Antik Tabletlerin Sırrı

Okuma Süresi: 8 Dakika  | Yazdır

 

İnsanlık tarihine ışık tutan antik yazıtlar, yapılar ve tabletlerin sırrı hala tam manasıyla çözülemedi. Mısır piramitleri örneğin. Ya da çok uzağa gitmeye gerek yok, Adıyaman Kâhta. Nemrut dağı. Oradaki heykellerin ne amaçla dikildiği halen tam olarak anlaşılmış değil. Bununla beraber. Piramit şeklindeki kum tepesinin kazılıp, dağın içine ulaşılması bilinçli olarak, elbette doğanın da gücü kullanılarak engellenmiş. Oysa orada insanlık tarihini etkileyecek çok şey var. Yine kendi ülkemizde ortaya çıkarılan: Göbekli tepe ayrı bir yazı konusu. Paskalya adasında, gökyüzüne bakan toprağa gömülmüş, son derece ağır heykeller ise halen bir muamma. Örnekler çoğaltılabilir. Fakat bu yazımızda Antik Babil zamanının ünlü tabletlerinin barındırdığı sırdan bahsedeceğiz. Enuma eliş, Yani: ‘’Gökyüzünde iken’’ Babil yaratılış destanı.
Birçoğumuzun duyduğu ya da bir şekilde kulakların aşina olduğu çok önemli bir tablet bu. Tarihin en önemli tabletleri.
Adından anlaşılacağı üzere bu tabletler, evrenin yaratılma sürecini, o günün lisanı ve algısına göre anlatır Tiamat ve Marduk’un savaşı. Yeryüzünün oluşumu. Ejderha miti ve benzerleri. Enuma Eliş hakkında klasik bilgileri her yerde bulmanız mümkün. Bu yüzden uzun uzun anlatmayacağım onu. Elbette bazı bölümlerine de değinmeden geçmeyeceğim zamanı geldikçe.
Enuma Eliş, Antik Babil kültürü için o kadar önemli bir eser ki; halk bu yazıta olan saygısını, her yıl sonlarında, yani eski yılın bitişi ve yeni yılın başlamasına yakın sonbahar dönemlerinde, içerisinde yazılanları, ezberleyerek dramatize ediyor ve onun şerefine festivaller düzenliyor.

Önemi sadece bu kadar da değil Enuma eliş’in. Elde edilen verilere göre: Onun dizeleri kullanılarak, Dicle ve Fırat nehirlerinin su baskınları, büyüler yapılarak durdurulurdu. Bu sözlerim benim uydurmam değil, herhangi bir Babil tarihi yazısı veya kitabı incelendiğinde bunlara rastlarsınız. Ayrıca, Babil kültüründe, büyünün ne kadar önemli bir yer tuttuğu da kayıtlara geçmiştir. Yapılan kazı çalışmalarında rastlanan, muska, nazarlık, tılsım gibi eserlerin çokluğu, başka hiçbir medeniyette bu kadar fazla değildir. Bununla beraber büyüye bu kadar inanan bir halkın, astronomi ve mühendislikte bu kadar ileriye gitmesi inanılır gibi değil fakat gerçek bu. Küçük bir hatırlatma: Şuan kullandığımız astroloji burçları, uzay zaman ölçümlerinin temeli Babil kökenlidir. Haftayı yedi güne bölmek, yine onların icadı.

Neyse bu tezatlığı görmek açısından bu örnekleri verdikten sonra geçelim, tabletin sırrına :

İngiliz araştırmacı ve arkeologlar, 1845 senesinde Ninova’da (Günümüz Irak yakınları) müthiş bir keşifte bulunarak, Babil yaratılış efsanesi yani Enuma Eliş’in yazılı olduğu tabletleri buldular. Tabletler 7 adetti. Bu kısmı aklınızda tutunuz.

1902 senesine gelindiğinde Alman araştırmacı ve arkeologlar o bölgeye kazıya gittiler
Peki. Ne buldular? Ninova’ya çok yakın bir yerde Babil yaratılış efsanesi, Enuma Eliş’in başka bir versiyonunu buldular. Burada tuhaf olan ne diye sorabilirsiniz. Lütfen sabırla okumaya devam ediniz. Çok az kaldı.

İngilizlerin ortaya çıkardıkları, 7 tablet, Babil yaratılış efsanesi olarak onaylandı. Kabul gördü ve İngiliz müzesinde sergilenmeye başlandı. Hala orada sergilenmeye devam ediyor. Peki. Diğer versiyonuna ne oldu? Diğer versiyonu Almanlar tarafından gizlendi ve bir daha ortaya çıkarılmadı. Ama neden?

Satırlarımın başındayken, sizlere, Babil yaratılış destanının, Babilliler için çok önemli olduğundan bahsetmiştim ve hatırlarsanız, onun bazı dizelerinden faydalanılarak, Dicle ve Fırat nehirlerinde olan sel baskınlarının, büyü yoluyla engellendiğini yazmıştım.
Almanların bulduğu, Babil yaratılış destanını bir sır gibi saklanacak kadar önemli olan ne vardı? İçindeki çivi yazılarında gizlenen ya da gizlenmesi gereken şey ya da şeyler neydi?

Kazı çalışmalarının tarihi ve İngilizlerin keşfettiği tabletlerin yedi adet olduğu, İngiliz müzesinde sergilendiği, Almanların onlardan kısa bir süre sonra, aynı destanın yazıldığı, farklı bir versiyonunu buldukları ve az evvel anlattıklarımın doğruluğunu ünlü araştırmacı, gazeteci, yazar. Donald Mckenzie’nin Babil mitleri adlı kitabında ya da herhangi bir Babil tarihi araştırması eserinde kolayca bulabilirsiniz. Fakat size anlatacağım şeyleri, öyle her yerde kolay kolay bulamazsınız. Tam olarak kanıtlanmış veriler sunamıyor konunun uzmanları ama son derece ciddi şüpheleri var. Üstelik bu şüpheler, dünyada yaşanan en korkunç savaşlardan biri olan 2.Dünya savaşında da etkili olmuş.

Almanların bulduğu ve incelendikten sonra gizlenen tabletlerin aslında sekiz adet olduklarını söylüyor. Uzmanlar. Kayıp bir sekizinci tablet. Ee..Ne var bunda diyebilirsiniz. Bence sabırlı olun.
Farklı versiyon Yaratılış destanında, büyücülükle alakalı bir şeyler yazıyor ve asıl büyülerin ve çok gizli bilgilerin 8. Tablette olduğu söyleniyor. Bu öyle bir tablet ki; insanlık tarihini, dinleri, mistik olan her şeye farklı gözlerle bakmasına sebep olacak inanılmaz bilgilere sahip. Söylenenlere göre: Bu tabletler, özellikle 8.kayıp tablet, ilahi varlıklar tarafından yazılmış, o yüzden içerdiği bilgiler muazzam.

Nazilerin, okülte ne kadar düşkün oldukları, hatta karanlık ayinler düzenledikleri, bu konuların araştırılması ve Nazilerin menfaati adına kullanılması için özel dernekler kurdukları herkes tarafından bilinir. Hatta Adolf Hitler’in bir okültist ve karanlık bir adam olduğu da bilinmeyen bir şey değildir. Sırf bu gizemli konular için ayrılan bütçe ve insan gücü de azımsanamaz. Bu konulara oldukça önem veren Hitler’in, bahsi geçen tabletleri incelettiği ve bu tabletlerde, inanılmaz güçlerin elde edileceği belirtilen kayıp 8. Tabletin peşine düşüldüğüne kadar gidiyor tabletlerin sırrı.

Peki. Bu tablet bulundu ve içinde yazılanlar deşifre edilerek kullanıldı mı? Yoksa o günden bu yana, bazı meraklılar ve uzmanlar tarafından hala araştırılıyor mu?
Bu konuya şüpheyle yaklaşmak gayet doğal. Yalnız Nazileri ve karanlık güçlere olan bağlılıkları da bilinmiyor değil. Sırlarına halen tam manasıyla vakıf olunamayan, yazıtlar, piramitler ve benzerlerini de işin içine koyarsak, aklımızı kurcalamıyor da diyemeyiz. Birde dinlere bakalım. Mesela, Babil hakkında söylenenlere, Babil dinlerin her zaman kibirle ve büyüler yapmakla suçladığı bir uygarlık olmuştur. 70 sene Babil’de Nebukadnezzar’ın tutsaklığında yaşayan Musevilerin söyleyecek çok sözü vardır eminiz bu konuda. Zaten Tevrat’ta Babille ilgili demediklerini bırakmıyorlar. Onun batacağını, şımardığını, kötülük ve fesat yuvası olduğuna dair, sayfalarca metin bulabilirsiniz.Midraş’da yazan bir bölüm ilgimizi çekti. Benzer konu bizim kutsal kitabımızda, Bakara suresinde de, biraz daha farklı olarak geçmektedir.

Bu Harut ve Marut meselidir. Midraş’ta geçen meseli çok kısaca ama gerçekten kısaca özetliyorum. Dünya ve insanlar yoldan çıktı. İnsanlar şeytan büyüleriyle ayartıldılar. Melekler, Tanrı’ya diyor ki: İzin ver, insanları yok edelim. Aldıkları cevap şu: Eğer sizin içinizde de onlarda olan olsaydı(burada insan nefsinden bahsediliyor.) Siz daha fenalarını yapardınız.

Melekler itiraz ediyor ve diyorlar ki: Hayır. Biz onlar gibi olmazdık. Biz sana ibadet ederdik. Bunun üzerine Tanrı diyor ki: O halde, aranızdan en sadık ve güvenilir iki melek seçin. İki melek seçiliyor ve Babil’e yollanıyor. Görevleri: Gündüzleri, insanlara şeytandan korunmak için sihir öğretmek. Kur’anı Kerim Bakara suresi, 102. ayetinde kısaca şöyle geçiyor bu sihir mevzusu: Yine çok kısaca özetliyorum. Melekler diyor ki: Biz sadece sınav etmek için yollandık. Sihir, büyü Allah istemedikçe olmaz. Onu(büyüyü) satın alan ahirette hiçbir nasibi yok. Değiştirdiğiniz şey ne kötü bir şey. Keşke bilselerdi.

Bu Kur’an’da geçen kısım. Elbette sadece fikri anlatmak gayesinde benim özetim. Lütfen Tamamını okumak için Bakara suresi 102. Ayete bakınız.Fakat Midraş’ta durum derinleşiyor. Melekler, dünyaya indirilip, insanlara şeytan büyülerine karşı kendilerini savunacak sihirler öğretiyor. Sonra, içlerinde, insanlarda da olan ve Tanrı’nın onları daha önce, Eğer sizin içinizde de onlarda olan olsaydı, siz daha fenalarını yapardınız. Sözü gerçekleşmeye başlıyor. İnsanlarda olan neydi? Tabi ki: Nefs.

Melekler aslında dünyada bulunduklarında insanlar, Zühre adlı bir kadına âşık oluyorlar. Onu elde etmek için onun isteklerini yerine getirmeleri lazım. Kadın onlara, bir çocuğu öldürmesini söylüyor, reddediyorlar. O halde şarap içmelerini istiyor onlardan, insan suretindeki melekler de şarap içmenin günahı daha az diye şarap içiyorlar. Tabi sarhoş olunca çocuğu öldürüyor ve birkaç günah daha işliyorlar. Kadın onlardan, İsmi azam duasını öğrenerek göklere çıkıyor. Şimdi ona Zühre yıldızı diyoruz.
Midraş’ta anlatıldığına göre: Bu iki melek Tanrı’nın huzuruna çıkarılıyor. Tanrı onları bu büyük günahlarından dolayı cezalandırmadan önce, Cezanızı nerede çekmek istersiniz? Diye soruyor.Ceza ya dünyada ya da ahirette çekilecek. Melekler, dünyanın geçici, ahiretin ise sonsuz olduğunu bildiklerinden, bu dünyayı seçiyorlar cezalarını çekmek için. Bunun üzerine, Babil’de kimselerin bilmediği bir kuyuya ayak bileklerinden bağlanarak, baş aşağı gelecek şekilde sarkıtılıyorlar. Kıyamete kadar burada bu vaziyette durmak onların cezaları oluyor.

Şimdi gelelim bu meselin Babil yaratılış destanıyla olabilecek ilgisine. Dikkatli okuyucular anlamış olmalı. Bahsi geçen kayıp 8.tablet eğer ilahi varlıkların yazdığı öne sürülen ve güçlü bilgiler,(kuvvetle muhtemel büyüler) içeriyorsa, bu tablet acaba gerçeklikle bir bağlantı oluşturuyor olabilir mi?
Ve son bir şey, 8. Tabletteki, 8 rakamının infinity yani sonsuzluk sembolü ile benzerliği sadece bir tesadüf mü?

Kaynakça:
http://www.istekuran.com/index.php/makaleler/harut-ve-marut

https://tr.wikipedia.org/wiki/Midra%C5%9F

http://angelsdia.com/

http://blog.milliyet.com.tr/harut-ve-marut-kiyamet-gunune-kadar-kuyuda-bas-asagi-asili-kalacak-olan-melekler/Blog/?BlogNo=412910

Yazar: Arzu Gökyolcu

 

Editör : Suna Korkmaz