelerinden duyacağımız davranışları ifade eden bunlardan bahseden sözcükler, iç dünyaları ve duygularını ifade edenlerden daha önemli ve işe yarar olabilirler, ailenin yapısını anlamamız adına.

Kaynakça:
Irvin D. YALOM- Varoluçlu Psikoterapi
Yener ÖZEN- VAROLUŞÇU FELSEFEDEN VAROLUŞÇU PSiKOLOJiYE
(BİRBİRLERİNİ SÜREKLİ YANLIŞ ANLAYANLARIN ONTOLOJİK BÜTÜNLÜĞÜ), dergipark.
Douglas Haldane and Una McCluskeyt- Existentialism and family therapy: a neglected perspective

Yazar: Nida Altan

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :