Benim gibi birçoğumuz Hans Christian Andersen adını masallarıyla hatırlarız. Danimarka’yı ziyaretimde yolum Odense kentine düşmüştü. O zamana kadar Andersen’in Odense’li olduğunu bilmiyordum. Kentin ziyaret edilecek yerleri arasında yazarın evi baş sırayı almaktaydı. Danimarka’nın 3. büyük kenti olmakla birlikte sakin ve orta büyüklükteki bir yer olan Odense adeta Andersen ile bütünleşmişti. Ayni şeyi W. Shakespeare’in evinin bulunduğu İngiltere’nin Stratford kentinde de gördüğüm için yadırgamadım. O esnada zihnim ülkemizle karşılaştırma yapmaya başladı. Konya’da medfun Hz.Mevlana dışında kentiyle bütünleşen başka bir yazarımızı hatırlayamadım . Biraz da Nasreddin Hoca ve Akşehir. Halbuki onlar 7-8 asır önce yaşamıştı. Andersen ise sadece 2 asır önce. Yakın zamanlarda yaşamış yazarlarımızı şehirlerimizle bütünleştiremediğimiz için üzüldüm. Zamanım kısıtlı olduğu için, Odense’nin tek katlı evleri arasındaki taş kaplı, ferah ve sakin sokaklarında tabelaları takip ederek hızlıca Andersen’in evine doğru ilerledim. Ahşap tek katlı ev restorasyon nedeniyle kapalıydı. Dıştan fotoğraflamakla yetindim ve hemen yakınındaki Andersen Müzesine geçtim. Burada yazarla ilgili hemen her şeyi bulmak mümkündü. Türkiye’ye dönünce Andersen’in yaşamı hakkında biraz daha araştırma yaptım. Masalları yanında başka becerileri olduğunu da öğrendim. Her ne kadar masalları ve kişiliği hakkında olumlu-olumsuz farklı mütaalalar yapılsa da Andersen yine de Danimarka’nın ve dünya edebiyatının önemli şahsiyetlerinden biriydi. Işte onun kısa hayat hikayesi.

Hans Christian Andersen 1805 yılında, o zamanlar Danimarka’nın Kopenhag’tan sonra ikinci büyük kenti olan Odense’de dünyaya geldi. Ailesi çok yoksuldu. Babası kundura tamircisiydi. 11 yaşındayken babasını kaybetti. Annesi çamaşır yıkayarak evin geçimini sağlamaya çalıştı. Andersen ise günlerini hayal kurarak geçiriyordu. Sürekli kitap okuyor, bunun dışında oyuncak tiyatrolar, kuklalar yapıyordu. Ama en büyük tutkusu opera sanatçısı olmaktı. O ümitle 14 yaşında Kopenhag’a gitti. Çirkin görüntüsünden dolayı,Odense köylüsü sahnede ya da ses sanatçılığında başarılı olamayacağını anlamıştı. Andersen zamanının büyük bir bölümünü çocuklarla geçiriyordu artık. Saatlerce yanlarında oturuyor, onlara peri masalları anlatıyordu. Zaman zaman da yanında taşıdığı makasını ve kağıtları çıkarır, ayaküstünde çocuklara elişi örnekleri hazırlardı. Örneğin kestiği kağıtlarla ip üzerinde dans edenleri canlandırırdı. Ya da kağıdı keserek leylekleri, yuvalarını, altına da bir ırmağı ve kuğuları koyardı. Düş dünyası çok zengindi Andersen’in. Çocuklar kendisini gittikçe artan bir ilgiyle izledikçe, o da kağıtları arkası arkasına kesip resimler yapıyordu. O iri, kaba elleriyle birbirinden güzel kağıttan dantelalar yapıyordu. Bu kağıttan desenlerde çoğu kez doğa motiflerini görmekteyiz. Gezmeyi seviyordu. Hayatı boyunca 29 seyahat yaptı. Ömrünün 9 yılını ülke dışında geçirdi. Almanya, Fransa, İtalya, Yunanistan, Osmanlı Devleti, İspanya ve İngiltere’yi kapsayan geziler yaptı. Bu yolculuklar ona, yazı hayatında kullanacağı önemli malzemeler sağladı. Doğu gezisi dönüşü yaptığı dantelalarda Islam dinine ait cami figürleri de göze çarpmaktadır.

Osmanlı vizesi alarak Türk topraklarına gelen Andersen, bu gezi dönüşünde ‘Orient Bazar’ adlı eserini kaleme aldı. Yazarın Osmanlı vizesi, bugün Odense’de müze haline getirilen evinde sergileniyor. 1841 yılı baharında 21 Nisan’da gemiyle Atina’dan ayrılıp önce İzmir’e, oradan da Çanakkale Boğazı yoluyla 25 Nisan’da Istanbul’a gelen Andersen 36. doğum gününü Boğaz’da yemek yiyerek kutladı. İki yakadan da Boğaz’ın resmini çizdi. Bu resimler şimdi Kopenhag yakınlarındaki Frederiksborg Müzesi’nde sergileniyor. Andersen bir eserinde İstanbul anılarına 60 sayfa ayırır. İstanbul’da 10 gün kaldı. Oradan yine gemiyle Köstence’ye geçti ve Tuna nehri yoluyla Avrupa kentlerini ziyaret ederek ülkesine döndü. ”Yolculuk yapmak yaşamaktır” diyen Andersen, dönemin ünlü sanatçıları ve yazarlarıyla tanışmıştır. Hiçbir sanatçı ya da yazar o dönemde onun kadar yolculuk yapmamıştır. Andersen tasarladığı gibi tiyatroda başarı sağlayamasa ve şiirleriyle meşhur olamasa da, ilgi çekici romanlar kaleme aldı. Asıl başarısını ve dünya çapındaki ününü ise çocuklar için yazdığı masallar ile kazandı. 30 yaşındayken ilk masal kitabını yazdı. Andersen’in masallarında şaka ve hüzün iç içedir. Ördekler topluluğundan atılan, derken günün birinde güzel beyaz bir kuğu olduğunun farkına varınca hayretten dona kalan Çirkin Ördek, bir yılbaşı akşamı gelip geçenlere yalvarıp duran, birbiri ardına yaktığı kibritlerin ışığında hayalinde beslediği şeyleri gören, sonra da soğuktan donarak ölen Kibritçi Kız gibi dokunaklı masallar yazdı.

Geniş hayal gücüyle çaydanlık, Yiğit Kurşun Asker, Yama Iğnesi’nde olduğu gibi cansız nesneleri birer masal kahramanı haline getirdi. Hepimizin bildiği ünlü “Kral çıplak!” sözü, Andersen’in alaycı masallarından biri olan Imparatorun Yeni Elbiseleri’nde geçmektedir. Bu masalda bir dolandırıcı, imparatoru ve bütün saray ahalisini kandırarak onları son moda görünmeyen elbiseler diktiğine inandırır. Oysa imparatoru çırılçıplak soymuştur. Bunu da saf bir çocuk fark eder. Kendi ülkesine duyduğu nefret ve saygıyı bir arada işleyerek ezilen insanların sorunlarını dile getiren Andersen, 70 yaşında Kopenhag’ta öldü. Kolay ve anlaşılır bir dille yazdığı için bugün de bütün dünyada sanatıyla, masallarıyla yaşıyor. Eserleri 150 dile çevrilmiştir. Andersen adına 1988 yılında Odense’deki Güney Danimarka Ã?niversitesi’nde bir araştırma merkezi kuruldu. 200. doğum yılı anısına İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca, Portekizce, İtalyanca, Flamanca, Isveççe, Litvanyaca, Rusça, Çince, Japonca ve Singapurca web siteleri hazırlandı.

Yazar:Enes Eker

 

Editör : Suna Korkmaz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here