Öğrenilmiş Güçlülük Nedir? Öğrenilmiş Güçlülüğün Hayatımıza Etkisi Nasıldır?

Öğrenilmiş güçlülük; zor durum ve koşullarla başa çıkmak için bireylerin devreye soktukları davranışsal ve bilişsel kontrol mekanizmalarının tümüdür. Başka bir deyişle, bireyin amacına yönelik davranışlarını önleyen duygu ve düşünceleri, acı gibi etkenleri kontrol altına almasını sağlayan bilişsel bir beceridir. Entelektüel ve sosyal güçlülük anlamına gelmez.

İnsan hayatı boyunca pek çok olayla karşılaşmakta ve çevresindekilerle bağlantı kurmaktadır. Modern hayatın getirdiği stres, kaygı gibi tüm olumsuz faktörler karşısında, bireylerin de kaygıları artmaktadır. İnsanların geçmişte yaşadıkları deneyimleri, kişilikleri ve çevreleri olumsuz koşullarla baş etmelerinde etkili olmaktadır. Bu perspektiften bakıldığında, “öğrenilmiş güçlülük” üzerinde durulması gereken bir kavramdır. Bu kavramın ortaya çıkmasında, Bandura’nın sosyal öğrenme ve öz yetkinlik araştırmaları ile, Kanfer ile birlikte çalıştığı öz kontrol çalışmaları etkili olmuştur. Ayrıca Meichenbaum’un stres aşılama programı da etkisi olan uygulamalardandır. Meinchenbaum, öğrenilmiş güçlülüğü algı ve tutumları esas alarak açıklamıştır. Bu çalışmalardan sonra, Rosenbaum, öğrenilmiş güçlülüğün sadece bir inanç ve güdü olmadığını ortaya koymuş ve öğrenilmiş güçlülüğü, öz kontrol davranışını ve becerilerini de içeren somut bir kişisel özellik olarak tanımlamıştır. İçsel olayları kendi kendine izleyebilme ve değerlendirme, kendi davranışlarını pekiştirme gibi yetenekler, Rosenbaum’a göre öğrenilmiş güçlülüktür.
Rosenbaum, öğrenilmiş güçlülüğün 4 temel öz kontrol becerisi içerdiğini belirtmektedir.

1. Bireyin fiziksel ve duygusal tepkilerini kontrol etmesi amacıyla bilişi ve öz yönergeleri kullanma yetisi

2. Planlama, problemi tanıma, seçenekleri değerlendirme gibi problem çözme stratejilerini uygulama

3. Zevk veren şeyleri erteleme yetisi

4. Bireyin içsel olayları düzenleme yeteneğine yönelik genel inancı

Öğrenilmiş Güçlülük İle İlgili Temel Kavramlar

Öğrenilmiş İyimserlik: Seligman tarafından pozitif psikoloji literatürüne eklenen bu kavram, hem gerçekçi hem de zorluklarla karşılaşıp bunlara hakim olma fırsatlarından kaynaklanan bir düşünce biçimidir. Genel olarak iyimser olan insanlar bir problemle karşılaştığında bunu bir fırsat olarak değerlendirirken, kötümser insanlar sadece probleme odaklanır. Bu kavramın, öğrenilmiş güçlülükten farkı; ağrı, acı ve stres gibi amaçlanan hedefe ulaşılmasını engelleyen bir içgüdü tarafından başlatılmamasıdır.

Öğrenilmiş Çaresizlik: Kişinin kontrol yoksunluğu sonucunda kendine olan inancının zayıflayarak, sorunlarla başa çıkamaması durumudur. Kişi davranışlarıyla olumsuz sonucu ortadan kaldırabileceği durumlarda bile, gereken çabayı göstermez. Bu kavram, Seligman tarafından yapılan araştırmalar sonucunda bir depresyon modeli olarak önerilmiştir. Kontrol edilemeyen içsel olaylar sonucunda ortaya çıkan ve psikolojik bir rahatsızlık olan öğrenilmiş çaresizlik, depresyonla benzer ve parelel özellikler taşımaktadır. Öğrenilmiş çaresizliğin belirtileri 3 grupta incelenebilir.

1- Motivasyonel Bozukluk: Bireyin bir problemi kontrol altına alabileceği ve değiştirebileceği durumlarda bile harekete geçmemesidir.

2- Duygusal Bozukluk: Bireyin bir problemle karşılaştığında dehşet, korku ve kaygı gibi durumlarını kontrol altına alamamasıdır.

3- Bilişsel Bozukluk: Bireyin önceden yaşamış olduğu olaylarda kontrol altına alamadığı olumsuz sonuçları, benzer olaylarda da kontrol edemeyeceği algısıdır.

Öğrenilmiş Güçlülükle İlgili Yapılan Araştırmalar

1991 yılında yapılan bir araştırmaya göre, kısırlık tanısı konulmuş 90 evli çift ile yapılan çalışmada depresyon düzeyi ile öğrenilmiş güçlülük arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma sonucunda ikisi arasında olumsuz bir ilişki tespit edilmiştir.

1992 yılında yapılan bir araştırmalara göre, 62 yetişkin diyabet hastası, 2 ay boyunca izlenmiş ve günlük stres, perhiz uygulaması ve öğrenilmiş güçlülük değişkenlerinin birbiriyle ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırma, öğrenilmiş güçlülükle metabolik kontrol arasında olumlu ve yüksek bir ilişki olduğunu göstermiştir.

1996 yılında yapılan başka bir araştırmada, ruhsal ve fiziksel sağlık sonuçları ile iyimserlik, öğrenilmiş güçlülük ve kendini pozitif algılama durumlarının anne babalık ile olan ilişkisi incelenmiştir. Anne babayı onaylama ya da onaylamama ile ilgili çocukların algısı arasındaki ilişkiler gözlemlenmiştir. Öğrenilmiş güçlülük, iyimserlik ve kendini pozitif algılama ile ilgili nesiller arası etkiler olduğu gözlemlenmiştir. Kendini pozitif algılama düzeyi yüksek olan bireylerin öz yetkinlik inancı da yüksektir. Buna bağlı olarak öğrenilmiş güçlülük düzeyleri de artış göstermektedir.

1999 yılında yapılan bir araştırmada, 496 üniversite öğrencisi arasında; öğrenilmiş güçlülük düzeyi, ego durumu, sosyo-ekonomik düzey, üniversite yaşantısı ve cinsiyet arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma sonucunda, öğrenilmiş güçlülük seviyesinin artmasıyla sosyal uyum da artmıştır. Cinsiyet ile alt-üst ekonomik düzey arasında fark bulunamamıştır. Fakat orta sosyo ekonomik düzeyden gelen bireylerin öğrenilmiş güçlülük seviyesinin yüksek olduğu gözlemlenmiştir.

Öğrenilmiş Güçlülük Ve Çalışma Hayatı

Hayatımıza etki eden bir çok olumsuz faktör bulunmaktadır. En önemlilerinden biri çalışma hayatımızda yaşadığımız problemlerdir. İşe yabancılaşma, cinsel ve psikolojik taciz, ücret yetersizliği, ayrımcılık gibi durumlar, çalışma hayatında karşımıza çıkan başlıca problemlerdir. Çalışma hayatındaki stresle başa çıkabilmek için, direnme düzeyinin bilinmesi gerekir. İnsanlar arasındaki direnme düzeyinin farklı olması,, kişisel özelliklerin farklılığından kaynaklanmaktadır. Bu konudaki çalışmalar, strese dayanıklılıkla ilişkilendirilen A tipi ve B tipi kişilik çerçevesinde ele alınır.

A tipi kişiliğe sahip olan bireyler; sabırsız, aceleci ve karşısındaki kişilerden beklentisi yüksek olan özelliklere sahiptirler.

B tipi kişiliğe sahip olan bireyler; rahat, uysal ve daha az saldırgan olan özelliklere sahiptirler.

Bu iki tip bireyden farklı olarak öğrenilmiş güçlülüğe sahip olan kişiler, stres karşısında daha güçlüdür. Sorunlarla etkin bir şekilde başa çıkabilecekleri için başarı oranları da yüksektir.

Öğrenilmiş Güçlülük Nasıl Kazanılır?

Sosyal bir varlık olan insan, topluma etki eder ve toplumdan etkilenir. Öğrenilmiş güçlülük de yaşam içerisinde ve bireyin çevresi olan etkileşimlerinde öğrenilmekte ve geliştirilebilmektedir. Ancak öğrenilmiş güçlülüğün unsurlarını oluşturan temel özellikler, erken çocukluk döneminde kazanılır ve aileden öğrenilir. Her bir çocuğun öğrenme süreci ve sosyal çevresindeki farklılıklar öğrenilmiş güçlülük düzeyinin farklı olmasına neden olur. Öğrenilmiş güçlülüğün temelini oluşturan ana unsurlar; durumsal, fizyolojik ve kişisel faktörlerdir.

Durumsal faktörler; Birey, sosyal bir ortam içerisine girdiğinde, kendi davranışları etrafından aldığı geribildirimlerden oluşur.

Fizyolojik faktörler; Ağrı, acı, yorgunluk, açlık gibi davranışların sorunsuz bir şekilde ve istenildiği gibi gerçekleştirilmesini engelleyen durumlardır.
Kişisel faktörler; öğrenilen davranışlar, duygular ve algıları kapsar.

İşte karşınızda öğrenilmiş güçlülüğü geliştirmek için birtakım öneriler.

• Bireylere öğrenilmiş güçlülük konusunun önemi kavratılarak, bilgi ve beceri sahibi olmaları için okullardaki rehberlik hizmetinden yararlanmaları sağlanabilir.

• Öğrenilmiş güçlülük ve kişilik yapısını etkileyen unsurlarla ilgili çalışmalar yapılarak, uygun ortamlarda ilgililerle paylaşılmalıdır.

• Öğrenilmiş güçlülük kavramı eğitimlerle bireylere öğretilerek, kaygı düzeylerinin azaltılması konusunda yardımcı olunabilir.

• Bireylere, sorunlarla başa çıkma ve kendini kontrol etme yetilerinin kazandırılacağı eğitimlerin, erken yaştan itibaren öğrenildiği takdirde öğrenilmiş güçlülüğü arttırmada önemli bir adım olacağı önerilebilir.

• Ailede yaşanan tartışma ve kavgalar öğrenilmiş güçlülüğü doğrudan etkileyen olaylar olduğundan oldukça önem taşımaktadır. Bu durumu engellemek için, üniversite adaylarının ebeveynlerine yönelik öfke kontrolü, problem çözme becerileri gibi konularda eğitim verilebilir.

• İlerideki yaşantılarında ruhsal durumları pozitif olan bireylerin, çocukluklarında öğrenilmiş güçlülük seviyelerinin yüksek olduğu söylenebilir. Bu sebeple, öğrenilmiş güçlülük kavramını geliştiren tekniklere sahip grup çalışmalarının planlanması ve organizasyonu yapılmalıdır.

• Psikoterapi aracılığıyla öz yetkinliği arttırıcı çalışmalarla, öğrenilmiş güçlülük arttırılabilir.

Yazar: Dilara Yeten

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :