Arkeoloji Nedir?

Okuma Süresi: 4 Dakika  | Yazdır

Arkeoloji, insan davranışlarını tanımlamak ve açıklamak amacıyla  maddi kalıntıları inceleyen bir antropoloji dalıdır.

Öncelikli olarak tarih öncesi-yazının icat edilmesinden önceki zamanlar-insan geçmişiyle ilgilenen arkeoloji, bu tarihte var olan nesneler üzerinde odaklanır. Arkeologlar alet edevat, çanak çömlek ve bazıları 2.5 milyon yıldan daha fazla geçmişe sahip olan nesli tükenmiş kültürlerin mirası olarak değerlendirilen kalıntılar üzerinde inceleme yaparlar.

Bu nesneler ve bulundukları yerlere bırakılış tarzları, insan davranışını anlamak için bir bakış açısı sunar. Örneğin, sığ ve sınırlı mangal kömürü rezervlerinin üzerinde bulunan oksitlenmiş toprak, kemik parçaları, kömürleşmiş bitki kalıntıları, çevreye yayılan ateşten dolayı çatlamış kayalar ve çanak çömlekler, yiyecek pişirme ve hazırlama süreçlerini gösterir.

Bu kalıntılardan insanların yeme alışkanlıkları ve geçim etkinlikleri kolayca çıkarılabilir. Hatta bu kalıntıların iskelet kalıntılarıyla birlikte yorumlanması, geçmişte insan yaşamının biyo-kültürel açıdan da incelenmesine olanak tanır. Böylece arkeolog, yazılı metinlerin ilk defa ortaya çıktığı 5000 yıl öncesiyle kendini sınırlamak zorunda olan tarihçiden çok daha önceki tarihlere ilişkin bilgi ve bulgulara ulaşabilir.

Arkeologlar, tarih öncesi toplumlarda sınırlı değildir; eğer varsa, maddi kalıntıları destekleyen tarihi belgeleri de inceler. Okur-yazar toplumların çoğunda yazılı kayıtlar; çiftçiler, balıkçılar, işçiler, köleler ve benzer kişilerden oluşan avam tabakasından çok, yönetici seçkinler ilgilidir. Bundan dolayı yazılı kalıntıların arkeologlara yalnızca yalnızca arkeolojik kalıntılardan öğrenebileceklerden daha fazlasını söyleyebildiği gibi, arkeolojik kalıntılar da tarihçilere, yazılı belgelerden öğrenebileceklerinden fazlasını ortaya koyabilir.

Arkeologlar genelde insanların geçmişi üzerinde yoğunlaşır; ancak önemli sayıda arkeolog, ilgilerini günümüz dünyasının maddi nesnelerine yöneltmiştir. Buna bir örnek olarak, William Rathje tarafından 1973 yılında Arizona Üniversitesi’nde başlatılmış olan Çöp Projesi gösterilebilir. Ev halkı atıklarının incelendiği bir çalışma olan Çöp Projesi, günümüzün toplumsal konularıyla ilgili şaşırtıcı bilgiler üretmeyi sürdürmektedir. Proje aynı zamanda sosyologların, iktisatçıların ve diğer sosyal bilimcilerin verilerini elde etmek için kullandığı görüşme ve anket tekniklerinin geçerliliğini sınamaktadır.

Ortaya çıkan sonuçlar, insanların inandıkları ve yaptıklarının söyledikleri şeylerle gerçekte yaptıkları arasında büyük farklılıklar olduğunu gösterir. Örneğin, 1973’te Tuscon’da alkol tüketimi oranını bulmak amacıyla bir anket oluşturmak ve uygulamak için geleneksel teknikler kullanılmıştır.

Şehrin bir kesiminde ankete katılan ev halkının %15’ i bira tükettiğini belirtmiş ancak katılımcılar tüketilen bira kutusu miktarının sekizi aşmadığını söylemiştir. Bununla birlikte, bu bölgede gerçekleştirilen çöp analizine göre katılımcıların %80’ninden fazlası bira tüketiyordu ve bu oranın %50’si haftada sekiz kutu biradan fazlasını çöpe atıyordu.

Çöp projesinin ortaya çıkardığı bir diğer ilgi çekici bulgu da, sığır eti fiyatlarının zirveye ulaştığı ve hep yüksek seviyede seyrettiği 1973 yılında ev halkı tarafından çöpe atılan sığır eti miktarının da paralel olarak artmış olmasaydı. Sağduyumuz bize tam tersinin doğru olması gerektiğinin söylese de, yüksek fiyat ve malın az bulunurluğu, ziyan edilen et miktarıyla ters değil, doğru orantılıydı. Bu bulgular, yalnızca geleneksel görüşme ve anket tekniği kullanıldığında insan davranışı hakkında nasıl yanlış yorumlar yapabileceğimizi göstermesi açısından son derece önemlidir. Benzer şekilde insanlara gerçekte yaptıklarıyla yaptıklarını sandıklarının her zaman birbiriyle örtüşmediğini göstermesi açısından da önemi yadsınamaz.

1987’de Çöp Projesi kapsamında ABD ve Kanada’nın değişik bölgelerindeki çöp depolama alanlarında kazı yapılmaya başlanmıştır. Bu çalışmadan ilk elde edilen veriler, hangi maddelerin çöp depolama alanlarına götürüldüğünü ve burada nasıl bir süreç yaşandığını gösterdi. Bir kez daha, genel kanıların aslında gerçekleşen şeyle uyuşmadığı ortaya çıktı. Örneğin gazete gibi doğada biyolojik olarak ayrışabilen maddelerin çöp depolama alanlarına gömüldüğünde, çürümelerinin çok daha fazla zaman aldığı görüldü. Bu tür bilgiler katı atık depolamasıyla ilgili sorunları çözme konusunda önemli adımlar atmamıza yardımcı olmaktadır.

Yazar: Rahman Karasu