Sözcükte Anlam, Deyimler ve İkilemeler

“Bir anlamı bulunan herhangi bir ses ya da en küçük sesler topluluğu”na sözcük (kelime) denilmektedir. Bir başka tanımıyla da, sözcükler “tümce kuruluşlarında işlevi olan anlatım araçları”dır. Dildeki her sözcük, bir nesneyi, durumu, davranışı, düşünceyi, kısacası bir kavramı ifade eder. Bir kavramın (ekmek, susuzluk, sağlık, koltuk, mutluluk, vb.) anlamı aynı dili konuşan kişiler için “yaklaşık” olarak aynıdır. Duyu organlarıyla algılanabilir şeyleri gösteren somut kavramlar (elma, portakal, koşmak, gülmek, vb.) herkes için aynı anlamı taşırken, algılanamayan şeyleri gösteren soyut kavramların (sevgi, mutluluk, vb.) anlamı kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir.

Anlam

Anlam, “bir sözcüğün tek başına ya da cümle içindeki diğer ögelerle bağlantılı olarak neyi belirttiği ya da düşündürdüğü”dür. Bir sözcüğün anlamı, gerçek (temel) anlam, yan anlam, mecaz anlam, ve terimsel anlam açılarından ele alınabilir:

– Gerçek (Temel) Anlam:

Bir sözcüğün, sözlüklerde ilk sırada gösterilen, en çok kullanılan, başlangıçta yansıttığı anlama “gerçek anlam” denilmektedir. Örneğin, “Sol ayağım çok ağrıyor.” cümlesindeki “ayak” sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmıştır ve “bacağın bilekten aşağıda bulunan yere basan bölümü”dür.

– Yan Anlam:

Bir sözcüğün, gerçek anlamına bağlı kalarak kazandığı yeni anlam ya da anlamlara “yan anlam” denilmektedir. Yukarıda örnek olarak kullandığımız “ayak” sözcüğü, “Masanın bir ayağı kırıktı.” cümlesinde, “şeylerin yerden yüksekte durmasını sağlayan destek” yan anlamını kazanmaktadır.

– Mecaz Anlam:

Bir sözcüğün, gerçek anlamından ve yan anlamından uzak biçimde, benzetme amacı taşıyarak, söylenenlerin etkisini arttırmak üzere kullanılmasına “mecaz” denilir. “Onu hiç beklemediği kadar soğuk karşıladılar” cümlesindeki “soğuk” sözcüğü örnek gösterilebilir. Sözcükler, mecaz anlamı cümle içerisinde kazanır ve genellikle soyut bir kavrama dönüşürler.

– Terimsel Anlam:

“Terimsel anlam”, sözcüklerin, günlük anlamları dışında, bilim, spor, sanat ve çeşitli meslek alanlarıyla ilgili özel ve belirli bir kavramı karşılamasında, örneğin tiyatro oyunlarındaki “perde” gibi kullanılmasında görülür.

Anlam İlişkilerine Göre Sözcükler

– Anlamdaş (Eş Anlamlı) Sözcükler:

Yazılışları farklı, ancak anlamları aynı olan, birbirinin yerine kullanılabilen ve içinde yer aldıkları cümlenin de anlamını değiştirmeyen sözcüklere “anlamdaş” denilir. “Nehrin kıyısında beyaz çiçekler açmıştı.” cümlesi, nehir ve beyaz sözcüklerinin anlamdaşları kullanılarak, “Irmağın kıyısında ak çiçekler açmıştı.” biçiminde de kurulabilir. Ancak, bir sözcüğün anlamdaşı her zaman kullanılamayabilir. Örneğin, “beyaz peynir” yerine “ak peynir” denilmez. Ayrıca, anlamdaş sözcüklerin bir arada kullanılmaları anlatım bozukluğu yaratır.

– Yakın Anlamlı Sözcükler:

Anlamdaş görünseler de, aralarında az çok anlam farkı olan, anlamca eşit olmayan sözcüklere “yakın anlamlı” sözcükler denilir ve kullanılırken dikkat edilmelidir. Örneğin, didinmek – uğraşmak, çekinmek – kaçınmak, usanmak – sıkılmak yakın anlamlı sözcüklerdir.

– Karşıt (Zıt) Anlamlı Sözcükler:

Uzun – kısa, akşam – sabah, büyük – küçük, gülmek – ağlamak gibi anlamca birbirine zıt olan, genellikle sıfat ve eylemlerde görülen sözcüklere “karşıt anlamlı” denilmektedir. Ancak, örneğin, koşalım – koşmayalım, yazalım – yazmayalım gibi, sözcüklerin olumlu ve olumsuz biçimleri karşıt anlamlı sözcükler değildir. Karşıt anlamlı sözcüklerin kökleri, genç – yaşlı sözcüklerindeki gibi birbirinden farklıdır.

– Uzak Anlamlı Sözcükler:

Karşıt gibi görünseler de, birbirinin tam karşıtı olmayan, gündüz – akşam gibi sözcüklere “uzak anlamlı” sözcükler denilir. Gündüz sözcüğünün karşıtı “gece”dir.

– Sesteş (Eş Sesli) Sözcükler:

Yazılışları ve okunuşları aynı olsa da, anlamları tamamen farklı olan sözcüklere “sesteş” denir.
Sesteş sözcüklere, “Yaz bakalım.” ve “Bu yaz Bodrum’a gidecekmiş.” cümlelerindeki “yaz” sözcükleri örnek gösterilebilir. Gene, “Ben gidiyorum.” ve “Yanağında kocaman bir ben vardı.” cümlelerindeki “ben” sözcükleri tamamen farklıdır. Ancak, sesteş sözcüklerle, çeşitli anlamlarda kullanılabilen çok anlamlı sözcükler (örneğin, “Bardak su dolu.”, “Silah dolu.” gibi) birbiriyle karıştırılmamalıdır.

Deyimler Ve İkilemeler

– Deyimler:

“Açık kapı bırakmak” (Geleceği düşünerek karşısındakine ılımlı davranmak.)
“Ekmeğini taştan çıkarmak” (Geçimini sağlamak için en güç işlerde çalışmak.)
“Ekmek elden su gölden” (Başkalarının sırtından geçinenlerin durumunu anlatır.)
“Saati saatine uymamak” (Kişinin huyunun, davranışlarının sık sık değişmesi.)
“Tabanları yağlamak” (Koşarak kaçmak.)

Örneklerde görüldüğü gibi, bir durumu etkili bir anlatımla, özel bir yapı içinde, genellikle mecazlı bir biçimde ortaya koyan ve kalıplaşmış söz öbeklerine “deyim” denir. Deyimlerin öğüt anlamı yoktur ve atasözleriyle karıştırılmamalıdır. Deyimlerin sözcükleri ve sözcüklerinin yerleri değiştirilemez. Deyimler, farklı söz grupları biçiminde oluşmuştur. Bunlar, “ekmek kapısı”, “eşek şakası” gibi isim tamlaması, “kara cahil” gibi sıfat tamlaması, “içten pazarlıklı” gibi kurallı bileşik sıfat olarak örneklenebilir. Genellikle, “hapı yutmak”, “keyfi kaçmak”, “saman altından su yürütmek”, “leb demeden leblebiyi anlamak” gibi mastar durumundadırlar ve cümle içinde kip, zaman ve kişi eki alırlar. Çoğunlukla mecaz anlamlı olsalar da, bazı deyimler, “yükte hafif, pahada ağır” örneğindeki gibi gerçek anlamlıdır. “Tencere dibin kara, seninki benden kara.” gibi bir cümle biçiminde olan deyimler de vardır.

– İkilemeler:

“Dünyada çeşit çeşit insan var.”
“Ses seda çıkmıyordu.”
“Bu konuda akıl fikir yürütmek zor.”
“Aşağı yukarı beş yıldır bu mahallede oturuyorlardı.”
“Horul horul uyuyor.”

Yukarıdaki örnek cümlelerde de görüldüğü gibi, anlamı güçlendirmek için aynı sözcüğün ya da anlamdaş, yakın anlamlı, karşıt anlamlı sözcüklerin yinelenmesiyle oluşturulan sözcük gruplarına “ikileme” denir. Ayrıca, “eski püskü”, “ufak tefek” gibi bir sözcüğü anlamlı diğeri anlamsız, “ıvır zıvır” gibi her iki sözcüğü de anlamsız ikilemeler, aynı sözcüğün başına “m” harfi getirilen “şaka maka”, “oyun moyun” gibi ikilemeler ve yansıma sözcüklerden oluşan “şırıl şırıl”, “mışıl mışıl” gibi ikilemeler de vardır. İkilemeyi oluşturan sözcükler her zaman ayrı yazılırlar ve aralarına virgül ya da kısa çizgi gibi hiçbir noktalama işareti konmaz.

Kaynakça:
– Tahsin Banguoğlu, “Türkçenin Grameri”, Türk Dil Kurumu Yayınları.
– Ömer Asım Aksoy, “Atasözleri Ve Deyimler Sözlüğü”, İnkılap Kitabevi.

Yazar: Oben Güney Saraçoğlu

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :