Akrasya Etkisi Nedir?

“Ertelemenin acı, pişmanlık ve hüsranı genellikle iş yapmanın acısından daha kötüdür”. Eliezer Yudkowsky’ nin yukarıdaki veciz ifadesiyle dile getirilen durum, günlük hayatımızın en temel problemi olan akrasyayı anlatmaktadır.
Kendimizi herhangi bir işe odaklıyoruz, ancak her defasında bambaşka şeylerle meşgul olduğumuz için hedefimizden çok uzakta kalıyoruz. İşte hem geçmişte hem de günümüzde insanoğlunun en büyük meselelerinden biri olan yukarıdaki durumu tam olarak bu terimle tanımlanıyor: Akrasya. Günümüzde psikologlar ve insan kaynakları uzmanları bu durumu “akrasya etkisi” olarak ifade ediyor. Kavram, uzmanlar tarafından farklı şekillerde izah ediliyor. “Akrasya” kelimesinin ne olduğunu anlatmadan önce kökenine bakmak doğru olur. Akrasya sözcüğü, antik Yunandaki felsefi tartışmalardan doğmuştur. Kaynaklarda bir rivayet olarak ifade edilse de bu terimin Platon,Sokrates, Aristotales gibi büyük filozofların da üzerinde durduğu en temel konulardan olan “irade”den doğduğu belirtilir. Sokrates ve Aristo ‘kişinin ne yapması gerektiğini bilmesine rağmen bunu yapmamasının doğurduğu irade zayıflığını’ “akrasya” olarak tanımlamıştır. Akrasya kavramı, günümüz kişisel gelişim kitaplarının en çok üzerinde durduğu ‘erteleme’ alışkanlığından çok daha kapsamlı ve karmaşık bir konudur. Akrasya durumunda kişi zamanında bitirmesi gereken işi bitirmek veya işine bir an önce başlamak yerine anlamsız sebeplerle, bilinçli veya bilinçsiz olarak yapacağı işi erteler. Akrasya başlığı altında yapılan araştırmalar, insanın neden erteleme veya dikkatini basit şeylere vermeye bu kadar meyilli olduğunu, kavramın günlük hayatımıza yansımalarının neler olduğunu sorgular. Son derece anlamsız görünen akrasya durumu tam olarak çözülebilmiş olmasa da hayli yaygındır. Fransız asıllı Amerikalı filozof John Searle akrasya için : “Akrasia (irade zayıflığı) Fransa’da şarap kadar yaygındır” der.

Akrasya durumu en sade insanlardan meşhur ilim ve edebiyat insanlarına kadar her kesimden insan arasında ciddi bir irade problemi olarak karşımıza çıkar. Büyük Fransız edebiyatçı Victor Hugo, akrasyayla başa çıkmak için çok radikal çareler üretmek zorunda kalmıştır. Vefatından sonra Hugo’ nun hayatını anlatan karısı hatıralarında Hugo’nun aldığı bir kitap siparişini sene sonuna kadar yetiştiremeyince aldığı radikal bir kararı anlatır. Hugo, sık arkadaş davetlerinden, seyahatlerden, edebi sohbetlerden bir türlü kendini yazması gereken kitabına veremeyince bir gün insan içine çıkmasına imkan tanıyan bütün kıyafetlerini toplayıp bir odaya koyar ve odayı kilitler. Böylelikle üzerinde sadece bir şalla kalan Hugo, dikkatini tam olarak yazması gerektiği kitabına vererek kısa bir sürede kitabını yazar. Anekdotta da görüldüğü gibi Hugo gibi büyük klasiklerin yazarı için bile akrasya son derece tehlikeli bir hayat ve irade meseledir. Bazı uzmanlar akrasyayı insan muhakemesinin bir yanılgısı olarak değerlendirir. Bir otokontrol ve erteleme problemi olarak akrasya hedeften uzaklaştıran her türden durumu belirtir.

Akrasyayı ele alan araştırmacılardan bazıları, bu durumu bir ekonomi terimi olan “zaman tutarsızlığı” ile açıklamışlardır. Buna göre insan beyni davranışsal ekonomi ismi verilen bilişsel yanılgılara kapılarak şimdiki anın ödüllerine geleceğin büyük ödüllerine göre daha fazla önem vererek yoldan sapma eğilimindedir. Burada görülen durulardan biri de şudur: Beyin plan yaparken yani düşünme aşamasındayken uzun vadeli büyük ödüllere odaklanırken eyleme geçtiğinde ise anlık tatmin beyin açısından daha tatmin edici gelir. Bu konuyla ilgili yakın zamanda yapılan bir testten de bahsetmekte fayda var. Eğitimci-psikolog Walter Mischel ve ekibi tarafından 1960’ larda anaokulu çağındaki öğrencilerde zevki erteleme becerisi ve otokontrolün kişilik üzerindeki yansımaları araştırılmıştır. Testin esas maksadı 5-6 yaşındaki çocukların baştan çıkarıcı uyaranlarla karşı iradelerinin nefislerini ne kadar ve nasıl tutabileceklerini görmekti. “Marşmellow Testi” olarak bilinen bu testte ortaya çıkan neticeler oldukça şaşırtıcıydı. Testte kendilerine verilen lokumu yemek yerine nefislerine hakim olup vaat edilen büyük ödülü bekleyen çocukların sonraki yaşamlarında ve insan ilişkilerinde daha başarılı ve mutlu oldukları görülmüştür. Netice olarak ertelemeye direnç gösterebilmenin hayattaki başarının önemli bir işareti olduğu söylenebilir.

Kanada Ottowa, Carleton Üniversitesi’nden Tim Pychyl, öğrencileriyle yaptığı küçük bir çalışmada akrasyanın temel sebebinin planlanan işe başlama kararsızlığı olduğunu ileri sürmüştür. Tim çalışmaya katılan öğrencilerin çoğunun işe başladıktan sonra bahsi geçen işi daha kolay olarak tanımladıklarını kaydetmiştir. Plan yaparken bizi planımıza bağlı olmaktan alıkoyan hisler, kendini aldatma gibi bilişsel dinamikler derinlemesine ele alınmadan ve otomatik başa çıkma stratejileri olmadan anlaşılamayacak/durdurulamayacak bir zaaftır. Antonio Damasio isimli sinir bilimi uzmanın nörobilim alanındaki araştırmalarında ulaştığı neticeler, duyguların sosyal hayatta ve karar, tercih süreçlerinde kilit bir rol oynadığını ortaya koymuştur.
Tim Pychyl ve ekibi akrasya etkisine yol açan erteleme davranışını bütüncül bir şekilde sınıflandırmışlardır. Yapılan bu sınıflandırmaya göre erteleme taksonomisi şöyledir:
*Kontrol dışı ya da kaçınılmaz ertelemeler: Bunlar çoğunlukla iş takvimine aşırı iş yüklemeden kaynaklanır.
*Uyarılmaya bağlı ertelemeler: İş planlamasında eylem sırasında değişik dikkat çekici durumların etkisinde kalarak hedeflenen işleri erteleme durumudur.
*Hedonistik Ertelemeler: Eldeki görevler yerine kişinin nefsine uyarak kendisine haz veren şeyleri yapmasından kaynaklı erteleme davranışı.
* Akut travmatik durumlardan kaynaklanan ertelemeler: Bir yakının kaybı, kaza, hastalık veya farklı psikolojik durumlardan kaynaklanan ertelemeler.
*Planlı/amaçlı ertelemeler: Bunlar çoğunlukla iş planı içinde farklı görevlerin incelenmesinden kaynaklı ertelemelerdir.
*İdiyopatik/irrasyonel ertelemeler: Bilimsel olarak kaynağı açıklanamayan, kişiye özel mantık dışı korku ve endişelerden kaynaklanan ertelemeler.

