Hukuk sosyolojisi; hukukun toplumsal yaşamdan nasıl doğduğunu ve toplumsal yaşam üzerindeki etkilerini araştıran, hukuku toplumsal sürecin bir ürünü olarak ele alan bilim dalıdır. Sosyolojik açıdan bir hukuk kuralı ancak fiilen uygulanıyor ise vardır; gerçekliği kanun koyucu tarafından konmuş olmasında değil, insanların ihtiyaçlarını karşıladığı için ona uyulmasında saklıdır. Örneğin; yasama faaliyetinde başarı, hukuk ile toplumsal yaşam arasındaki uyumun sağlanmasına bağlıdır.
Hukuk ile toplumsal yaşam arasında uyumsuzluk hali her zaman gözlemlenebilir.Bunun sebebi, bazen hukukun durgun ve tutucu karakterinin yaşam dinamizmine ayak uyduramaması ve kanun koyucuların toplumsal gerçeklik hakkında yeterli bilgi sahibi olmamalarıdır. Şöyle ki çocuk suçluluğunu önlemek üzere bir kanun taslağı hazırlanmak istenirse, öncelikle suçlu çocukların mensup olduğu sınıfların farklılığı, bunların neden oldu
ğu fırsat eşitsizliği, davranış sapması ve tüm etkenleri ve bunların ardından çocukların psikolojik durumları karşımıza çıkacaktır. Tüm bu soruların sosyolojik ve psikolojik açıdan irdelenmesi gerekecektir. Aksi halde bu sorunların temelinde yatan problemlerin kaynağına inmedikçe kanuni düzenlemelerde de başarıya ulaşılması mümkün olmayacaktır.
Hukuk Sosyolojisi, kısa bir geçmişe sahip olması nedeniyle oldukça genç bir bilim dalıdır. İsim babası İtalyan Hukukçu D. Anzilotti’dir. Anzilotti, 1892 yılında yayımlanan “Filosofia del Diritto e la Sociologia” isimli eserinde bu yeni bilim dalının görevini, hukuki olayların amprik incelemesi olarak belirtmiştir.

Hukuk sosyolojisinin konusu şunlardır:
*Toplumlarda ortaya çıkan hukuk olgusunun toplumsal yaşamdaki gerçek kaynakları
*Hukukun doğuşunu ve değişimini etkileyen tüm etkenler; coğrafi konum,iklim,nüfus yoğunluğu, din, örf-adet, ahlak düzenleri, dünya görüşleri, fikirler, ideolojiler ekonomik ve siyasal yapı vb…

Hukuk Sosyolojisinin Temsilcileri

Hukuk sosyolojisinin gerçek öncüsü olarak İlk Çağda Aristo, modern zamanlarda Montesquieu gösterilir. Ancak Montesquiehu’dan önce hukuk, toplum ve devlet hakkında sosyolojik görüşleriyle dikkatleri üzerine çeken, Orta Çağ’ın karanlıkları arasından bir ışık gibi beliren İslam düşünürü İbni Haldun’ün hukuk sosyolojisine hizmetleri çok büyüktür.
Aristo; “Etika ve Politika”isimli eserlerinde hukuk sosyolojisinin en önemli konularına değinmiştir. İlk Çağ’da hukuku yaratan olgunun toplumsal ilişkiler olduğunu açıkça belirtmiştir. Ona göre; her varlığın bir gayesi vardır, bu gaye o varlığın bizzat kendisinde saklıdır. Bu nedenle gayenin keşfi için daha önce doğal ya da toplumsal gerçekliğin incelenmesi ve bilimsel bilgiye ulaşılması gerekir.
Aristo insan ilişkilerini de incelemiştir. Aristo’ya göre; her topluluğun amacı” İYİLİK”tir. Her topluluk bu amacı gerçekleştirmek üzere kurulmuştur. Devletin gayesi ise en yüksek iyiliğe ulaşmaktır. Devlet tüm vatandaşların ortak iyiliğini gerçekleştirmekle, aile ve köylerin mükemmel ve kendine yeterli, vatandaşların ise mutlu,erdemli olmalarını, şerefli bir yaşam sürmelerini sağlamakla yükümlüdür. Aristo’ya göre; bir yönetim biçimi bütünün iyiliğini amaçlıyor ise iyidir; yalnız kendini düşünüyor ise kötüdür.
İbn-i Haldun; Batı literatüründe ona “Arapların Montesquieu’su” denmektedir. İbn-i Haldun’un sosyal olaylarla ilgilenmesinin asıl nedeni, kendi zamanındaki tarih bilimini eleştirmek, toplumsal olaylardan yola çıkarak tarihi kanunların bilgisine ulaşmaktı. Mukaddime adlı eserinde iyi bir tarihçi olmak için rivayetlere dayanılmaması gerektiğini belirtmiştir. Çeşitli milletlerin gelişmelerini de peş peşe sıralamanın bir öneminin olmadığını anlatmış, önemli olanın bu gelişmelerin gizini çözmek olduğunu vurgulamıştır.
İbn-i Haldun, “Ümran” bilimi ile fikir dünyasına yenilik getirmiştir. Ümran bilimi bir taraftan bilimsel tarihçiliğin ilkelerini açıklarken bir taraftan da sosyolojinin temellerini atmıştır. İbn-i Haldun’a göre Ümran, ”İnsanların ve ferdin dünyanın insan yaşabilecek yerlerinde bir araya toplanarak yaşamaları ve yeryüzünü imar etmeleri” demektir. Bugünkü sosyolojik anlayışla, toplum haline gelme ve toplum yaşayışını sürdürmedir. Konusu ise şöyle belirlemiştir: Geçmiş çağlarda yaşamış kavimlerin durumları ve yaşayışlarında meydana gelen değişiklikler; bunların idareyi ve ülkeyi ellerine geçirmelerinin sebepleri, insan topluluklarının karakterleri, yerleşik ve göçebe yaşam sürme, göçler ve nüfus hareketleri; devletlerin güç kazanmaları, çökmeleri, bilim, sanat, ticaret olayları; zaman içinde bu durumların değişmesi ve değişim sebeplerinin incelenmesi… Anlaşılmıştır ki İbn-i Haldun, bugünkü sosyolojinin yaptığı gibi toplumları incelemiş, sınıflara ayırmış, toplumsal değişimleri ve sebeplerini araştırmıştır.
İbn-i Haldun, bugün sosyal bilimlerin incelediği türlü olay ve olgu gruplarının tümünü açıklığa kavuşturamamıştır; kendisi de bu durumun farkındadır ve en önemli eseri olan “Mukaddime’nin” sonunda kendi bilgilerinin sınırlı olduğunu açıkça kabul ederek, şu sözleri söylemiştir: ”Bir bilgiyi ilk önce ortaya koyan kimsenin ödevi, o bilginin konularını tayin etmek, kısımlarına ayırmak, o bölümlerde incelenen konular hakkında söz söylemektir. O kimseden sonra yetişenler ise o bilgiyle olan meseleleri azar azar o bilgiye eklerler ve onu bu yolda ilerletirler.”
Montesquieu; geniş bir tarih kültürüne sahip olan düşünür, aklın ışığı altında toplum düzenini ve sorunlarını yer ve zaman kapsamında incelemiştir. Montesquieu, insan karakterinin biçimlenmesinde dolayısıyla toplumların biçimlenmesinde iklim gibi doğal etkenler gibi din, örf-adet, ahlak ve yönetim biçimi gibi toplumsal etkenleri sıralarken bunların arasına kanunları katmıştır. Böylece toplumsal düzenin sağlanmasında kanunların tek başına etkili olmadığını vurgulamıştır. Ona göre; aklen bulunabilecek en mükemmel kanunlarla bile bir toplumu istenilen biçime sokmak mümkün değildir. Toplumsal yaşamı düzenlemede kanun koyucuların rolü vardır ancak bu sınırsız değildir. Çünkü kanun koyucu da içinde bulunduğu koşullara bağlıdır. Görüldüğü üzere Montesquieu, toplumsal düzenin sağlanmasında hukukun dışında kalan türlü etkenlerin varlığına dikkat çekmiştir.

Kaynakça:

Hukuk Sosyolojisine Giriş Prof.Dr.Ülker Gürkan
Hukuk Sosyolojisinin Antropolojik Temelleri C.Can
Hukuk Başlangıcı N.Bilge
İbn-i Haldun’un Metodu ve Siyaset Teorisi Ü.Hasan

Yazar: Emine Burcu KarakilÇik

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here