Bilgiustam
Türkiye'nin Bilgi Sitesi

Yapay Süper Zekâ Nedir?

Robot on blurred background creating artificial intelligence in a digital brain 3D rendering
0 83

Bilim kurgu filmlerini unutun. Yapay Zekâ çoktan gerçeğe dönüştü ve her yerde. Bizi hep istediğimiz geleceğe mi yönlendirecekler? Yoksa kendi yok oluşumuza sebep olacak cihazımı yaratıyoruz?

Bir yapay süper zekâ şu özel komuta alır: Atmosferde tekrar denge sağlanana kadar dünyadaki ağaç sayısını arttırmak. Bilim insanlarının ağaç dikme emrini yalnızca insanların yaşamadığı yerlerde uygulayarak işe koyulur. 1 yıl sonra bu operasyon başarılı olur. Yeni ormanlar ortaya çıkmaya başlar, gezegendeki hava kalitesini yavaş yavaş arttırır. Ancak bu çabalar, kirlilik sebebiyle atmosferdeki hasarı onarmaya yetmediği için yapay süper zekâ mantıklı bir sonuca varır. Görevini tamamlamak için daha fazla ağaç dikilmesi gerekmektedir. Böylece bu göreve kendi başına devam etme kararı alır ve bunun insanları doğrudan etkileyebileceğini düşünmez. Zaman geçtikçe önce yeni ormanların içindeki küçük köyler kaybolur. Sonra büyük şehirlerde daha çok ağaç çıkmaya başlar ve sonunda yaşanmaz hale gelirler. Sadece birkaç yüzyılda Dünya’nın atmosferi tekrar tamamen sağlıklı olur. Ama insanlar artık yoktur. Ormanlar o kadar hızlı büyümüştür ki gezegenin baskın türü hayatta kalabilmek için bir alan bulamamıştır ve kendi yaratımı yüzünden soyu tükenmiştir.Yapay Süper Zekâ Nedir?

İnsanlığı yok edebilecek bir makine bilim kurgu filmlerinden çıkma bir öğe gibi görünüyor. Ama sorulması gereken bir soru var: Bundan ne kadar uzaktayız?

Birinci seviye bir yapay zekaya kısıtlı yapay zekâ denir. Bu en basit türüdür. Ama bu işe yaramadığı anlamına gelmez. Belirli bir eylemi büyük bir beceriyle gerçekleştirebilir. Bir matematikçiden daha hızlı hesaplama yapmak ya da dünya satranç şampiyonunu yenmek gibi.
İkinci seviye olan genel Yapay Zekâ ise bir insan kadar zeki olurdu. Herhangi bir görevi bir insanla aynı kabiliyette tamamlayabilirdi. Mesela soyut düşünme kapasitesi. Bu, bir Yapay Zekâ için imkânsızdır. Bir makinenin bu seviyeye ulaşması için o inanılmaz kendini geliştirme potansiyelini kullanması gerekirdi. Bu da onu kısa sürede evrimleştirirdi. Ve üçüncü bir yapay zekaya dönüşürdü, yani süper yapay zekaya. Bu en üst seviyedir ve aynı zamanda en tehlikelisi.

Bize göre tanrısal güçlere sahip bir makine hayal edin. Bir anda insanlığın tüm sorunlarını çözebilir ya da bunu yapması için yeni makineler yaratabilirdi. Her şey gücü dahilinde olurdu. Türümüzün sonu bile.

Birinci seviye Yapay Zekâ her yerde. Mesela cep telefonunuz da onlardan küçük bir grubu barındırıyor. Google Map gibi bir GPS uygulaması kullandığınızda en iyi rotayı bulmada uzman bir yapay zekayı aktifleştiriyoruz. Bunlar her zaman kullandığımız küçük örnekler. Ama şimdiden çok daha fazlasını yapabiliyorlar. Kendi başına gidebilen bir Tesla aracı, sürücü koltuğunda olmanıza rağmen hiçbir şey yapılmasına gerek kalmadan sanki yolcu koltuğundaymışsınız gibi gidebiliyor. Frene basmaya bile gerek yok. Oto pilot sizi gitmek istediğiniz yere götürecek şekilde uyarlanmış. Çünkü bulunduğunuz bölgenin haritasını biliyor ve etrafımızdaki şeyleri görüyor. Tesla model araçlarda 360 derecedeki her şeyi tespit edebilen kameralar ve ultra sonik sensörler vardır. Diğer araçları yayaları ve hatta yoldaki nesneleri tespit edebiliyorlar. Böylece şehirde güvenli bir sürüş için bu bilgileri kullanabiliyorlar. Çoğu uygulama basit yapay zekadır. Tesla’yı yöneten sistemden tutun da en eski uygulamalara kadar.Yapay Süper Zekâ Nedir?

İnsanlar sonunda daha kompleks bir şekilde iletişim kurmayı öğrendiğinde birbirleriyle ve dünyaya olan ilişkileri tamamen değişti. Radikal bir değişim olan yazının icat edilmesi 50 bin yıl sürdü. Sonraki aşama daha az vakit aldı. Matbaa icat edildi ve dünyayı tamamen değiştirdi. Yeni bir bilimsel devrim için sadece 500 yıl geçmesi yetti ve bilgisayar icat edildi. 30 yıldan kısa bir süre sonra internet, insanların birbirleriyle ve dünyayla olan etkileşimini bir kez daha değiştirdi. O dönemlerdeki toplumların herhangi bir üyesi bir sonraki aşamayı anlayamazdı. Bu atılımların her biri yaşam tarzımızı değiştiriyor ve daha kısa sürede meydana geliyor.

İnsan evrimi her geçen gün hızlanıyor ve yapay zekâ konusunda büyük bir atılımın içindeyiz. Bir makinenin bizim gibi düşünebilmesi için insan beyni gibi bir işlemci gücüne ihtiyacı vardır. Günümüz dünyasının en güçlü makineleri süper bilgisayarlardır. Veri saklama kapasiteleri ve işlemci hızları ev bilgisayarlarını müzelik edebilir. Summit, Sierra ve Dumond gibi süper bilgisayarların arkasında son teknolojileri ve yüzlerce uzmanın emeğini bulabiliriz. Bu yüzden pek çok alandan araştırmacı onları sık sık kullanılır, mesela iklim bilimi, kozmoloji hatta tıp. Ancak tüm bu güçlerine rağmen, bilim insanlarına göre bu makinelerin tek bir insan beyninin işlemci gücüne yaklaşabilmesi için kapasitelerinin düzinelerce kat artması gerekirdi.

Bir süper bilgisayar iki adet tenis kortu kadar yer kaplar ve çalışması için 24 milyon watt güç gerekir. Buna rağmen sadece 20 wattla çalışan bir insan beyninden daha verimsizdir. Zihnimiz, var olan en güçlü ve kompleks makinelerden biridir. Bir milimetre küp insan beyninde o kadar çok sayıda bağlantı vardır ki birbiriyle nasıl etkileşim kurduklarını anlamak hala zordur. Her bir nöron sinapslar aracılığıyla 10000 tane başka nörona bağlanabilir.

Beynimizde o kadar çok nöron var ki yakından baktığımızda bir halı gibi görünürler. O kadar yoğundur ki arkasını görmek neredeyse imkansızdır.
Bilim, insan beynini anlamakta gittikçe daha çok ilerliyor. Ama gelişmek için hala görüntü yakalama teknolojisine ihtiyaç var. Yoksa insan vücudunun en önemli organı doğanın en büyük gizemlerinden biri olarak kalır. Ama zeka sadece işlemci gücünden ibaret değildir. Summit yapay zekâsı o seviyeye evrilseydi bile yemeğin tadını alamaz ya da müziğin keyfine varamazdı. Bunun olması çok büyük bir engeli aşmamız gerekirdi: bir makineye, tıpkı bir insan gibi etrafındaki dünyayı anlamayı öğretmek. makineler dünyayı kendi yöntemiyle anlamlandırır. Ama yıldızlı bir gökyüzünü görme, yada rüzgarı suratında hissetme gibi kapasiteleri yok. Bizdeki ışık ve boyut algısının makineler için hiçbir anlamı yoktur. Onlar düşünemezler. Çünkü işlemcileri ikili sistemle çalışır. Onlar için her şey evet-hayır, siyah-beyaz, sıfır-bire indirgenir. Dünyayı bu şekilde anlamak son derece zordur. Mesela kendi fotoğrafınızı makineye yüklediğinizde, yüz tanıma yazılımı bu yüzün kime ait olduğunu bulabilmek için bir dizi işlem ve hesaplama yapmalı. Bir bunu anında yapabiliyoruz. makineler önce dijital bir görüntünün en küçük birimi olan her pikseli analiz etmeli. Bu fotoğraf yüksek çözünürlüklüyse eğer sekiz milyondan fazla piksele sahip demektir. Sonra göz, ağız gibi yüz parçalarını tanımak için her pikseli en yakın pikselle bağlamalıdır. Ancak o zaman algoritması 68 anahtar bilgiyi yüzden çıkarmaya başlar. Gözler ve burun arasındaki nirengi ya da alınla çene arasındaki mesafe gibi. Bu sayede gezegendeki her birey için eşsiz ve özel bir yüz imzası çıkarabilir. Son olarak, en yüksek hassasiyete sahip mükemmel bir eşleştirme olana kadar veri tabanındaki yüzbinlerce insan görüntüsünü analiz eder. Bu sayede kişiye adıyla seslenebilir. Basitçe söylemek gerekirse bunun bir yüz olduğu sonucuna ulaşmak için milyonlarca operasyon gerçekleştirilmeli.

Makine öğrenimini geliştirmek için çok etkili bir çözüm vardır: Yapay zeka tarafından oluşturulan yeni yüzler. Peki Bunu nasıl yapıyorlar? Fotorealizmi öğrenmek isteyen bir ressam düşünelim. Tamamen yeni bir yüz yaratmak için ünlülerin fotoğraflarını incelemeye başlar. Zaman zaman çizimlerini kontrol etmesi için bir uzmana e-posta atar Ama bu e-postalarda sanatçı gerçek fotoğraflarla birlikte kendi eserlerini de gönderir. Uzmanının görevi, hangilerini çizim hangilerinin fotoğraf olduğunu anlamaktır. Bir çizimi fotoğraftan ayırt edemezse bu, ressamın tekniğini çok geliştirdiğine, bu konuda uzman birini bile kaldırabileceğini gösterir. Ressam zaman geçtikçe uzmandan daha çok yorum toplar ve bu da çizimlerini geliştirerek onu kandırabileceği bir duruma getirir. Bunun gerçekleşmesinden iki taraf da fayda görür ve ressam tekniğini geliştirirken, uzmanda ressamın o gerçekçi sanatı nasıl yaratabildiğini anladıktan sonra daha hassas analiz yapmayı öğrenir. Bu benzetme de ikisi de çok hızlı bir döngüde birlikte çalışan ve öğrenen birer makinedir. Buna sinir ağı denir. Örneğimizdeki Yapay Zeka gerçekçi yüzler yaratmaya bu şekilde öğrendi. Bu evrimin hızı her geçen gün artıyor. Bu gelişim hızıyla bir Yapay Zeka yirmi yıl içinde etrafındaki alanı hissedebilecek, yerçekiminin ve ışığı anlayabilecek, sonunda da o ortama ait olduğunu fark edecek. Yani gerçekliği bizim gibi anlayacak. İkinci seviye bir yapay zeka olacak.

Şu ana kadarki örneklerde birinci seviye yapay zekayı gördük. Ama her geçen gün daha hızlı evrildikleri için ikinci seviye olma yolunda hızla ilerlediklerini söyleyebiliriz. Ki bize göre bu çok daha etkileyici olur. O aşamadaki bir makine, kompleks içerikleri anlayabilir, karar verilebilir ve insanların sorun olarak bile görmediği problemleri çözebilirdi. Ama başlıca unsuru kendi kendini evrilerek edindiği tecrübelerle her şeyi öğrenmesi olurdu. Mesela internet aracılığıyla neredeyse her filme, kitaba ve yazılan tüm makalelere erişimi olurdu. Bu Yapay Zeka tıpkı bir sünger gibi tüm bu bilgileri kaydeder bir hızda özümserdi. Bu, yeni bir döngü başlatırdı. Çünkü ne kadar evrilirse o kadar zeki olur ve evrilme hızı da artar. Mesela ilk gelişim aşaması bir yıl sürdüyse ikincisi muhtemelen altı ay, üçüncüsü de birkaç hafta sürerdi. Sonunda öyle bir noktaya gelirdi ki yeni gelişimler anlık gerçekleşirdi. Bu yüzden bir Yapay Zeka ikinci seviyede uzun süre takılı kalmazdı.

Sinek zeka asansörü örneğinde her katın bir yapay zeka seviyesi olduğunu düşünelim. Yapay zekanın bilgisi ikinci seviyeye ulaşınca o kadar hızlı artar ki kapasitesi kısa sürede biz insanların hayal edemeyeceği bir potansiyele ulaşırdı. Bir yapay süper zekaya dönüşürdü.

Kaynakça:
BBC

Yazar: Tuncay Bayraktar

Bunları da beğenebilirsin
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.