Fotosentezin Keşfi

Anabolik işlemler hakkında şu an ne kadar bilgi sahibi olunduğu göz önüne alındığında, geçmişte adı geçen bilimcilerin çoğunun dünya yüzeyindeki enerjinin hemen hemen tümünün güneş tarafından sağlandığını ya da yeşil bitkilerin bu enerjiyi yakaladıklarını ve soluduğumuz, gözle görülmeyen gazı ürettiklerini bilmediklerini kolayca unuturuz. Gerçekten, 1772’de İngiliz rahip Joseph Priestly, yeşil bitkilerin, yanmanın ya da solumanın etkilerinin ters yönde şekilde havayı etkilediklerini göstermiştir. Priestly bulguları şöyle rapor etmiştir:
Mumların yanmasıyla zarar görmüş havayı tazeleyen bir yöntemi rasgele bulduğum ve bu amaca hizmet eden doğal yenileyici unsurlardan en azından birini keşfetmiş olduğum için gururlandım. Bu, bitki örtüsüdür. Böylesi dikkat çekici bir etki oluşturmak için, bu sürecin doğada ne şekilde işlediğini anlamak için deneyler yapmadım; ancak bir dizi gerçek, bu hipotezi destekledi. Konuyu, kapalı bir ortamda bitkilerin büyümesi üzerinde yapmış olduğum ve beni bu bulma götüren bazı gözlemlere dayanarak açıklayacağım. Çevremizi kuşatan hava hayvan yaşamının yanında sebzeler için de gerekli olduğundan hem bitkilerin hem de hayvanların havayı aynı şekilde etkilediği düşünülebilirdi. Bir nane dalını cam bir kavanoza koyduğumda, ilk önce ben de aynı beklenti içindeydim; fakat o nane dalı bir kaç ay o kavanozun içinde büyümesini sürdürdüğünde havanın kavanoza koyduğum mumu söndürmediğini ve bir fare için uygun olduğunu gördüm. İçinde uzun süre bitkilerin büyüdüğü havada mumların çok iyi yandığını bulmama ve solunumla zarar gören havayı bitkilerin temizlediği düşünmeme sevkeden bazı nedenlerden dolayı, aynı işlemin, yanan mumların tarafından zarara verdiği havayı da temizleyebilmiş olabileceğini düşündüm.
Buna uygun olarak, 17 Ağustos 1771’de, içinde bir mumun yandığı belirli bir miktar hava bulunan ortama bir nane dalı koydum ve aynı ayın 27’sinde diğer bir mumun o ortamda çok daha iyi yanabildiğini buldum. Herhangi bir değişiklik yapmaksızın, bu deneyi bütün yaz boyunca sekiz ila on kez yineledim. Birkaç kez içinde mum yakılmış olan havayı iki kısma ayırarak bunlardan birine bitki koydum. Diğerine ise bitki koymaksızın, suya batırılmış cam bir kavanozda aynı işlemi uyguladım. Ancak ikincisinde aynı duruma rastlamadım. Genel olarak, bitki canlılığını koruduğunda bu havanın beş ila altı günde iyileşebildiğini buldum; buna karşılık en ufak bir değişikliği algılamaksızın aylarca suya batırılmış cam kavanozdaki bu havayı tuttum.
Kendisinin farketmemiş olmasına karşın, Priestley’in önemli denemeleri, bitkilerin oksijen çıkardıklarının ilk kez gösterilmisdir. Priestley’in ayrıca, gözlemlediği işlemler için ışığın önemini de kavrayamamıştır. Fakat onun bulguları fotosenteze ilgiyi arttırmış ve yeni araştırmaların önünü açmıştır. Nitekim yalnızca yedi yıl sonra, Hollandalı fizikçi Jan Ingenhousz oksijen üretimi için (Priestly gibi zaman oksijen hakkında hiçbir şey bilmese ve bulgularını başka şekilde açıklasa da) güneş ışığının gerekli olduğunu ve ayrıca yalnızca bitkilerin yeşil kısımlarının fotosentez yapabildiğini göstermiştir. Araştırıcı, bulgularını, başlığı oldukça zenginleştirilmiş olan sebzeler üzerine denemeler; güneş ışığı altında normal havanın temizlenmesinde onların büyük gücü ve gölgede ve geceleri zarar görmeleri isimli bir kitapta sunmuştur. 1782’de Isviçreli bir papaz olan ve zamanını bir bölümünü araştırmaya ayıran Jean Senebier bu işlemin “fikse edilmiş hava” (şu an karbon dioksit olarak adlandırdığımız) olarak isimlendirdiği bir çeşit özel gaza bağımlı olduğunu göstermiştir. Son olarak, 1804’te, diğer bir İsviçreli araştırmacı Nicolas Theodore de Sausure, organik maddelerin fotosentetik olarak üretilmeleri için suya gereksinim olduğunu bulmuştur.

Kaynakça:
Khan Academy

Yazar: Taner Tunç

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :