Bizler sahiplendiği-evlatlık aldığı çocuğu, kendi kanı canı gibi büyüten fedakar annelerin hikayelerini duyarak büyüdük. Bu hikaye ise, top ve tüfek sesleri içinde, minicik, korkmuş, çaresiz, kimsesiz bir çocuğun yalnızlığına yoldaş, korkularına siper olan Astsubay Süleyman Dilbirliği’nin, yüreğinin sesi ile hareket ederek Koreli bir kız çocuğuna kucak açması ile başlamıştı. Süleyman Astsubay bugün yüreklere kazınan bir baba-kız aşkı hikayesinin kahramanı olacağını, bu güzel kıza tüm babalık hisleriyle bağlanacağını tahmin dahi edemezdi. Ve zaman tüm zorluklara, savaşa rağmen sevgiye aktı.

1950 yılında Birleşmiş Milletler’in yardım çağrısı üzerine, Türkiye Kore’ye 5090 kişiden oluşan bir tugayı gönderdi. Süleyman Dilbirliği de bu tugayda görevli 25 yaşlarında bir astsubaydı. Savaşın kahreden yoksunluğunun, kışın donduran soğuğunun ortasında, 4-5 yaşlarında, kimsesiz, üstü başı perişan, üşümüş, küçücük bir kız çocuğunun, yürek dağlayan feryatları… Süleyman Astsubay bu küçük kızı gördüğünde hiç tereddüt etmeden, “Bu çocukla ne yapacağım?” diye düşünmeden, onu kucaklayarak birliğin yolunu tutmuştu.

Küçük kız onu ölümden kurtaran bu adamın yanından hiç ayrılmak istemiyor, kendini onun yanında güvende hissediyordu. Tıpkı bir baba gibi… Süleyman Astsubay annesini ve babasını kaybetmiş bu güzel ama bakıma muhtaç kızı yıkadı, saçlarını kesti, ona uygun kıyafetler alıp giydirdi. Adı “Kim Eunja” olan bu tatlı kızın ismini kimseler söyleyemediği için ona güzel bir isim bulunmalıydı. Ay gibi güzel bir yüzü vardı küçük kızın… Süleyman Astsubay onun adını “Ayla” koymuştu bile… Kısa sürede Türkçe konuşmayı da öğrenen Ayla herkesin sevgilisi olmuştu. Ama o en çok Süleyman Astsubayı sevdi. Ona sımsıkı sarılır, öperdi. Artık onu babası olarak görmeye başlamıştı. Yaklaşık 15 ayı birlikte geçiren ve birbirlerine sımsıkı bağlanan baba-kız için ayrılık vakti gelmişti. Süleyman Astsubay Türkiye’ye dönmek zorundaydı. Yeni birlikler yola çıkmıştı bile… Ayla artık babası bildiği bu güzel yürekli adamın arkasından günlerce ağladı. Süleyman Astsubay da gözyaşlarını tutamıyor onu bir türlü aklından, yüreğinden çıkaramıyordu. Çıkarmak da istemiyordu. Onu düşündüğünde kalbinde koca bir sevinç çiçeği açıyor, sonrasında o sevinç kendini dinmeyen dinmeyen bir kalp ağrısına bırakıyordu.

Ayla daha sonra Türk askerlerinin Suwan isimli şehirde açtığı Ankara Okulu’na gönderildi. Adının Eunja değil Ayla olarak telaffuz edilmesini istediğini söyleyen küçük kız, insanların ona garip bakışlarına ve ” Bizim ülkemizde böyle isim yok ki…” cümlelerine karşı ” Ben Türk’üm” diye cevap verdi.

60 yıl boyunca birbirlerini aradılar ama bulamadılar. Yürekleri hasretle kavruldu. Süleyman Astsubay, Kore Başkonsolosluğu’nda düzenlenen bir yemeğe katılmıştı. Anlattığı bu hikaye yetkililerin çok dikkatini çekmişti.Okul kayıtları incelendi ve Ayla’nın evlenmiş, bir oğlu olmuş, hatta iki torun sahibi bir babaanne olduğu tespit edildi. Süleyman Astsubaydan aldıkları bir fotoğrafı Ayla’ya gösterdiler. Ayla hasretle ve ağlayarak, bir fotoğrafın bu çığ gibi büyümüş özlemi dindiremeyeceğini onu görmek istediğini dile getirdi. 60 yıl süren ayrılık, geç de olsa hiç eksilmemiş bir sevgi seli ile son buldu. Süleyman Astsubay ile Ayla, 60 yıl sonra 2010 yılında Güney Kore’de buluştu. 2012 yılında Ayla Türkiye’ye geldi. Sonraki yıllarda birbirlerini göremediklerinde mektuplar yazdılar. Öyle büyük bir baba kız aşkıydı ki bu kelimeler anlamsız kalıyor belki de dile getirmeye çalışırken… İşte bu aşk hikayesini, bizler yeni yeni Ülkemizin Oscar Ödülleri için aday gösterilen, yönetmenliğini Can Ulkay’ın yaptığı ” Ayla” filmi ile öğrendik. Bu filmin galasında buluşan baba-kız izleyenlere duygu dolu anlar yaşatmışlardı.

Geçtiğimiz günlerde (08 Aralık 2017) Kore Gazisi Astsubay Süleyman Dilbirliği (91) ve ondan 12 saat sonra 65 yıllık eşi Nimet Dilbirliği (85) eşinin acısına dayanamayarak vefat etti. 60 yıllık özlemini henüz giderememiş olan Ayla manevi babasını sonsuzluğa yolcu etti. Belkide hep ayrılıklar üzerine yazılmış hikayelerinde, birbirlerinden hiç vazgeçmemişlerdi.

Yazar:Eda Şahan

 

Editör : Suna Korkmaz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here