Chicago DePaul Üniversitesi’ nden psikoloji profesörü Joseph Ferrari, akrasyada kısır döngüye yol açan faktörlerin başında” şu an havamda değilim” argümanının olduğunu belirtmiştir. Ferrari, bu noktada akrasyanın zaman planlamasından ziyade hislerin idaresinde saklı olduğunu kaydeder. Bu anlamda planlanan bir işi o an yapmak gerekliliği göz ardı edildiğinde doğru ruh halini beklemenin büyük bir tuzak olduğunu belirtir Ferrari. Bunun yanı sıra duyguları idare edememenin yansıması olan ‘havamda değilim’ modundaki erteleme davranışının ardında birtakım duyguların yattığı belirtilir. İngiltere Sheffield Üniversitesi’ nden Psikolog Fuschia Sirois bu duyguların başarısızlık korkusu, hayal kırıklığına uğrama, öz saygısını kaybetme, mükemmel olmama gibi korku ve endişeler olduğunu belirtir ve zaman idaresinden ziyade bu duygularla başa çıkma becerisinin önemine dikkat çeker.
Akrasya dair bir diğer araştırmada da kavram şu şekilde tanımlanmıştır: “Duygularımız, sağ duyumuza ve mantığımıza hakim olduğunda ortaya çıkan iradi zaaf” Bu anlamda akrasya, epizodik (kısa süreli durumlara bağlı) ve sistematik (kişilerin veya kurumların/toplumların uzun vadeli tavırları) akrasya ve büyük ölçekli akrasya olarak üç farklı şekilde ele alınır. Büyük ölçekli akrasya daha çok kitlesel akıl tutulması durumlarını içeren savaş, terörizm, çevre kirliliği, etnik temizlik, silahlanma yarışı ve aşırı nüfus artışı gibi olaylarla karşımıza çıkar. Bu noktada akrasya zaman planlaması ve görev önceliğine yönelik bir kavram olmaktan çıkıp yanlışlığına inanmamıza rağmen hislerimizin, hırslarımızın esiri olarak kapıldığımız irade zaafını ifade eder. Akrasya etkisindeyken hırslarımız hemen şeker isteyip tüm gücüyle bunun için çırpınan çocuklar gibidir. Yetişkinler olarak bunda komplekslerimiz, kör noktalarımız, karakter zaaflarımız bunda rol oynar. Günlük hayatta yaşadığımız zararlı bağımlılıklar, bize zarar veren kötücül ilişkiler, yanlışlığını bildiğimiz harcamalar ve bedelini çoğu zaman canımızla ödediğimiz risk alma davranışları bütünüyle birer akrasya etkisi örneğidir.
Akrasya Etkisiyle Mücadele

Strateji 1: Gelecekteki işlerinizi belli bir standartta bağlayın.

Günlük hayatta yaptığımız işlerin nitelikleri farklılaşsa da ana mesaj aynıdır. Kendinizi belli standartlara uymaya mecbur bıraktıkça irade zaaflarımız engellenmiş olur. Bu bakımdan irademize güvenmek yerine plan ve tedbirlerimize güvenmek bizi akrasyanın kurbanı olmaktan kurtarmada yardımcı olacaktır. Misalen sosyal medya bağımlılığı olan biriyseniz işe başlamadan önce internetsiz bir ortamı tercih etmeniz yahut telefonunuzdaki sosyal medya aplikasyonlarınızı silmeniz akıllıca bir tercih olacaktır.

Strateji 2: Başlama kararlılığınızı arttırın.

Akrasya etkisine yol açan en sinsi eylemlerden biri de planladığımız işe başlayamamamızdır. İlk adımı atmanın büyüsü her zaman hayatidir. Bu konuda hazır reçetelerin olmadığını bilmekte fayda var. Bilinmesi gereken asıl mesele bir işi ertelemenin verdiği acı daima başlamanın acısından daha fazla olur. Başlama iradesini bir kez elde ettikten sonra, onu otomatikleştirinceye kadar tekrarlamak püf noktadır.

Strateji 3: Görev planlamanızı detaylandırın.

Herhangi bir işi yapmadan önce ona dair ucu açık planlar aslında çoğu zaman akrasyanın temel sebeplerindendir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki planlanan işlerin süre ve yer gibi detayları belirlendiğinde o işin yapılma ihtimali bariz bir şekilde artmaktadır. Şöyle ki ‘yarın spor yapacağım yerine; yarın saat 13:00’ te spor salonunda yarım saat spor yapacağım’ şeklinde bir planlama normaline göre 2-3 kat daha fazla netice üretmektedir.

Kaynakça:

The Akrasia Effect: Why We Don’t Follow Through on What We Set Out to Do and What to Do About It


https://qz.com/work/1159212/how-to-stop-procrastinating/

Yazar: Erdal Uğur

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :