Küresel Isınma – Bölüm 1

Okuma Süresi: 7 Dakika  | Yazdır

Küresel ısınma, yerküre yüzeyinin ortalama sıcaklığında yükseliş göstermekte. 1800’lerin sonlarından beri küresel ortalama sıcaklık 0.4 ilâ 0.8 derece C civarında arttı. Birçok uzman’ın yaptığı hesaplara göre 2100 yılına kadar ortalama sıcaklık 1.4 ilâ 5.8 derece C daha artacak. Bu artış oranı geçmiş artış oranlarından çok daha fazla olabilir.

Bilim adamları insan topluluğu ile doğal ekosistemin çabuk bir iklim değişimine uyum sağlayamayacağından endişe ediyorlar. Bir ekosistem özel bir bölgede, yaşayan organizmalardan ve fiziksel çevreden oluşur. Küresel ısınma çok miktarda zarara sebep olabilir, bu yüzden tüm dünya ülkeleri sınırlamaya yardım etmek için Kyoto Protokolü adlı antlaşma taslağı hazırladılar.

Küresel ısınma’nın sebepleri

Klimatolojistler (İklim Bilimi konusunda çalışan bilim adamları) 1800’lerin sonlarından beri meydana gelen küresel ısınmayı analiz ettiler. Klimatolojistlerin çoğunluğu insanoğlu faaliyetlerinin ısınmanın çok büyük bir miktarından sorumlu olduğuna karar verdilar. İnsanoğlu faaliyetleri Yerküre’nin doğal sera etkisini arttırarak küresel ısınmaya katkıda bulunuyor. Sera etkisi, güneş ışığını, gazları , atmosferdeki parçacıkları kapsayan karmaşık bir işlemle Yerküre’nin yüzeyini ısıtıyor. Sera gazları, ısıyı dünyanın atmosferine hapseden gazlara verilen isimdir. (En zararlı sera gazı, karbondioksittir. Kyoto Anlaşması, karbondioksidin yanısıra metan ve nitrus oksid gazlarının salınımını da düşürmeyi öngörüyor.)

Küresel ısınmaya katkıda bulunan ana insan aktiviteleri: fosil yakıtların yakılması (kömür, petrol ve doğal gaz) ve ormanların yokedilmesidir. En çok yakıt tüketimi: otomobillerde, fabrikalarda, elektrik santrallerinde meydana gelmektedir. Fosil yakıtlarının yakılması ile karbondioksit gazı (kimyasal formülü CO2) açığa çıkmaktadır. CO2 ısının uzaya çıkışını yavaşlatan bir sera gazı’dır. Ağaçlar ve diğer bitkiler besin üretmek için havadaki CO2’i fotosentez ile kullanırlar. Ormanların yokedilmesi, bitkiler tarafından yok edilen gaz miktarı oranını indirgeyerek ya da ölü bitki örtüsü ayrıştırılması ile CO2’ nin çoğalmasına katkıda bulunuyor.

Az miktarda bilim adamı sera gazlarının, sıcaklıkta ölçülebilir değişiklik yapmadığı görüşündeler. Doğal oluşumun küresel ısınmaya sebep olabileceğini söylüyorlar. Bu oluşumlar: güneşten yayılan enerjideki artışları içeriyor. Fakat Klimatolojistlerin çok büyük çoğunluğu güneş’in enerjisindeki artışların oluşmuş ısınmaya katkısının çok çok küçük olduğuna inanıyorlar.

ISINAN GEZEGENİMİZ!

Küresel ısınma, ya da bu mesele için Dünya yüzeyinin herhangi “hatırı sayılır” düzeyde artışı, güneşle başlar. Bol güneşli bölge aktivitelerinin sebep olduğu ufak dalgalanmalar dışında, güneşten dünyamıza ulaşan radyasyon miktarı yıldan yıla ve yüzyıldan yüzyıla oldukça sabit kalmıştı. Eğer atmosferin dış katmanına doğru gitseydiniz ve düz bir yüzeyi güneş‘ in ışınlarına dik olarak birkaç yıl gün ışığı saatlerinde tutsaydınız, metrekare başına ortalama olarak yüzeye vuran 1,368 Watt lık bir enerji bulurdunuz.

Bu enerjinin hepsi dünyamız tarafından emilmez tabi. Kabaca, dünyaya çarpan toplam güneşsel (solar) enerjinin yüzde 30’u bulutlar, atmosferik aerosoller, yansıtıcı yer yüzeyleri, ve hatta okyanus yüzeyi, tarafından uzaya geri yansıtılır. Geri kalan yüzde 70’i toprak, hava ve okyanuslar tarafından emilir. Emilen ışık, çoğunlukla: ultraviyole formda, görülür, ve kızılötesi’ne yakın formdaki solar radyasyondur.

Dünya’nın sıcaklığı güneşten alınan enerji miktarı ve yüzeyden yayımlanan enerji miktarı arasındaki denge ile belirlenir. Üstteki bu iki harita bulutlar’ın ve dünya’nın ışık saçan enerji sistemi (CERES) aracı ile Ocak 2002’ de elde edilmiş ölçümleri göstermektedir. Üstteki harita bulutlar, buz ve çöller gibi parlak yüzeyler vasıtası ile yansıyan solar radyasyonu göstermektedir. Karanlık, emilme bölgeleri koyu mavi renkle renklendirilmiştir, Parlak ve yüksek düzeyde yansıtıcı olan yüzeyler ise açık yeşil, sarı ve beyaz renklendirilmiş bölgelerdir. Alttaki ise Dünya’dan yayımlanan ısı radyasyonu’nun metrekare başına düşen Watt olarak göstermektedir. Daha fazla enerji daha sıcak bölgeler tarafından yayımlanmaktadır, çok tropik bölgeler yüksek ve soğuk bulutlu olanları hariç, güçlü ısıl enerji yayımlarlar. En küçük miktarda enerji yayan alanlar beyaz, mavi, mor, kırmızı ve sarı bölgeler ise daha fazla ısı yayan bölgelerdir. (Resimler, Robert Simmon Taranfından CERES bilim takımı için temin edilmiş verilerden alınmıştır.)

