Parkinson Hastalığını Tespit Etmenin Yeni Yolu

Koku, binlerce yıldır doktorlar tarafından bir tanı aracı olarak kullanıldı. Fakat koku testleri modern tıpta yaygın değildir. Yeni bir çalışma kokunun, Parkinson hastalığının (beyinde dopamin üreten nöronların ölümü sonucu ortaya çıkan bir sinirsel hastalık) tanımlanmasında kullanılabileceğini gösterir.

Hayvanlar aleminde vücuttan salınan kokular, bir kişinin akıl ya da fiziksel durumu hakkında bir sinyal bilgisidir. Örneğin strese girmiş kemirgenlerin, normal zamanlarından farklı kokular salgıladığı gözlemlendi. İnsan vücut kokuları da bu işleve sahiptir. Çok çeşitli kokular ve uçucu organik bileşikler sınıfında olan, kokuyla ilişkili olmayan kimyasallar salgılar. Bu bileşikler, insan vücudunun farklı bölgelerinden salgılanır ve yaşa, beslenme düzenine, cinsiyete ve genetik özelliklere göre değişiklik gösterir. Üstelik hastalık süreci, bu bileşikleri değiştirerek günlük kokumuzu etkileyebilir.

Bu nedenle doktorların hastalara tanı koyabilmek için kokuyu kullanmaları pek de şaşırtıcı değildir. Antik Yunan’da Hipokrat, vücut kokularının tanıya yönelik faydasını onayladı ve idrardan birkaç hastalığa özgü olan kokuları rapor etti. 1776 yılında yayınlanan bir deneyde, İngiliz doktor Matthew Dobson bir diyabet hastasının idrarını buharlaştırdı ve ortaya çıkan beyaz tozun kokusunun ve tadının şekere benzediğini gözlemledi. Daha güncel bir çalışmada dışarı verilen nefesin kompozisyonunun; akciğer kanseri, iltihaplı akciğer ve karaciğer hastalarında (işlev bozukluğu ya da diyabet) farklı olduğu görüldü. Fakat koku ile sinirsel hastalıklar arasındaki bağlantı için çok az sayıda kanıt vardı. Şizofreni hastalarının farklı bir kokuya sahip olduğunu öne süren iddialar da tartışmalıydı.

Joy Milne, kocası Les’te misk’e benzeyen kokuyu fark eden ilk kişiydi. Les’e de yıllar sonra Parkinson hastalığı teşhisi koyuldu. Joy, klinik belirtiler açığa çıkmadan önce, kişinin sebumunda (yağ bezleri tarafından üretilen ve cildi koruyan, nemlendirici ve su geçirmez mumsu tabaka) Parkinson hastalığına özgü kokuyu farkeden ilk kişiydi. Sebumdaki farklı kokuyla bağlantılı bileşiklerin karakterize edilmesi, Parkinson hastalığının hızlı ve erken teşhisine olanak sağlayacaktır. Ayrıca, hastalığın ilerlemesi sürecinde meydana gelen değişikliklerle ilgili de bir ipucu verir. Araştırmacılar, Parkinson hastalarında sebumdaki aromayı kimyasal olarak tanımlamaya çalıştı.

Kokunun kaynağını tespit etmek için yapılan testlerde Joy, Parkinson hastalarının sırtının üst tarafına temas etmiş gazlı bez ve tişörtleri inceledi. Koku, koltuk altları yerine, sebumun en çok salgılandığı alın ve sırtın üst bölgesinde bulunuyordu. Hastalıkla ilişkili uçucu organik bileşikleri tespit etmek için; 43 Parkinson hastası ve 21 sağlıklı kişinin sırtlarının üst bölgelerindeki sebum örnekleri karşılaştırıldı ve test edildi. Aromaya yol açan kimyasalların araştırılması için, thermal desorption-gas chromatography-mass spectrometry yöntemi kullanıldı. Bu yöntemle araştırmacılar, Parkinson kokusuna neden olabilecek aday listesini, yüzlerceden 17’ye indirdi. Joy, 17 tanımlanmış kimyasalın karışımının ya da sadece 9 ya da 4’ünün spesifik kombinasyonunun Parkinson hastalarında kokladığı miske benzer kokuya benzediğini onayladı. Bu da, bu kimyasalların Parkinson ile ilişkili kokuya katkı sağladığını gösterir.

Bu çalışma, Parkinson hastalarındaki sebum analizin potansiyelini gösterir ve kişilere invazif olmayan (zarar verme riski olmayan) bir tıbbi cihazla kokuya dayalı belirteçler için tanı koyulabileceğini gösterir. Böyle bir cihaz; hastalığın ciddi belirtilerin görüldüğü aşamaya ilerlememesi için , erken tanı ve tedaviye olanak sağlar. Fakat örnek sayısı 60 kişi civarındadır ve güncel çalışmalar örnek miktarıyla sınırlıdır. Sonraki aşama, daha fazla hastanın sebumuyla çalışmak ve Parkinson hastalığıyla ilişkili kokuya dayalı kimyasalları tespit etmektir.
Kan testi ya da beyin taraması gibi objektif testler olmadan, Parkinson hastalığının tanısı için doktorlar anahtar nörolojik belirtileri inceler. Ancak yanlış tanı oranı çok fazladır. Çünkü, belirtiler diğer nörolojik hastalıklara benzerdir ve hastalar belirtiler ortaya çıkmadan tedavi edilmezler. Tanı koyucu tıbbi bir cihazın geliştirilmesiyle Parkinson için koku belirteçleri; nörodejenerasyonun ve titreme gibi motor belirtilerin ilerlemesinin önlemek için erken tanı koyulmasına olanak sağlayacaktır.

Fakat bir medikal cihaza dayanarak hastalıkla ilişkili koku belirteçlerinin kullanılması konsepti, yaklaşık olarak 40 yıldır üzerinde çalışılan bir konudur. 1980’lerden beri insan koku duyusunu taklit eden, elektronik burun olarak adlandırılan cihazlar geliştirildi. Fakat bu cihazlar sadece araştırma amacıyla kullanıldı. Gelecekte artan duyarlılıkla yeni sensörlerin gelişimi elektronik burnu, Parkinson’un ve diğer sağlık sorunlarının (enfeksiyonlar, tümörler ve toksik ajanlara maruz kalmak gibi) erken tanısı için etkili bir klinik araç yapacaktır. Spesifik uçucu organik bileşikleri doğru şekilde tanımlayabilen elektronik bir burun, geleneksel yöntemlerle tanı koyulamayan hastalıklar için koku belirteçleri açısından bir katalog oluşturabilir.

Kaynakça:
https://www.scientificamerican.com/article/a-new-way-to-detect-parkinsons-by-smell/

Yazar: Ayça Olcay

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :