Annelerin ve Babaların Çocuklarıyla İlişkileri

Anne ve Çocuk ilişkisine Farklı Bakış;
anne_cocukBir erkek, bir insanın vücudunda bir süre için bağımlı bir canlının nasıl geliştiğini, ardından nasıl bağımsız bir bireyin oluştuğunu yaşamadığı için bilemez. Sadece kadının yaşadığı bir tecrübedir bu. Günümüz dünyasında kaliteli insan neslin devamı için anne ve çocuk ilişkisinin doğal seyrinde gelişmesi büyük önem taşır.
Annenin korunmaya, bilgiye, çocuğun bakımı için güven duyduğu bir doktora ihtiyacı vardır. Bunun yanında ona destek olan, fizik ve psikolojik doyum sağlayan bir eşe ihtiyacı vardır. Annenin duyguları şöyle olmalıdır… Şeklinde önceden bazı kalıplar için yönlendirilmeye ihtiyacı yoktur. Çünkü annelik zaten doğal olarak bireyin kendinde vardır. Annenin doğuştan getirdiği bu özelliklerine, öğrenerek sonradan kazandığı bilgiler ilave olur. Burada özellikle annenin doğuştan sahip olduğu bu özelliklerinin bozulamayacağını, bozulmasına neden olan sebeplerin ortadan kaldırılması için uğraş verilmesi gerekir.
Annenin çocukla olan ilişkisinin en önemli evresi, doğumdan hemen önce başlayıp, doğumdan sonraki aylarda süregelen ilişkidir. Burada annenin başta eşinin desteği olmak üzere toplumca destek ve yardıma ihtiyacı vardır.

Doğum öncesi dönemde yaşamını göbek kordonu yoluyla sürdüren bebeğin, doğumdan sonra tek başına oksijenini alan, besinini doğuştan var olan emme ve yakalama refleksleri sayesinde anne memesinden karşılayan bir görünümü vardır. Bebek anne, doğumdan hemen sonraki 2-3 gün içinde birbirlerine uyum sağlayarak beraberliklerinden haz duyan bir ikili oluştururlar. Bu dönemde beraberliğin en yoğun yaşandığı, en etkileyici kısım, beslenme zamanlarıdır. Beslenme, anne ve çocuk ilişkisinde ilk heyecan verici dönemdir. Çocuğun heyecanlanması anneye de yansır ve annenin bu coşkusu onu, süt vermeye hazırlar. İşte bu karşılıklı heyecan iletişimi içinde sütünü annesinden alabilen bebek, şanlı bebektir. Bu bağlamda, gerek fizyolojik, gerekse psikolojik açıdan yoğun bir beraberliği sağlaması bakımından anne sütü ile beslenme, biberonla beslenmeye oranla çok daha etkilidir. Çocuğuyla annenin sadece beslenme saatlerinde beraber olması, onu tanıması için yeterli fırsat vermez. Çocuğun banyosu ve altının değiştirilmesi, anne-çocuk ilişkisine yeni bir boyut kazandırması açsından büyük önem taşır. Bu nedenle, bakıcının çocuğa ilişkin konularda yardımcı olması, anne-çocuk ilişkisini olumsuz açıdan etkiler.

Anne-çocuk beraberliğinde fizik temas büyük önem taşır. Annenin bebeğin kokusu, ısısı, çocuğu alış biçimi bu iletişim ağında çok önemlidir. Özellikle 0-3 yaş arasında olması gereken bu yakın ilişkinin gerçekleşememesi halinde, gelecekte görülebilen birtakım davranış bozukluklarının sebebi olarak gösterilmektedir. Yine bu dönemde annenin yokluğundan kaynaklanan “duygusal yoksunluk” gerek zihinsel, gerekse duygusal ve sosyal gelişim gerilemesine ve gecikmesine sebep olabilmektedir.

Anne-çocuk beraberliğinin sürdürülmesindeki en önemli sorun, annenin çocuğu kabul etmemesidir. Ülkemizde çocuğun cinsiyeti ve sayısı, onun kabul edilmesini engelleyen sebepler arasında sayılabilir. Ne yazık ki, oturmamış evliliklerin ardından, planlanmadan dünyaya getirilen çocuklar, bu anne-çocuk ilişkisini zedeleyen önemli bir faktördür.

“Bu çocuk olduktan sonra, sosyal ilişkilerimiz azaldı. Bana büyük ayak bağı “oluyor” diyen annelere, az da olsa rastlamaktayız, bu bağlamda, ana-babanın çocuklarına yönelttikleri bugünkü tutumlarının temelinde, kendi çocukluk yıllarındaki ana-babalarıyla olan ilişkileri yatmaktadır. Gerçek anne sevgisinden yoksun kalmış olan kişiler, yetişkin yaşamında zaten genellikle katı ve hırçın olurlar. Dolayısıyla böyle bir insanın dünyasına sıcak annelik duygularını yerleştirebilmek oldukça güçtür.

“Çocuğuma kızım demek içimden geçiyor, ama diyemiyorum. Beni öpmek üzere yatıma yaklaştığında elimle itiyorum,” diyen babamın, yaşamı boyunca annesinden, ne sevecen bir yaklaşım gördüğünü, ne de “oğlu için, “bu çocuk ölse canım yanmaz” diyen annenin, 15 yıl sonra gittiği memleketinde annesini ziyaret etmediğini öğreniyoruz.
Buradaki anne veya babanın, çocuğu kabul edemeyişinin temelinde, ana-babalığı benimseyebilecekleri bir duygusal olgunluk düzeyine ulaşamamış olmaları gerçeği yatar.

Temel güven duygusun oluşumunda annenin dengeli ve kararlı tutumu büyük önem taşır. Bunun temelleri ise, bebeklik döneminde beslenme, uyku ve temizlik ihtiyaçlarının belirli bir düzen içinde karşılanmasıyla atılır.
Sağlıklı bir anne-çocuk ilişkisinin oluşumunda annenin ruh sağlığı da büyük önem taşımaktadır. Mutsuz bir evlilik sonucu, annenin eşinden yeterli ilgi görememesi, ailenin ekonomik sıkıntıları, babanın, çocuğun doğumunu isteksiz bir şekilde karşılaması, annenin gerginliğini arttıran, dolayısıyla anne-çocuk ilişkisini zedeleyen nedenlerdendir.

İki yıl içinde anne-çocuk arasındaki duygusal ilişkiler, gelişmesinin temelini oluşturur. Özellikle ilk 18 ay içindeki eğitim biçimi, çocuğu yetiştirme şekli ve onunla kurulan duygusal etkileşim, çocukta güven veya güvensizlik duygularının oluşumuna neden olur.
Hayatının ilk yılında bebeğin psiko-sosyal görevi, güvenmeyi öğrenmektir. Bebekle annesi arasındaki ilişkiden doğan güven duygusu, insanın ileride kuracağı, kişiler arası ilişkilerin temelini oluşturur.

Bebeğin ihtiyaçlarına, annenin  yerinde ve zamanında yönelebilmesi, onun sıkıntılarını giderebilmesi, sözsüz dilini anlayabilmesi anneyle bebek arasında kurulan karşılıklı anlayış ve güvenin temelini oluşturur.

Böylesine sıcak bir yaklaşım içindeki anne, dil gelişimi açısından “cıvıldama” evresini yaşan 3 ay dolaylarındaki bebeğiyle adete sohbet eder. Altı temiz, karnı tok ve uykusunu almış olan bebek, sevecen annenin yüzüne bakar kumru gibi sesler çıkarmak suretiyle sıcak yakınlığa cevap verir. Bu iletişim, gelişimin tümünü, özellikle dil gelişimini olumlu açıdan etkiler.
Annenin okşayarak, besleyerek ve oynayarak çocuğuyla kurduğu diyalog, duygusal doyumun sağlanmasına ve anne-çocuk arasındaki köprünün pekişmesine neden olur. Schaffer, en başarılı anne-çocuk ilişkisinin, bebeğin doğal faaliyetine annenin geliştirdiği cevapla başladığını vurgular. Bowlby, gelişiminin temelinde anne ile çocuk arasındaki sıcak ilişkinin bulunduğunu savunur. Bowlby’ye göre bu ilişki, doyum ve haz nedenidir.
Erikson’a göre, ilk 18 aylık dönem içinde, çocuğun temel bağımlılık ihtiyaçları karşılanmışsa; o, kendini kişilik gelişimi açısından özerlik dönemi olan ikinci evreye hazır hisseder.

anne_cocuk_resimleri1Anne-çocuk ilişkisinde, annenin aşırı koruyucu tavra, çocuğun kendi başına yapması gereken kendine ait işleri bile gerçekleştirmesine imkan vermez.
14 yaşındaki tek kızını bir yıl öncesine kadar elleriyle besleyen, banyosunu yaptıran ve tırnaklarını kesen anne, çocuğunun tembelliğinden, arkadaş ilişkilerinin kötülüğünden ve sınıftaki derslere karşı ilgisizliğinden şikayet etmektedir. 14 yaşındaki genç kız ise annesinin bu tutumunu eleştirerek , “bütün bunlar için iyi oldu diyemem, daha küçük yaştan bıraksaydı, daha iyi olurdu. Daha çabuk alışır, kendi işlerimi daha iyi kendi kendime yapmış olurdum,” demektedir. “çabuk sıkılıyorum, ödev verildiğinde bildiğim halde, bazen yapmıyorum. Bildiğim şeyleri tekrarlamak sıkıcı geliyor bazen. Okulda ders dinlemiyorum, bana alınacak ayakkabıyı düşünüyorum, “ diyen bu genç kız, bu yıla kadar köklü bir arkadaşlık kuramamaktan şikayet etmektedir.
Bu örnek vakada annenin aşırı koruyucu tutumu, çocuğun görev sorumluluk bilincinde olmasını engelleyen önemli bir faktör olmuş, bu da gencin şimdiki sosyal ilişkileriyle okul başarısını olumsuz açıdan etkilemiştir.

Anneden mahrum olma, çeşitli düzeylerde davranış bozukluklarının nedenidir. Örneğin, “kısmi mahrumiyet” beraberinde endişe, aşırı sevgi gereksinimi, güçlü bir intikam duygusu ve bunlardan doğan suçluluk davranışı bunalımını getirebilir. İç dünyasındaki zorlukları, bu tür tepkilerle yanıtlayan çocuğun sinir sisteminde bozukluklar, davranış ve karakter yapısında dengesizlikler görülebilir.
Dr. Spitz, bu konuda yaptığı çalışmalar sonucu, çocuğun yaşamından annenin çekilmesi halinde gelişmede gecikme, gerileme ve duraklamaların görüldüğünü kanıtlamıştır.

Duygusal yoksunluğun etkileri yoksunluğun türüne, süresine, çocuğun yaşına ve yoksunluktan önce annesi ile olan deneyimlerine göre farklılık gösterir. Bu etkiler, üç büyük grupta incelenebilir.

İlişki yetersizliğinden gelen yoksunluk: KURUMDA BÜYÜME. Kurumda büyüyen çocuklarla ilgili olarak Dr.Spitz üç safhadan söz eder: a. Sebepsiz yere ağlama ve bağırma safhası. b. Kilo kaybı ve gelişmenin durması safhası. c. Çekilme ve ilişki reddi safhası. bu tabloyu depresyon tamamlayabilir.

İlişki süreksizliğinden gelen yoksunluk: AYRILIK. Zararların çok iyi bilinmesine karşın, anne-çocuk ayrılığı çok sık alarak rastlanan bir olaydır. Bowlby, ayrılığa tepkiyi üç safhada açıklar: a. İtiraz safhası, b. Ümitsizlik safhası, c. Çözülme safhası. bu tepki, özellikle 5 ay -3 yaş arası çocuklarda çok şiddetli görülür.

Ayrılıkların tekrarlanması da aynı şekilde zararlıdır. Çünkü çocuk, aşırı bir hassasiyet ve devamlı endişe geliştirir. Bu durum, çevresine karşı aşırı bağımlılığa dönüşür. Ayrılığın uzadığı durumlarda ise,
–    Duygusal ve bilişsel (coğnitive) gelişiminde duraklama, hatta bazen zeka bölümünde düşüşler,
–    Bedensel rahatsızlıklar,
–    Depresyon belirtileri görülebilir.
–    Daha büyük çocukta; okula uyum güçlükleri, davranış bozukluklarına rastlanabilir.
Patolojik gelişim, ayrılığın meydana geldiği yaşa ve ayrılığın süresine göre farklılık gösterir.

İlişkinin bozulması ile gelen yoksunluk: PROBLEMLİ AİLELER. Bu tür ailelerde pek çok ayrılma-barışma izlenir. Alkolizm, yetişkinler arası ilişkilerde şiddet, sık rastlanan durumlardır. Bu ortamda yetişen okul öncesi ve okul çocuğunda, konuşma bozuklukları ve gecikmeler görülür. Gelişimleri normal olduğu halde, zeka bölümleri düşük olabilen bu çocuklarda, yaş ilerledikçe davranış bozukluklarına ve okul başarısızlıklarına rastlanabilir.
Mutlu bir aile tablosu çizebilmemiz için, gençlerimizi ister gelenek görenek olsun, isterse de başka nedenlerin neticesi olsun küçük yaşta evlendirilmelerine karşı çıkmalıyız. Geçenlerde bir televizyon kanalının verdiği haberde İngiltere’de 13 yaşında bir erkek çocuk ile 16 yaşlarında bir bayanla cinsel birleşme sonucu bebek sahibi oldular. Şimdi hepimize soralım 13 yaşındaki çocuk kendisi iken çocukluğunu ve gençliğini yaşaması gerekirken sahip olduğu bebeğine nasıl babalık yapar, annesini nasıl korur, eşine nasıl destek çıkar, bu örnek yalnız erkek gençler için değil, günümüzde çok yayın olan küçük kızların evlendirilip küçük yaşlarda çocuk olduklarına hepimiz şahidiz.
Devletin veya aileden sorumlu bakanlığın, toplumun aile kurumunu yeniden ele alıp  doğal seyrinde gelişmesi için eğitim ve öğretiminin ve olumsuz şartları yeniden planlanması gerekiyor.