Bilgiustam
Türkiye'nin Bilgi Sitesi

İnancın Temelinde Örtülü Örüntü Öğrenmesi Rol Oynuyor Olabilir Mi?

0 250

Georgetown Üniversitesi’ndeki sinirbilimciler, örtük öğrenme türü olan örtülü örüntü öğrenmesi yoluyla karmaşık kalıpları bilinçsizce tahmin edebilen bireylerin, evrende olayların nedenlerini yaratan, örüntülerin kaynağı olan bir yaratıcı olduğuna dair daha güçlü inançlara sahip olduklarını ortaya koydular.

Araştırma sonuçlarını analiz etmeden önce örtük öğrenmenin ne olduğuna bakalım ne dersiniz? Örtük öğrenme diğer ifadeyle gizli öğrenme, hiçbir niyet, kasıt olmadan kendiliğinden yani bilinçsizce gelişen bir öğrenme şeklidir. Öğrenme farkına varmadan gerçekleşir. Örneğin siz tabletinizde oyun oynarken o esnada açık olan televizyondaki müzik programında şarkı sözlerini ezberleyebilirsiniz. Başka bir örnek de melodisini sevdiğimiz bir parçanın sözlerini farkına varmadan mırıldar hale gelmemizdir.

Örtük öğrenmenin önemini ortaya koyan psikolog E.C.Tolman(1886-1959), organizmaya pekiştireç vermeden ve dikkati başka şeye odaklı iken bile bir şeyler öğretilebileceğini keşfetmiştir. Böylece Tolman, bilindik formal öğrenme yöntemlerinin dışına çıkarak öğrenmeye yeni ve farklı bir bakış açısı getirmiştir.

Örtük öğrenmede, öğrenirken özel bir çaba sarfetmemiz veya beynimizin yorulmasına gerek yoktur. O yüzdendir ki örtük öğrenme; “bilinç altı öğrenme” veya “bilinç dışı öğrenme” şeklinde de adlandırılabilmektedir (Kolukısa ve Kulamshaeva, 2015).

Bunun yanı sıra örtük öğrenme, doğal ortamda belli bir amaca ve plana bağlı kalmaksızın gelişi güzel yaşanan öğrenme olan “algın öğrenme”nin de bir parçasıdır (Noy, James ve Bedley 2016’dan aktaran Ünal 2017).

Ayrıca örtük öğrenme, kişinin psikolojik özelliklerinden bağımsız değildir.  Örneğin; sosyal medyanın dini bilgi edinme aracı olarak kullanılması örtük öğrenmenin bir yansımasıdır. Bu öğrenme türünde bireyler, algıda seçicilik veya dikkat dağılması gibi nedenlerle bazı bilgileri farkına varmadan öğrenirler. Birey, ancak ihtiyacı olduğunda bu bilginin farkında olur. Kullanıcılar, sosyal medyayı bu bilgileri öğrenmek için kullanmazlar ne var ki sosyal medyada karşılaştıklarında farkına varmadan öğrenirler. Bu bağlamda sosyal medya farkına varmadan bilgilerin öğrenilmesinde bir “yan üründür”(Gül, 2021).

Araştırmaya dönecek olursak, Georgetown Üniversitesi’ndeki sinirbilimcilerin Nature Communications dergisinde bildirilen araştırmaları(2020), dini inancı araştırmak için örtülü örüntü öğrenmesini kullanan ilk araştırmadır. Çalışma, biri ABD’de diğeri Afganistan‘da olmak üzere iki farklı kültürel ve dini grubu kapsıyordu.

Ayrıntılara geçmeden “örtülü örüntü öğrenmesini” de kısaca açıklamak yerinde olacaktır. Örtük öğrenmenin bir çeşidi olan örtülü örüntü öğrenmesi; eğer bilinçsiz bir şekilde öğrendiğiniz şey, doğada veya etrafınızda var olan örüntülerse (mesela kendisini tekrar eden dizeler, düzen v.s.), buna örtülü örüntü öğrenmesi adı verilmektedir.

Amaç, örtülü örüntü öğrenmesinin bir inanca sahip olmada etkili olup olmadığını ve eğer öyleyse, bu bağlantının farklı inançlar ve kültürler arasında geçerli olup olmadığını test etmekti. Araştırmacılar aslında örtülü örüntü öğrenmesinin çeşitli dinleri anlamak için bir anahtar sunduğunu keşfettiler.

Georgetown’da Psikoloji ve Disiplinler Arası  Bölümü’nde doçent olan araştırmanın kıdemli araştırmacısı ve Georgetown İlişkisel Biliş Laboratuvarı yöneticisi Adam Green(2020) “Düzen yaratmak için dünyaya müdahale eden bir yaratıcı veya yaratıcılara inanç, küresel dinlerin temel bir unsurudur” demiştir.

 Ayrıca Green, çalışmanın, bir yaratıcının var olup olmadığı ile ilgili bir çalışma değil, beyinlerin neden ve nasıl bir yaratıcıya inanmaya başladıklarını ortaya koymaya yönelik bir çalışma olduğunu vurgulamıştır. Hipotezlerinin, beyinleri çevrelerindeki bilinçaltı kalıpları ayırt etmede iyi olan insanların bu kalıpları daha yüksek bir gücün eline atfedebildikleri olduğunu da sözlerine eklemiştir. “Çocukluk ve yetişkinlik arasında yaşananlar gerçekten ilginç bir gözlemdi” diye açıklamıştır. Veriler; çocuklar, bilinçsiz bir şekilde çevredeki kalıpları fark ediyorlarsa, inançlarının dindar olmayan bir evde olsalar bile büyüdükçe artma olasılığının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde, bilinçsiz olarak etraflarındaki kalıpları anlamıyorlarsa, inançlarının, büyüdükçe dindar bir evde bile olsalar azaldığını ortaya koymuştur.

Çalışmada, örtülü örüntü öğrenmesini ölçmek için iyi yapılandırılmış bir bilişsel test kullanılmıştır. Araştırma kapsamında katılımcılar, bir bilgisayar ekranında bir dizi nokta belirip kaybolurken izlediler. Her nokta için bir düğmeye bastılar. Noktalar hızlı bir şekilde hareket etti, ancak bazı katılımcılar – en güçlü örtük öğrenme yeteneğine sahip olanlar – dizide gizli kalıpları bilinçaltında öğrenmeye başladı ve hatta o nokta gerçekten görünmeden önce bir sonraki nokta için doğru düğmeye basmaya başladı. Bununla birlikte, en iyi örtük öğrenenler bile noktaların kalıplar oluşturduğunu bilmiyorlardı, bu da öğrenmenin bilinçsiz bir düzeyde gerçekleştiğini gösteriyordu.

Çalışmanın ABD ayağına Washington DC’den 199 katılımcıdan oluşan ağırlıklı olarak Hristiyan bir grup katıldı. Çalışmanın Afganistan ayağı ise, Kabil’deki 149 Müslüman katılımcıyı kaydetti. Çalışmanın başyazarı, Green’in Georgetown’daki laboratuvarında ve Pennsylvania Üniversitesi’nden doktora sonrası araştırmacı olan Adam Weinberger idi. Ortak yazarlar Zachery Warren ve Fathali Moghaddam, Kabil’de veri toplayan yerel Afgan araştırmacılardan oluşan bir ekibi yönetti.

Warren(2020) “Bu çalışmanın benim için ve ayrıca Afgan araştırma ekibi için en ilginç yönü, bilişsel süreçlerdeki kalıpları ve bu iki kültürde pekiştirilen inançları görmekti,” diyor. Warren, “Afganlar ve Amerikalılar, en azından dini inançta yer alan ve çevremizdeki dünyayı anlamlandıran belirli bilişsel süreçlerde farklı olmaktan çok benzer olabilirler. Birinin inancından bağımsız olarak, bulgular inancın doğasına dair heyecan verici içgörüler ortaya koyuyor” diyor.

Green(2020) “Örtülü örüntü öğrenmesine daha yatkın bir beyin,  kendisini dünyanın neresinde veya hangi dini bağlamda bulursa bulsun, bir yaratıcıya inanmaya daha meyilli olmaktadır,” demiştir ancak daha fazla araştırmanın gerekli olduğunu da sözlerine eklemiştir.

Green(2020) gelişmeyi, “bu kanıt, farklı inançlara sahip insanlar arasında temel düzeyde biraz olsun nöro-bilişsel ortak zemin sağlayabilir” şeklinde değerlendirerek iyimser bir bakış açısı ortaya koymuştur.

Sonuç olarak, niye bazı insanların bir yaratıcıya inanmadığını araştırırken ya da farklılaşan iman derecelerini analiz ederken yani inancın bilimsel temellerini analiz ederken inancın sadece kültürel ve toplumsal bağlamını hesaba katmanın yeterli olmadığını, bireylerin öğrenme biçimlerini de göz önünde bulundurmanın analize fayda sağlayacağını hatırda tutmak gerekiyor.

Kaynakça:

Gül, E.R., Sosyal Medyada Paylaşılan Hadislerin Dini Yaşantıya Etkisi: Balıkesir Üniversitesi Öğrencileri Örneği, Medya ve Din Araştırmaları Dergisi, 4(2), s.301-315, 2021

Kolukısa A.A.&Kulamshaeva B., Yabancı Dil Öğretiminde Örtük Öğrenim Yönteminin Okuma Parçalarına Uyarlanması, Uluslararası Beşeri Bilimler ve Eğitim Dergisi, Cilt 1, Sayı 2, s.168-181, 2015

Ünal, F., Adıyaman A., Algın Öğrenme, International Periodical for the Languages, Literatureand History of Turkish , Volume 12\4, p.531-552, 2017

https://www.sciencedaily.com/releases/2020/09/200909085942.htm , 2020

                                                                                                Yazar: Nil GÜREL

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.