Tıbbi Jeoloji, doğal jeolojik faktörler ile bunların insan ve hayvan sağlığı üzerindeki etkileri arasındaki ilişkiyi inceleyen ve hızla gelişmekte olan disiplinlerarası bir bilim alanıdır.
En geniş anlamıyla, Tıbbi Jeoloji, eser elementlerin ve minerallerin, ortamdaki antropojenik mineral tozların ve volkanik emisyonların teneffüs edilmesinin, organik bileşiklerin taşınmasının, modifikasyonunun ve konsantrasyonunun, radyonüklidlere, mikroplara ve patojenlere maruz kalınmasının, insan ve hayvan sağlığı üzerindeki etkilerini incelemektedir.

Hipokrat ve Aristo, hastalıklarla dünyanın elementleri arasındaki ilişkiyi görmüşlerdi. Ama, insanlar çevrenin sağlık üzerindeki yaşamsal etkilerini önemsemeye yeni başladılar. Tıbbi Jeoloji, dünyanın çeşitli sırlarını çözmek için birlikte çalışan farklı alanların uzmanlarının emekleriyle gelişen bir bilimdir. Bilimsel adı “hidrobiyojeokemoepidemiyopatoekoloji”dir ancak daha çok Tıbbi Jeoloji olarak anılmaktadır. 1990 yılında Uluslararası Jeoloji Bilimleri Birliği tarafından kurulmuştur. Farmakolojinin babası Paracelsus (1493-1541) “Tüm maddeler zehirdir, zehir olmayan bir şey yoktur. Bir zehiri ve bir çareyi doğru dozaj ayırt eder.” der. Bu iki cümle, Tıbbi Jeoloji kavramını çok iyi açıklamaktadır. Bu alanın amaçlarından biri de, hastalığın iyileştirilmesi ve sağlıklılığın sürdürülmesi için elementlerin / minerallerin nasıl doğru kullanılacağını bulmaktır.

Tıbbi Jeoloji’nin araştırma konuları arasında, aşırı hava olaylarının sonucunda meydana gelen sel gibi afetlerin yarattığı kontaminant hareketliliğin etkileri üzerine yapılan çalışmalar, toz ve diğer parçacıklardan kaynaklanan asbeste maruz kalma (asbestosis), kurşun ve diğer ağır metal zehirlenmelerinin incelenmesi, vb. de sayılabilir. Çevremizin durumunun çeşitli şekillerde bizi etkilediği biliniyor. Mineraller ve kayaçlar insan ve hayvan popülasyonları üzerinde önemli bazı etkilere sahip olduğu da açıktır. Tıbbi Jeoloji, bu ilişkiyi anlamamıza yardımcı olmak için tıp alanından ve jeoloji alanından uzmanları bir araya getirmektedir.

Tıbbi Jeoloji biliminin iki önceliği vardır: Eser elementlerin, özellikle biyoyararlanımlarının incelenmesi ve kirleticilerin / ksenobiyotiklerin / su, toprak, hava, gıda ve hayvan dokusunda bulunan ve doğal olarak oluşan ancak potansiyel olarak zararlı maddelerin araştırılması. Yeryüzündeki elementler ve mineraller, insanlar ve hayvanlar üzerinde, özellikle aralarında yakın bir ilişki olduğunda, son derecede etkili olmaktadır. Toprağa büyük oranda bağımlı olanlar iki önemli sorunla karşı karşıyadır. Birincisi, Güney Afrika gibi ağır derecede yoksullaşmış topraklarda yaşayanlar, mineral dengesizliklerinden kaynaklanan çeşitli hastalıklarla boğuşmaktadır. İkincisi, Hindistan ve Bangladeş gibi bölgelerde yaşayanlar ise mineral zehirlenmesine neden olan aşırı miktarda elemente maruz kalmaktadırlar.

Kanser başta olmak üzere, deri, solunum yolu, ve diş hastalıkları ile alakalı birçok tıbbi rahatsızlığın, bazı bölgelerde daha yaygın olarak ortaya çıkmasının sebeplerinin, çevreyle hastalıklar arasındaki ilişkiler açısından araştırıldığında; insanların yaşadıkları yerin jeolojik özellikleriyle söz konusu hastalıklar arasında ciddi ilişkiler olduğu görülmüştür. Tiroid, diş bozuklukları, anemi, ağır metal zehirlenmeleri, körlük, kolon kanserleri gibi jeolojik etkenlerden kaynaklanan çok sayıda endemik hastalık belirlenmiştir. Sularda bulunan yüksek arsenik oranı nedeniyle Hindistan, Çin ve Arjantin’de milyonlarca kanser vakası gözlenmiştir.

En yaygın jeokimyasal hastalıklardan biri de iyot eksikliğidir. Dünya nüfusunun yüzde 30’u risk altındadır ve yetersiz iyot alımı mental retardasyon ve beyin hasarının en yaygın nedenleri arasındadır. Deniz önemli bir iyot kaynağıdır ve denizden uzak iç bölgelerde yaşayanlar dezavantajlıdır. Aslında, iyot toprakta da vardır, ancak humus ve kil gibi goitrojenler iyotu tuttuklarından faydalanılması güçtür. Ancak, özellikle tropik bölgelerdeki bazı kültürlerde, toprak ve kil yiyenler arasında mineral / iyot yetersizliği ile ilgili herhangi bir sağlık sorunu görülmemektedir. Yaşanılan coğrafi bölgenin jeolojik yapısının, içme sularının ve toprak niteliklerinin çeşitli kardiyovasküler hastalıkların ortaya çıkmasında da önemli rol oynadığı bulunmuştur.

Tıbbi Jeoloji’nin uğraştığı sorunlar arasında, Afrika ve Hindistan’daki florür, Arjantin, Şili ve Tayvan’daki arsenik, Birleşik Devletler, Venezuela, Çin’deki selenyum ve tarım alanlarındaki nitrat sorunları da bulunmaktadır. Tıbbi Jeoloji geliştikçe hastalıklar konusunda daha önemli bir bilim haline gelmektedir. Belirli minerallerin eksikliklerine ek olarak, belirli coğrafi bölgelerdeki belirli elementlerin beslenmedeki aşırılıkları, hiperkalemi (potasyum fazlalığı), hiperkalsemi (kalsiyum fazlalığı), hiperfosfatemi (fosfor fazlalığı) örneklerinde olduğu gibi insan sağlığına ciddi zararlar vermektedir.

Gerekli araştırma ve çalışmaların dünya çapında sürdürülebilmesi amacıyla,1996 yılında, Uluslararası Jeoloji Bilimleri Birliği (IUGS) tarafından kurulmuş olan bir tıbbi jeoloji grubunun on yıl süren çalışmasıyla 2006 yılında kurulan Uluslararası Tıbbi Jeoloji Birliği (IMGA), jeologların, çevre bilimcilerinin, toksikoloji uzmanlarının, epidemiyologların ve tıp uzmanlarının bir araya geldiği bir ağ oluşturmuştur.

Kaynakça:
-J.A. Centeno, R.B. Finkelman, O. Selinus, “Medical Geology: Impacts of the Natural Environment on Public Health”, Geosciences Special Issue, (2016).
-B.J. Alloway, “Essentials of Medical Geology: “Impacts of the Natural Environment on Public Health”, Amsterdam, Boston: Elsevier Academic Press, (2005).
-C.B. Dissanayake, R. Chandrajith, “Introduction to Medical Geology”, Springer, (2009).

Yazar: Oben Güney Saraçoğlu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here