Vitaminler

Vitaminler, bunları sentez edemeyen organizmalar tarafından küçük miktarlarda gereksinim duyulan ve bu yüzden de besinlerden hazır olarak alınmak zorunda olan organik bileşiklerdir. Bir bileşik, A türü için bir vitamin olabilirken, B türü için olmayabilir; çünkü B onu sentez edebilmektedir. Vitaminler sadece çok küçük miktarlarda gereklidirler; çünkü bunlar normalde koenzim ya da koenzimin bir kısmı olarak işlev görürler; enzimler ve koenzimler birçok kez tekrar kullanılabilen katalizörlerdir ve bu nedenle de büyük miktarlarda gerek duyulmazlar. Bazı hastalıkların besinlerdeki eksikliklerle -şimdi bunlar vitamin eksikliği olarak tanımlanıyor- bağlantılı olduğu çok önceleri bulunmuştu.

1752’de, taze meyvelerin, uzun süre denizlerde kalan denizcilerde yaygın olarak görülen, acı verici ve belirtileri dişeti kanaması, diş dökülmesi, kansızlık (burada hemoglobin düzeyindeki azalma), yaraların geç iyileşmesi ve ağrılı ve şiş eklemler olan bir hastalık olan skorbüt’ü önlemede yaralı olduğu biliniyordu. 1800’den kısa bir süre önce, bu zayıf düşürücü hastalığı kontrol etmeye yönelik olarak, misket limonu ve limon suyu, İngiliz denizcilerinin besin katıklarının standart parçaları olmuşlardı- bu yüzden bunların lakabı “misket limoncu”ydu. Fakat o zamanlar bu hastalığın nedeninin vitamin C noksanlığı olduğunu bilmenin hiçbir yolu yoktu.

Yine, bizim bu vitamine olan gereksininimiz bizim omnivorlar olarak evrimleştiğimizi yansıtır: türümüz her zaman taze sebze verneyveleri yiyebilmiştir. Karnivorlar, besinlerinde meyve olmamasına karşın skorbüt hastalığına yakalanmazlar. Bunlar hiçbir zaman dış kaynaklardan fazla vitamin C almadıklarından, doğal seçilim, bunlarda, bu vitaminin sentezini için gerekli metabolik yolların kaybını önleyecek yönde çalışmıştır. Besindeki eksikliğe bağlı bir başka hastalık, limonların ve misketlimonlarının skorbüte karşı etkili olduğunun anlaşılmasının keşfinden neredeyse yüzyıl sonra aydınlatıldı. Hollanda hükümeti, Doğu Hindistan’daki askerler arasında, insanları sakat bırakan ve beriberi adı verilen, kas erimesi (atrofisi), paraliz, zihin bulanıklığı ve bazen konjestif kalp yetmezliği ile karakterize bir hastalığın yüksek sıklıkta görülmesinden endişe duydu. Pasteur, Robert Koch ve diğerlerinin, hastalıkların nedeninin mikroorganizmalar olduğuna ilişkin keşiflerinden haberdar olan bir araştırıcı ekibi, çabalarını, beriberi için böyle bir ajan bulmaya yönelttiler. İki yıllık çalışma hiçbir başarı getirmedi. Sonra, ekibin bir üyesi, esas olarak askeri karargahlarda mutfak ya da yemek alanına dökülmüş rafine prinçlerle beslenen tavukların insan beriberisindekilere benzer belirtiler gösterdiklerini keşfetti. Çok ucuz olduğu için rafine pirinç askerlere verilen en temel yemekti. Besine rafine edilmemiş prinç eklendiğinde ne tavukların ne de insanların hastalandığını buldu. Daha sonra gösterdi ki, antiberiberi etmeni, suda çözünebilmekte ve rafine işlemi sırasında kaybolmaktaydı.

Bir kimyasal bileşiğin vitamin olduğunu kesin olarak göstermek genellikle zordur; çünkü bu kimyasalı içermediği sanılan bir besinde, deney hayvanında hastalık belirtilerinin oluşmasını engelleyecek miktarda bu eser bileşikten bulunabilir. En hassas saflaştırma teknikleri dahi her zaman başarılı olmayabilir. İnsanlar için vitamin olabilecek çeşitli bileşikler şu anda incelenmektedir. Ancak, bir sonuca varabilmek yıllar alabilir. Bir vitamin için güvenilen en küçük günlük gerekli miktarın saptanması daha da zordur. Şu ana kadar önerilmiş olan miktarlar dahi tartışmaya açıktır. Kulanım miktarlarının -kişilerin yaşına ve değişen sağlık koşullarına göre alınması gereken miktarların- değişkenliği konusundaki bilgimiz şaşılacak kadar azdır. Her ne kadar daha çok araştırma gerektirmesine karşın, bir şey kesin olarak söylenebilir; çok sayıdaki vitamin reklamına karşın, bol miktarda sebze, meyve ve et yiyen sağlıklı kişiler, vitaminlerin çoğunu bu gıdalardan alacaklardır.
Vitamin eksikliğinin patolojik belirtileri ile o vitaminin biyokimyasal işlevi arasındaki ilişki belirsizdir. Örneğin beriberi hastalığının belirtileri (B vitamininin eksikliğinden kaynaklanır) bu vitaminin pirüvik asitin korbondioksit ve asetik asite dönüşümünde rol aldığını göstermez. Hatta, eksikliklerinde ortaya çıkan klinik tabloların ne olduğu bilinmesine karşın, birçok vitaminin biyokimyasal işlevi hala bilinmezliğini korumaktadır.

Kaynakça:
Biological Science – James L. Gould, William T. Keeton

Yazar: Taner Tunç

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :