Evangelista Torricelli Kimdir? , Barometrenin İcadı James Watt Kimdir?

Mar 03

sina.jpgİslam filozofu. Aristotelesçi felsefe anlayışını İslam düşüncesine göre yorumlayarak, yaymaya çalışmış, görgücü-usçu bir yöntemin gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Buhara yakınlarında Hormisen’de doÄŸdu, 21 Haziran 1037′de Hemedan’da öldü. Gerçek adı Ebu’l-Ali el-Hüseyin b. Abdullah İbn Sina’dır. Babası, Belh’ten göçerek Buhara’ya yerleÅŸmiÅŸ, SamanoÄŸulları hükümdarlarından II. Nuh döneminde sarayla iliÅŸki kurmuÅŸ, yüksek görevler almış olan Abdullah adlı birisidir. İbn Sina, önce babasından, sonra çağın önde gelen bilginlerinden Natilî ve İsmail Zahid’den mantık, matematik, gökbilim öğrenimi gördü. Bir süre tıpla ilgilendi, özellikle, hastalıkların ortaya çıkış ve yayılış nedenlerini araÅŸtırdı, sağıltımla uÄŸraÅŸtı. Bu alandaki baÅŸarısı nedeniyle, II. Nuh’un özel hekimi olarak görevlendirildi, onu saÄŸlığa kavuÅŸturunca, dönemin önde gelen tıp bilginlerinden biri olarak önem kazandı.

İbn Sina’nın felsefeye karşı ilgisi deney bilimleriyle baÅŸlamış, Aristoteles ve Yeni-Platoncu görüşleri incelemekle geliÅŸmiÅŸtir. İslam ve Yunan filozoflarının görüşlerini yorumlayan ve eleÅŸtiren İbn Sina’nın ele aldığı sorunlar genellikle, Aristoteles ve Farabi’nin düşünceleriyle bağımlıdır. Bunlar da, bilgi, mantık, evren (fizik), ruhbilim, metafizik, ahlak, tanrıbilim ve bilimlerin sınıflandırılmasıdır. Belli bir düşünce dizgesine göre yapılan bu düzenlemede her sorun bağımsız olarak ele alınıp çözümüne çalışılır.
Bilgi sezgi ile kazanılan kesin ilkelere göre sonuçlama yoluyla saÄŸlanır. Bu nedenle, bilginin gerçek kaynağı sezgidir. Bilginin oluÅŸmasında deneyin de etkisi vardır, ancak bu etki usun genel geçerlik taşıyan kurallarına uygundur. Ona göre “bütün bilgi türleri usa uygun biçimlerden oluÅŸur.” Bilginin kesinliÄŸi ve doÄŸruluÄŸu usun genel kurallarıyla olan uygunluÄŸuna baÄŸlıdır. Us kuralları, insanın anlığında doÄŸuÅŸtan bulunan, deÄŸiÅŸmez ve genel geçerlik taşıyan ilkelerdir. Sonradan, duyularla kazanılan bilgi için de bu kurallara uygunluk geçerlidir. Deney verileri us ilkelerine göre, yeni bir iÅŸlemden geçirilerek biçimlenir, onların bundan öte bir önem ve anlamı yoktur. ÇeliÅŸmezlik, özdeÅŸlik ve öteki varlık ilkeleri, usta bulunur, deneyden gelmez.

İbn Sina’ya göre varlık, tasarlamakla baÄŸlantılıdır. Bütün düşünülenler vardır ve var olanlar tasarlanabilen düşünülür biçimlerdir (makuller). Bu nedenle, düşünmekle var olmak özdeÅŸtir. Atomcu görüşün ileri sürdüğü nitelikte bir boÅŸluk yoktur. Uzay ise, bir nesnenin kapladığı yerin iç yüzüdür. Varlık kavramı altında toplanan bütün nesnelerin deÄŸiÅŸmeyen, sınır ve niteliklerini koruyan belli bir yeri vardır. Devinme, bir nesnenin uzayda eyleme geçiÅŸidir.

Mantık insanı gerçeklere ulaştırmaz, yalnız birtakım yanılmalardan korur. Düşünme yetisi gerçeği kavramak için mantıktan geçici bir araç olarak yararlanır. Düşünme eyleminin sağlıklı olması için mantık, ilkeler ve kurallar koyabilir, anlıkta bulunan ve bilinen bilgilerden yola çıkarak, bilinmeyenleri saptama olanağı sağlar. Bu özelliği nedeniyle, mantık, düşünmenin genel kurallarını bulan, düzenleyen, bu kurallar arasındaki gerekli bağlantıyı ve birliği kuran bir bilimdir. Mantık kuralları, genel geçerlik taşıyan ve değişmeyen kesin kurallardır. Mantığın kavramlar ve yargılar olmak üzere iki alanı vardır. Her bilimsel bilgi ya kavram ya da yargılara dayanır. Kavram, ilk bilgidir ve terim ya da terim yerine geçen bir nesneyle kazanılır. Yargı ise, tasımla kazanılır.

Mantığın konusu incelenirken, tanım temel alınmalıdır. Tanımlar birbirlerine bağlandıklarında, kanıt ve çıkarıma varılır. Kavram, önce tekil bir algıdır (sezgi). Yargı ise, iki tekil terim arasındaki ilişkidir. Kavramlar, açık ve kapalı belirleme olarak ikiye ayrılır. Varlığın, töz, nicelik, nitelik, ilişki, yer, zaman, durum, iyelik, etki, edilgi gibi on kategorisi vardır.

İbn Sina mantığında en önemli yeri tanım tutar. Bir kavramı tanımlamak için, bu kavramın bireylerinden biri göz önüne alınmalıdır. Tikelin belirlenmesi tümelden kolaydır. Eksiksiz bir tanım yakın cins ile yapılmalıdır. En yetkin tanımsa, kavramın yakın cinsi ile türsel ayrımdan oluşur. Tanım ikiye ayrılır; Gerçek tanım ve sözcük tanımları.

Önermeler, yüklemli ve koşullu olabilirler. Yüklemli önerme, bir düşünce ötekine yüklendiği zaman ya onaylanır ya da yadsınır. Koşullu önermeler, bir ötekinin koşulu ya da sonucu olarak bağlanan terimlerde görülür. Önermeler varsayımlı, nitelik ve nicelikleri bakımından, tekil, belirsiz ve belirli olur. Tasım, bitişik ve ayrık olmak üzere ikiye ayrılır. Bitişik tasımların öncüleri anlam bakımından, sonuç önermesini içerir. Ayrık tasımlarda ise sonuç önermesi öncüllerde bulunabilir.

Tümeller, bütün varlık türlerinin oluÅŸumundan önce, Tanrı düşüncesinde, birer tanrısal kavram olarak vardır. Varlıkların oluÅŸ nedeni ve onlara biçim kazandıran tümellerdir. Tümeller Tanrı’da ussal olarak bulunan, nesnelerde ve bireylerde içkin olan, öteki de nesnelerin dışında ve anlıkla birlikte olan mantıksal tümel diye üçe ayrılır. Birinci türe giren tümel, metafiziÄŸi ilgilendirir. İbn Sina fiziÄŸi, metafiziÄŸe giriÅŸ olarak düşünür.

FiziÄŸin konusu madde ve biçimden oluÅŸan nesnelerdir. Biçim, maddeden önce yaratılmıştır. Maddeye bir töz özelliÄŸi kazandıran biçimdir. Maddeden sonra ilinek gelir. Biçimler maddeye, ilinekler ise, töze katılır. DoÄŸal nesneler kendi öz ve nitelikleriyle bilinir. Bütün nitelikler de birinci nitelikler ve ikinci nitelikler olmak üzere ikiye ayrılır. Birinci nitelikler nesnelere baÄŸlıdır, ikinciler ise, nesnelerden ayrı olarak varlığını sürdürür. İbn Sina’ya göre, nesnel evrende bulunan güç ve devinimin temelini ikinci nitelikler oluÅŸturur. Nesneler, kendilerinde bulunan gizli güçle devinime geçerler. Bu güç ise, doÄŸal güç, öznel güç, tinsel güç olmak üzere üç türlüdür. DoÄŸal güç, nesnede doÄŸal biçim ve yerlerle ilgili nitelikleri taşır. Çekim ve ağırlık bu türdendir. Öznel güç, nesneyi devingen ya da duraÄŸan duruma getirir. Bunda da, bilinçli ya da bilinçsiz olma özelliÄŸi bulunur. Tinsel güç, herhangi bir organın, aracın yardımı olmaksızın doÄŸrudan doÄŸruya bir istençle eylemde bulunmaktadır. Buna, gökkatlarının özleri adı da verilir. İbn Sina’nın geliÅŸtirdiÄŸi bu güç kuramının kaynağı Aristoteles ve Yeni-Platonculuk’tur. Ancak, o bu güçlerin sonsuz olduÄŸu kanısında deÄŸildir. Ona göre, zaman ve devinim kavramları da birbirine baÄŸlıdır, çünkü, devinimin bulunmadığı, algılanmadığı bir yerde zaman da yoktur.

İbn Sina’nın felsefesinde, Aristotelesi’in geliÅŸtirdiÄŸi düşünce dizgesine uygun olarak, ruh kavramının önemli bir yer tuttuÄŸu görülür. Ona göre, biri bitkisel, öteki insanla ilgili olmak üzere, iki türlü ruh vardır. İnsan ruhu, gövdeye gereksinme duymadan, doÄŸrudan doÄŸruya kendini bilir, bu nedenle, tinsel bir tözdür. Gövdeyi devindiren, ona dirilik kazandıran bu tözün baÅŸka bir özelliÄŸi de, yetkin düşünme yeteneÄŸi anlık olmasıdır. Düşünme eylemi yaratan ruhtur, o gövdeyi gerektirmez, ancak gövde var olabilmek için tini gereksinir. İnsan ruhu gövde biçiminde deÄŸildir, usa uygun biçimleri kavramaya elveriÅŸli bir töz olduÄŸundan, gövdesel yapıda yer alamaz. Gövde, bölünebilen öğelerden oluÅŸmuÅŸ bir bütündür, oysa tin, bir birliktir, bölünmeye elveriÅŸli deÄŸildir, sürekli olarak özünü ve birliÄŸini korur. Tin, bütün izlenimleri gövde aracılığıyla alır, anlık yoluyla kavramları, kavramlara dayanarak usa vurmayı oluÅŸturur. Bu yüzden, gövdeyle dolaylı bir baÄŸlantısı vardır. Ancak, bu baÄŸlantı tin için bir oluÅŸ koÅŸulu deÄŸildir.

Canlı sorununa, gözleme dayalı bir ruhbilim anlayışıyla çözüm arayan İbn Sina’ya göre dirilik bir bileÅŸimdir. DoÄŸal organların, göksel güçler yardımıyla bileÅŸmesinden canlılar ortaya çıkar. Bu olay da, belli aÅŸamalara uygun olarak gerçekleÅŸir. İlk ortaya çıkan canlı bitkidir. Bitkide tohumla üreme, beslenme ve büyüme güçleri vardır. İkinci aÅŸamada ortaya çıkan hayvanda ise, kendi kendine devinme ve algı güçleri bulunur. Devinme gücünden isteme ve öfke doÄŸar. Algı gücü de, iç ve dış algı olmak üzere ikiye ayrılır. İnsan özü doÄŸal evrim sürecinde en üst düzeyde gerçekleÅŸmiÅŸ bir oluÅŸumdur, bu nedenle, öteki varlıklardan ayrılır. İnsanda dış algı duyumlarla, iç algı da , beynin ön boÅŸluÄŸunda bulunan ortak duyu ile saÄŸlanır. Duyularla alınan izlenimler bu ortak duyu ile beyne gider. Beynin, ön boÅŸluÄŸunda sonunda, tasarlama yetisi bulunur. Bu yeti duyu izlenimlerini saÄŸlamaya yarar. İnsan için en önemli olan düşünen öz yapıcı ve bilici güçlerle donatılmıştır. Yapıcı güç (us) gerekli ve özel eylemler için gövdeyi uyarır. Bilici güç ise, yapıcı gücü yönlendirir. Özdekten ayrılan tümel biçimlerin izlerini alır. Bu biçimler soyutsa onları kavrar, deÄŸilse soyutlayarak kavrar. İnsanda iyiyi kötüden, yararlıyı yararsızdan ayıran yapıcı güçtür, bu nedenle bir istenç niteliÄŸindedir.

Us konusunda İbn Sina ayrı bir düşünce ortaya atmıştır. Ona göre us beş türlüdür. Özdeksel us, bütün insanlarda ortak olup, kavramayı, bilmeyi sağlayan bir yetenektir. Bir yeti olarak işlek us, yalın, açık ve seçik olanı bilir, eyleme yöneliktir, durağan bir güç niteliğinde değildir. Eylemsel us, kazanılmış verileri kavrar ve ikinci aşamada bulunan ustan daha üstündür. Kazanılmış us, kendisine verilen ve düşünebilen nesneleri bilir. Aşama bakımından usun olgunluk basamağında bulunur. Bu aşamada usun kavrayabileceği konular kendi özünde de vardır. Kutsal us, usun en yüksek aşamasıdır. Bütün varlık türlerinin özünü, kaynağını, onları oluşturan gücü, başka bir aracıya gereksinme duymadan, bir bütünlük içinde kavrar.

İnsan, ayrıntıları duyularla algılar, tümelleri usla kavrar. Tümelleri kavrayan yetkin us, nesneleri anlama yeteneği olan etkin usa olanak sağlar. İnsan usunun algıladığı ayrıntılar, kendi varlıkları dolayısıyla değil, nedenleri yüzünden vardır. Us, bu kavranabilir nesneleri kazanabilmek için ilkin duyu verilerinden yararlanır. Sonra duyu verilerini usun genel kurallarına göre işlemden geçirir, yargıları ortaya koymada onları aşar.

Yaratılış konusunda İbn Sina, varlığın sıralı düzeninde, “bir’den bir çıkar” ilkesine dayanır. İlk “bir”, zorunlu varlık, Tanrı’dır. O’nun varlığı yalnız kendisini gerektirir. Var olma, Tanrı’nın özünden gelen gerekimdir. İlk neden ilk gerçekliktir. Tanrı’dan ilk us ortaya çıkar. Çokluk bu usla baÅŸlar. Bundan da felek ve nefsin usları türer. Her ustan da, o usun özü ve cismi oluÅŸur. Us cismi aracısız olarak devindiremeyeceÄŸi için, uslar sırasının sonunda etkin us, akıl bulunur. Ondan da dünya ile ilgili nesnelerin maddesi, cisimlerin biçimleri ve insan özleri doÄŸar. Etkin us, tümünün yöneticisidir. Yaratılış önsüzdür ve yeri de maddedir. Madde, soyut ve tüm varlığın öncesiz olanı, nefsin eylem alanı, sınırı ve tüm parçaların kaynağıdır. İlk us, kendisini ve zorunlu varlığı bilir. Buradan ikilik doÄŸar. İlk us kendinde olanaklı, ilk varlık için ise zorunludur. Her tikel feleÄŸin ilk kımıldatıcısı vardır. İlk kımıldatıcıları eyleme sokan tinsel varlıklardır. Her feleÄŸin de iyiliÄŸini düşünen kımıldatıcı bir nefsi vardır. Nefsin eylemi, etkin usa ulaşır.

Evrenin varlığı, zorunlu olan, Tanrı’yı gerektirir. BaÅŸka bir varlığın etkisiyle var olan evren sonsuz olamaz. Devinme, nesnenin özünde saklı güçten doÄŸar. Her nesnenin özünde devindirici bir güç vardır. Nesne kendini kendinin etkin öznesi deÄŸildir. Bu güç, nesneye biçim de kazandırır.

İbn Sina metafiziÄŸi genelde Aristoteles metafiziÄŸi ile Yeni-Platonculuk ve Kelam’ın bireÅŸimidir. Konusu, ilkler ilki, tüm oluÅŸların, yaratışların, varlık bütününün kaynağı olan Tanrı’dır. Tanrı, bütünlüğü nedeniyle nesnelerde, olay ve eylemlerde görünüş alanına çıkar. Varlık vardır, yok olamaz.

Varlık üç bölüme ayrılır:
1- Olanaklı varlık, nesnelerle ilgili değişimin, oluş ve bozulmanın egemen olduğu varlıktır. Bu varlık ortamında görülen ne varsa belli bir süre içinde başlar ve biter.
2- Kendiliğinden olanaklı varlık. Olanaklı olmasına karşın, ilk nedenle ilişkilerinden dolayı zorunluluk kazanır. Tümellerin, yasaların bulunduğu evren. Gökkürelerin usları böyledir.
3- KendiliÄŸinden zorunlu varlık, ilk neden ya da Tanrı’dır. DeÄŸiÅŸmez ve çoÄŸalmaz. Çokluklar ondadır. Tanrısal zorunluluk illkesi tüm yaratılanların da temel ilkesidir.

İbn Sina’nın benimsediÄŸi tanrıbilim dört ana konuyu içerir; Evren, ötedünya, ahiret, peygamberlik, Tanrı.

Evren yaratılmıştır. Yaratıcı ve varedici Tanrı’dır. O Kelamcılar’ın dediÄŸi gibi özgün yapıcı deÄŸildir, zorunludur. İlk neden önsüz ve sonsuzdur. Evrenin yaratılması, Tanrı’nın daha önceden varoluÅŸunu gerektirir. Evrenin bütününde yer alan gök katları tanrısal evrenin varlıklarıdır, bunların özleri meleklerdir. Madde dünyasında oluÅŸ ve bozulma vardır. Onların tanrısal niteliÄŸi yoktur. Bu yaratma olayı da bir fışkırmadır.

Ölüm, tinin gövdeden ayrılmasıdır. Gövdelerden ayrılan tinlerin geldikleri kaynakta toplanmaları insanda ötedünya kavramını oluşturur. Ruh, tinsel bir tözdür, ölümsüzdür. Gövdeye egemendir. Ruh gövdeye girmeden önce etkin usta vardı. İnsana bireyselliğini kazandıran odur. Gövdenin yok olması, ruhun varlığını etkilemez. Dirilme tinseldir.

İnsanları yaratan Tanrı, onlara verdiği özgür istençle iyi ile kötüyü seçme olanağı sağladı. İstenç özgürlüğü, usla utku arasındaki çatışmadan ve ilkinin üstünlüğünden doğar. İnsan elinden çıkan bütün bağımsız eylemler tanrısal kayra ile gerçekleşir. Özgür istenç tüm insanlarda vardır. Peygamberler de bu bakımdan birer insandır. Ancak, onlarda insanların en yüceleri olan bilginlerde, bilgilerde olduğu gibi bir seziş vardır. Bu üstün seziş gücü, kavrayış yeteneği peygamberlerin etkin us ile buluşmalarını, gerçekleri kavramalarını sağlar. Bu üstün güç ve kavrayış vahy adını alır. Üstün anlayış gücü taşıyan melekler, vahyi peygamberlere ulaştırırlar.

Tanrı, özü gereÄŸi bilicidir. Kendi özünü bilmesi yaratmayı gerekli kılar. İbn Sina İslam dinine ve Kuran’a dayanarak bilmeyi yaratma olarak niteler. Yaratma eylemi Tanrı’nın kendi özüne karşı duyduÄŸu sevgiden dolayıdır. Tanrı tümelleri bilir. Tikellerle ilgili bilgisi de, tümel nedensellikleri bilmesindendir.

Madde ve biçimin ilişkileri üzerinde bilimleri iç bölümde ele alırlar:

1- Maddeden ayrılmamış biçimlerin bilimi: Doğa bilimleri ya da aşağı bilimler.
2- Maddesinden iyice ayrı biçimlerin bilimi: Metafizik, mantık gibi yüksek bilimler.
3- Maddesinden ancak zihinde ayrılabilen, kimi yerde ayrı kimi yerde bir olan biçimlerin bilimi:
Matematik, geometri, orta bilimler. Zihin bu biçimleri doğru olarak maddesinden soyutlar.

Felsefe ise, kuramsal ve pratik diye ikiye ayrılır. Kuramsal olan, bilmek yeteneğiyle elde edilen bilgileri kapsar. Doğa felsefesi, matematik felsefesi ve metafizik gibi pratik felsefe, bilmek ve eylemde bulunmak üzere elde edilen bilgilere dayanır.

İbn Sina, gerek DoÄŸu gerekse Batı filozoflarını etkiledi. Gazali, özellikle, ruh anlayışında ondan etkilendi. İbn Sina’nın deneyci yanı, Gazali’yi kuÅŸkuculuk’a götürdü. Yapıtları 12.yy’da Latince’ye çevrildi, ünü yayıldı. Tanrıbilimci filozof Albertus Magnus, tin ve us ile güçleri konusunda İbn Sina’dan yararlandı.

BAŞLICA ESESRLERİ:
el-Kanun fi’t-Tıb, (ö.s), 1593, (”Hekimlik Yasası”); Kitabü’l-Necat, (ö.s), 1593, (”KurtuluÅŸ Kitabı”); Risale fi-İlmü’l-Ahlak, (ö.s), 1880, (”Ahlak Konusunda Kitapçık”); İşarat ve’l-Tembihat, (ö.s), 1892, (”Belirtiler ve Uyarılar”); Kitabü’ÅŸ-Åžifa, (ö.s), 1927, (”SaÄŸlık Kitabı”).

Alıntı

Etiketler: , ,

1 Yorum Yazılmış

gerçekten çok saolun çok yardımcı oldu bana bu site ellerinize salık :D bide bi kaç soru çıkarsaydınız tam süper olurdu :D

serpil 25 Mart 2008 Saat 14:46

Yorum Yazın

Konuyla İlgili Diğer Yazılar