Edvard Munch’un Ölümsüz Tablosu -Çığlık

İnsan doğasının sonucu olarak içinde biriktirdiği ruhsal çöküntüyü diliyle anlatamadığını yüz ifadesiyle anlamlandırdığı ve bu anlamlandırmayla herşeyin birer çığlığa dönüştüğü bir his.İşte Edvard Munch 1892 de çizimini yaptığı “Doğanın çığlığı” tablosuyla dünyayı derinden etkilemiştir.
Çığlık’ ı daha iyi anlayabilmek için elbette Edvard Munch’u tanıyarak yaşamını anlayarak yola çıkmamız daha yerinde olacaktır.
Edvard Munch Norveç’in Löten şehrinde 1863 yılında doğdu. Beş çocuktan ikincisidir. Munch 1864’te annesini, verem hastalığı olarak bilinen tübekülos nedeniyle kaybettikten 4 yıl sonra Oslo kentine yerleşir. Anesinin ölümü Munch için aile trajedisinin başlangıcı sayılıyor. Sonrasında ablası Sophie’yı da 1877’de aynı hastalıktan kaybeder.

Eğitim hayatı

Munch, 1879 yılında mühendislik eğitimi almak için teknik bir kolejden mezun olur. Ancak sanat tutkusu mühendislik tutkusunu daha ağır basıyordu. Bu nedenle 1881’de Kraliyet Sanat ve Tasarım Okulu’a girdi. Ertesi yıl altı sanatçı arkaşlarıyla ile bir stüdyo kiralayıp Sanayileşme ve Sanat Sergisinin ilk konserine girdi.
1892’de babasının öldüğü dönem, Murch’un sanatsal hayatının en üretken dönemi de başlamış oluyor. Bu dönemde Munch, 1902 Berlin sergisi için 22 eseri kapsayan “Hayat Friosu” adlı bir dizi resim çizdi. “Umutsuzluk” (1892), “Melankoli” (1892-93), “Kaygı” (1894), “Kıskançlık” (1894-95) ve “Çığlık” (” Cry “)
Bu eserler arasında elbette Çığlık, insan üzerinde daha derin izler bırakyor olması yönünden farklıdır. Ayrıca Munch’un yaşadığı trajedilerlerin derin hislerini Çığlık’la daha iyi gösterebilmişti. İnsan yaşamının bazen katlanılmaz bir hal aldığı, çektiği acılarla yorgun düştüğü ayrıca ölümle günbatımı kızıllığını birleştirip yaşamı derinden sorgulayan insanın Çığlık’ı.
Munch’un günlüğündeki notta Çığlık’la ilgili şunları yazmıştır ; “İki arkadaşımla yolda yürüyordum; güneş battı, bir melankoli dalgasına kapıldım. Birden gökyüzü kıpkızıl bir renk aldı. Durup parmaklıklara yaslandım. Alev alev gökyüzü, mavi fiyordun ve şehrin üstünde kan ve kılıç gibi sarkıyordu. Arkadaşlarım yola devam etti; ben ise büyük bir endişeyle öylece duruyor ve doğada sonsuz bir çığlığı hissediyordum sanki.”

Munch’ un haykırışı elbette evrenseldir. Bu yüzden;
Munch’ un çığlığı insan doğasıdaki ruhsal bir çatışmanın dışa vurumur.

Annesi, babası ve Ablası Sophie’nin yok oluşundan doğmuş olduğu çaresizliğin çığlığıdır.

İnsanın yetemediği durumlara karşı doğasına olan sessiz bir haykırışıdır “Çığlık”.

Kaynakça:
https://www.biography.com/people/edvard-munch-9418033

Yazar: Kadir Coşkun

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :