Gökyüzünde gözlem yaparken kullanılan en değerli gözlem araçları hiç şüphesiz gözler olmaktadır. Çoğu insan sahip olduğu dürbün ve teleskop gibi araçları gözlem yaparken kullanmayı çok iyi bildiği halde gözleri gökyüzü gözlemlerinde nasıl daha verimli kullanacağını pek bilmemektedir. Gözün nasıl çalıştığını anlamak yani mekanizmasını bilmek, hem gözlem verimini artırma açısından hem de gördükleri yorumlayabilmek açısından önemlidir. Birçok kaşif, gözlem araçlarına haddinden fazla paralar harcamaktadır. Ne var ki gözlerini tanımadıkları ve iyi düzeyde kullanmayı bilmedikleri için bu araçlar beklentilerini çoğu zaman karşılamıyor.

Gözler ışığı duyarlı bir yüzeye odaklayarak burada kayıt altına alınan sinyalleri beyne gönderen mekanik bir kamera gibidir. Gün boyunca beyin gözlerden alınan o kadar çok veriyi işler hale getirir ki bunu sıradan bir kamera ya da kayıt cihazının yapması mümkün olmamaktadır.

Gözün ışığa olan duyarlılık düzeyi, çok sönük cisimler görmeye çalıştıkları için bazı amatör gökbilimcileri fazlası ile ilgilendirmektedir. Rengi kişiden kişiye değişen iris, ışınların içeri girmesini sağlayan gözbebeğinin içinde tıpkı fotoğraf makinesinin diyaframı gibi görüntüyü büyütüp küçültmekte görev alan kas lifleri içerir. Eğer ortam çok aydınlık ise gözbebeğinin çapı 0,5 mm’ye kadar küçülebilmektedir. Çok karanlık bir ortamda ise 7 mm’yi bulabilmektedir. İrisin en kapalı ve en açık olduğu zamanlarda içeri giren ışık miktarları 200 kat kadar değişkenlik göstermektedir. Göz başka bir mekanizmayı da kullanıp bu farkı 10.000 kata kadar çıkarmaktadır. Bu durum, ışığa duyarlı olan hücrelerde yer alan kimyasal tepkimeler ile alakalıdır. Parlak ışıkta bozulmuş olan kimyasallar gözün ışığa olan duyarlılık düzeyinde azalmaya neden olur. İris ışığa hızlı bir şekilde tepki vererek açılmakta ya da kapanmaktadır. Ne var ki ışığa karşı olan duyarlılığı belirleyen en önemli kimyasalların tepki süreleri çok daha uzun sürmektedir. Gözün karanlık ortamda ışık duyarlılığını tam anlamıyla elde etmesi bir saat sürebilmektedir.

Gözümüzün ışığa duyarlı olan katmanı ağtabaka ya da retina olarak isimlendirilmiştir. Ağtabakada ışığa duyarlı olan iki hücre çeşidi bulunmaktadır: Koni ve çubuk hücreler. Koni hücreler ağtabakanın merkez bölgesinde yoğunlaşmış halde bulunurlar ve renklere duyarlıdırlar. Çubuk hücreler ise merkezde az, kenar bölgelerde daha yoğun bir yapıda bulunmakta ve renkleri algılayamamaktadır. Koni hücreler ışığa çubuk hücrelere nazaran daha az duyarlılık gösterseler de renkli ve ayrıntılı görmeyi sağlarlar. Bu nedenle incelemek istenilen bir şeye doğrudan bakılır. Çubuk hücreler ise ayrıntılı bir görüşü sağlayamazlar. Renkleri tam olarak algılamasa da düzeyi az olan ışığa ve harekete oldukça duyarlıdır. Bu sayede sinirlerde aşırı bir veri akışına yol açmadan, özellikle yan taraflardan yaklaşan bazı tehlikelere karşı daima tetikte olmamızı sağlamaktadırlar. Renklere duyarlı olmadıkları için karanlık ortamda renkleri algılamada zorluk yaşarız. Sönük olan gökcisimlerini de bu nedenle göze renksiz olarak görünmektedir.

Bu tür temel bilgilere sahip olduktan sonra gökyüzü gözlemlerinde gözlerden olabildiğince iyi verim almak için bir takım ipuçları yararlı olabilmektedir.

Gözün ışığa karşı duyarlılığını en yüksek oranda tutmak için gözlemden önce ve gözlem sırasında parlak ışıktan uzak durmak göz için faydalı olmaktadır. Gözün karanlık ortama alışması için gözlemden önce gözlem yerine erken gidilip bu duruma olanak üretilmesi yerinde bir hareket olur. Bu işi iyice ileri götürüp günün ikinci yarısını koyu camlı olan güneş gözlükleri ile geçiren amatör gözlemciler var. Eğer parlak ışığa karşı önlem alma şansı bulunmuyor ise gözlem öncesinde karanlıkta 15-20 dakika beklemekte fayda var. Bu durum göze karanlıkta görme yeteneği kazandırmaktadır. Işığa daha duyarlı halde olan çubuk hücreleri ağtabakanın merkezinde düşük oranda çevresinde ise daha fazla bulunmasından dolayı bir cismi olması gereken yerde göremeyen kişiler bakış doğrultusunu biraz kenara kaydırarak cisme ulaşabilir. Çubuk hücrelerinin ışığa duyarlılığı sayesinde bu cismi bulmak mümkündür. Cismi görmek yine zor ise bakış doğrultusu sürekli olarak hızlıca değiştirilmelidir. Bakılan gökcismi çok sönük bir haldeyse beyni orada görülecek bir cismin varlığına ikna etmek daha zor olmaktadır. Bu şekilde cisim birden bire görünür duruma gelebilir. Gökyüzüne ne kadar çok bakılırsa o kadar çok şey görünür. Çünkü gökyüzü gözlemciliğinde beyin ile göz koordinasyonunun gelişmesi açısından deneyim oldukça önemlidir. Bunun için sık sık gözleme çıkılmalı ve olabildiğince farklı türde gökcismine bakılmalıdır. Elbette göz sağlığına dikkat etmek de önemlidir. Olanağı olan kişiler gözleme çıkmadan önce karanlık bir yerde biraz uyuyarak gözleme hazırlanabilir. Bu, gözler ile birlikte tüm vücudu dinlendirerek daha verimli bir gözlem yapılmasına olanak sağlayacaktır.

Kaynakça:
Tübitak

Yazar: Taner Tunç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here