Gezegenimiz yüzeyi üzerindeki solar enerji ısılarının absorsiyonu ve atmosfer Dünya yı yaşanabilir kılan etkenlerdir. Enerji Dünya ortamında sonsuza dek bağlı kalmaz. Eğer öyle olsaydı Dünya sıcaklığı güneşinkini aşıncaya kadar gittikçe ısınır ısınırdı. Onun yerine, kayalar, hava, ve deniz sıcaklığı gibi, termal (ısıl) radyasyon yayarlar. Termal radyasyonun çoğu –ki bunların geniş bir kısmı uzun dalga kızılötesi enerjisi formundadır- dış uzay içinde dünyadan ayrılıp, soğumasına imkân sağlayarak, yolculuk ederler. Bu tür radyasyon gözlerimiz için görünmezdir, fakat ellerimiz ateşten ya da araba motorundan yayılan ısıyı hissedebilir.

Bu giden uzun dalga kızılötesi radyasyonun bir miktarı, her nasılsa su buharı, karbon dioksit ve atmosferdeki diğer sera gazları tarafından yeniden absorbe edilir (emilir) ve ardından yeniden dünya yüzeyine doğru yayılır. Bu yeniden emilim işlermi aslında iyidir. Eğer atmosferde hiç sera gazı veya bulut yoksa, dünya’nın ortalama yüzey sıcaklığı çok soğuk olabilir; bu gün olduğu gibi rahat olan 15°C yerine -18°C.

Şimdilerde birçok insan’ın kaygılandıkları şey, geçen 250 yıl içinde insanlar suni olarak atmosferdeki sera gazlarının konsantrasyonunu arttırıyor olması. Fabrikalarımız, santrallerimiz, ve arabalarımızın yaktığı yakıtlar görünüşe bakılırsa karbon dioksidin sonsuz bir akarsuyu gibi. Çöplerimizi topakta ayrışmaya bırakarak Milyonlarca ton metan üretiyoruz. Nitrojen tabanlı gübreler, -ki neredeyse tüm ürünlerimizde kullanıyoruz- atmosferde doğal olmayan miktarlarda nitrojen oksit salınımına sebep oluyor.

Birkere atmosfere giren bu karbon tabanlı sera gazları, on yıllık bir süre ya da daha fazla orada kalır. İklim değişimi üzerine olan Hükümetlerarası Panel (IPCC)’ e göre, sanayi devriminden sonra, karbon dioksit seviyesi yüzde 31 yükseldi vemetan seviyesi de yüzde 151 arttı. Paleoklimatoloji okumaları alınan buz çekirdekleri ve fosil kayıtları gösteriyor ki, bu gazlar, en bol sera gazından ikisi geçtiğimiz 420,000 yılın en yüksek seviyesinde bulunmakta. Birçok biliadamı sera gazlarının yükselen konsantrasyonları’ nın dünyadan ayrılması gereken ısıl radyasyonun ayrılmasına mani olmasından korkuyor. Esasında bu gazlar aşırı ısıyı Dünya’nın atmosferinde hapsediyor, tıpkı arabalardaki ön canım arabaya giren solar enerjiyi hapsetmesi gibi.

Mevcut iklim verilerinin çoğu bu korkulara bizi geri götürmektedir. Dünyadaki birçok farklı kaynaktan çıkarılan sıcaklık verileri gösteriyor ki dünya’nın yüzey sıcaklığı –alt atmosferi ve okyanusların yüzeyini de içeren- geçtiğimiz yüzyıl içinde dramatik bir şekilde artış göstermiştir. IPCC tahminlerine göre artış 0.4°C ilâ 0.8°C. Dünya çapındaki ölçümlere göre son yüzyıl içinde deniz seviyelerindeki yükselme 0.1 ilâ 0.2 civarlarında. Buzullardan yapılan ölçümlerden çıkan sonuca göre kıtasal olarak buzullarda kalıcı bir azalma oluyor. Biraraya getirildiğinde tüm bu veriler gösteriyor ki son yüzyıl içinde gezegen 1,000 yıl içinde, şimdiye kadarki en yüksek yüzey sıcaklık artışını yaşamıştır.

Yazının 1. Bölümü Sonu. Devamı en kısa zamanda sitemize eklenecektir. Çalışmalar devam ediyor.
Kaynaklar :

http://www.nasa.gov/centers/goddard/news/topstory/2003/1023esuice.html
http://earthobservatory.nasa.gov/Library/GlobalWarming/
http://www.nasa.gov/worldbook/global_warming_worldbook.html
http://earthobservatory.nasa.gov/Library/GlobalWarming/warming2.html
http://www.nationalgeographic.com.tr/ngm/konu.asp?Yil=04&Ay=09&Konu=1

Videolar www.nasa.com ‘dan alınmıştır.