Sölenterlerde Beslenme

Çok hücreli organizmaların evrimleşmesiyle birlikte, hücrelerin özelleşmesinde de buna uygun bir evrimleşme olmuş ve hücreler arasında iş bölümüne gidilmiştir. Sölenterler, bu fenomenin karşılaştırmalı olarak basit bir örneğini oluştururlar. Radyal olarak simetrik olan bu hayvanlar, aralarında mezoglea adı verilen jelimsi bir tabaka bulunan iki temel hücre tabakasının oluşturduğu kese benzeri bir gövdeye sahiptirler. Dıştaki tabakanın hücreleri, koruyucu ve duyu epiteli gibi görev görürken, gastrodermis de denilen iç tabaka hücrelerinin işlevi ise beslenmeyle ilgilidir. Her iki tabakadan da bazı hücreler kas iplikleri, diğer bazıları da sinir hücreleri olarak özelleşmişlerdir. Bu kese benzeri gövdenin ortasındaki boşluk, bir sindirim boşluğu olarak görev görür. Dışa sadece bir açıklığı vardır ve bu da hareketli uzantılarla çevrilmiştir. Bu tip, hem besin almada hem de atıkları dışarı atmada görevli bir tek açıklığı bulunan bir sindirim boşluğuna gastrovasküler bofluk adı verilir.
Sölenterler kesinlikle karnivordurlar. Uzantıları içine gömülü durumda, çok sayıda iğneli nematosistleri vardır. Her nematosist, bir kapsül içinde kıvrılmış, ince uzun ve içi boş bir iplikten oluşmuştur. Kapsülün de dışa doğru uzanan ince bir kıl benzeri tetiği bulunur. Sölenterin bir avı bu tetiğe temas ederse, nematosist harekete geçer, kıvrımlı iplik ters yüz olur, bunun yüzeyindeki kancalar açılır ve ya ayın gövdesine saplanır ya da yapışkan kıvrımlarının dolaşmasını sağlar. Nematosistler, aynı zamanda avını felç eden bir zehir de fışkırtırlar. Sölenterler, daha sonra, bir uzantısıyla avını sarar ve eğer av hala mücadeleyi sürdürüyorsa komşu uzantılar da işe karışır. Uzantılar artık hareketsiz kalmış olan avı ağıza doğru çekerler, ağız geniş biçimde açılarak avı içine alır. Besin sindirim boşluğuna girince, boşluğa gastrodermal hücreler tarafından sindirim enzimleri salgılanır ve hücredışı sindirim başlar. Sölenterlerde, geniş ölçüde proteinlerle sınırlı olan bu hücredışı sindirimde, proteinler amino asitlere kadar parçalanmazlar.

Besin, küçük parçalara ayrılır ayrılmaz, gastrodermal hücreler bunları fagositozla alırlar ve sindirim, sindirim kofullarında hücre içi olarak tamamlanır. Sindirilmeyen atıklar gastrovasküler boşluktan, ağız yoluyla dışarı atılır. Eğer fagositoz ve hücre içi sindirim zaten yer alacaksa, ek bir hücre dışı sindirim işleminin evrimleşmiş olmasının ne gibi bir uyum avantajı sağlıyor olduğu sorusunu sorabiliriz. Neden sölenterler de, birhücrelilerde olduğu gibi sadece hücre içi sindirimle yetinmiyorlar? Hücre içi sindirimdeki sorun, organizmanın baş edebileceği besinin büyüklüğünün ciddi biçimde sınırlı olmasıdır. Hücre dışı sindirim çok daha büyük besinlerin, hatta çok hücreli organizmaların da avlanabilmesine olanak sağlar. Çok hücreli hayvanlarda hücredışı sindirim bir istisna olmaktan çok bir kuraldır.
Böylece görmüş olduk ki, sölenterler, ayın yakalanmasına ve sindirilmesine yönelik çeşitli ilginç evrimsel uyumlar sergilemekteler. Hücresel özelleşme ve iş bölümünün bir sonucu olarak, bazı hücreler -gastrodermisin hücreleri- organizmanın bütünü için sindirim görevini yürütürler. Sindirim ürünleri, gastrodermal sindirim hücrelerinden, koruma, hareket ya da uyarıyı alma gibi işlevler için özelleşmiş diğer hücrelere dağıtılırlar. Sölenterlerın gövdesi nispeten küçük olduğundan ve hiçbir hücre gastrodermal tabakadan fazla uzakta olmadığından bu dağıtım için özelleşmiş bir taşıma sistemine gerek duyulmaz.

Yassısolucanlarda Beslenme

Radyal simetriye sahip sölenterlerin aksine, platihelmintler ya da yassısolucanlar, bilateral simetri gösterirler. Belirgin ön ve arka uçları ile belirgin sırt ve karın yüzeyleri vardır. Gövdeleri üç iyi gelişmiş doku tabakasından oluşmuştur. Bir çok yassı solucan diğer hayvanlar üzerinde parazit olarak yaşarken, bazıları bağımsız yaşarlar. Biz önce bu gruba göz atacağız ve bunu yaparken de planarya denilen yassısolucanları örnek olarak kullanacağız.
Bir planaryada, karın tarafında ve gövdenin ortasına yakın yer alan ağız, kaslı bir boru yapısındaki yutağa açılır. Planarya bu yutağı doğrudan avına doğru uzatabilir. Yutak, bir gastrovasküler boşlukta sonlanır ve bu boşluğun dışarıya sadece bir açıklığı vardır. Bu boşluk, her ne kadar sölenterlerdekine benzer biçimde işlev görürse de, hayvanın tüm vücudu boyunca ince dallanmalar gösterir. Gerçekten de adına uygun olarak, gastrovasküler işlev görür; yani hem sindirim yapar hem de besini gövdenin her yerine taşır (gastro mide, vasküler ise damar anlamına gelir). Bu yoğun dallanmanın önemli bir başka işlevi daha vardır: boşluğun emici (absorpsiyon) yüzeyini büyük ölçüde arttırır. Organizmaların büyüklüğü, özellikle hacmi arttıkça yeterli bir emme yüzeyi önemli bir sorun haline gelir. Deniz algleri (kelp) ve sölenterler, bu sorunu ince, yassı ya da içi boş bir yapıyı koruyarak aşarlar. Böylece, hemen tüm hücreler besin maddeleriyle doğrudan temas halindedirler.
Yüksek bitki ve hayvanların daha konapakt gövde yapıları nedeniyle hem madde değiş tokuşu için geniş yüzey alanı oluşturan sistemlere hem de bu özelleşmiş dokular tarafından emilen maddelerin gövdenin diğer bölgelerine taşınmasına gereksinim duyulur. Büyük ölçüde bölünmüş emici yüzeylerin evrimleşmesiyle, organizmalar geniş bir toplam yüzey alanını oransal olarak küçük bir boşlukta yoğunlaştırabilmişlerdir. Bitkilerin kök tüyleri ile planaryanın dallanmış boşluğu bunun örnekleridir. Planaryanın gastrovasküler boşluğunda bir miktar hücre dışı sindirim meydana gelirse de, besin parçacıklarının çoğu gastrodermal hücreler tarafından alınırlar ve hücre içinde sindirilirler.

Yassısolucanların bir sınıfına ait olan bağırsak solucanları, diğer hayvanların sindirim kanalında yaşayan parazitler olarak o kadar özelleşmişlerdir ki, evrimsel süreç içerisinde kendi sindirim sistemlerini kaybetmişlerdir. Bu hayvanlar, sürekli olarak konakçının sindirim ürünleriyle temastadırlar ve kendileri hiçbir sindirim aktivitesi göstermeden bunları absorbe edebilirler. Evrimsel adaptasyonlar içinde bazı yapıların kaybedilmesi, yeni yapıların kazanılması ya da mevcut yapıların yeni işlevler kazanması vardır.

Kaynakça:
https://www.sciencedirect.com

Yazar: Taner Tunç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here