Vatnajökull Nasıl Bir Yerdir?

İzlanda’daki kalın buz tabakasının nabzı, altında uyuyan öfkeli volkanın kalp atışlarına ayarlı.

İzlanda’nın dev buz katmanı Vatnajökull (Varna Buzulu) üzerinde, neredeyse Avrupa’daki tüm diğer buzulların toplamı kadar buz bulunuyor. Galler ya da New Jersey’in yaklaşık yarısı kadar (yaklaşık 10 bin km2; Bursa büyüklüğünde) bir alanı kaplayan bu buz denizi, bir düzine büyük buzulu da kendi düzlüklerinden denize doğru itiyor. Kıyı boyunca uzanan yoldan seyredildiğinde Vatnajökull, canlıların olmadığı bir yabanıllığı andırır.

Tabanındaki siyah çakıl, kül ve kum çölünden başlayarak ölçüldüğünde buzul, dağların arasından kuşatıcı bir beyaz düzlük oluşturarak yükselen ve her türlü yaşam türünü engelleyen 800 m kalınlığında bir tabaka olarak ortaya çıkar. Ancak ateşli ve jeolojik türde bir yaşam burada da kesinlikle mevcuttur. Uçsuz bucaksız buz çölü, yavaş ama bazen şiddetli bir volkanik kalp atışına uygun olarak sürekli olarak büyüyor ve küçülüyor.

8366_buzullarVatnajökull’un bu hiç durmayan hareketi, neredeyse İngiltere kadar büyük olmasına rağmen küçük bir kasabanınkinden çok olmayan ve çoğunlukla dar kıyı şeridine dağılmış bir nüfusa sahip olan bir ada olarak İzlanda manzarası içinde hiç de şaşırtıcı değil. Jeolojik olarak yeni ve halen oluşum halinde ki İzlanda adası, 6.4 km kalınlığında bir bazalt kaya üzerinde duruyor. Bu kaya oluşumu ise son yirmi milyon yılı aşkın bir süredir Orta Atlantik Dağ Sıraları üzerindeki bir ‘sıcak nokta’dan, yani Avrupa ve Kuzey Amerika’nın, kıtasal sürüklenmenin etkisi altında yavaş yavaş birbirinden ayrılmasıyla oluşan derin bir yarıktan boşalıyor.

İzlanda’nın volkanik kayalardan oluşan yüzeyi, 2 milyon yıl sürüp, yaklaşık on bin yıl önce sona eren son Buzul Çağı sonucu oluşan 1.6 km kalınlığındaki buzullarla oyulmuş durumda. Ülkenin tam ortasında volkanik dağlar, krater ve lavlardan oluşan bir yabanıllık bulunuyor. Toprakların onda biri 200 volkandan püsküren lavlarla kaplı; öyle ki bu lav alanlarından birinin büyüklüğü 2600 km²’den bile daha büyük.

İzlanda’ya ilişkin ilk kayıtlar yaklaşık 1500 yıl öncesine, M.S. 484-578 yılları arasında yaşayan İrlanda County Galvvay’deki Clonfert manastırının baş rahibi St. Brendan’a kadar gider. St Brendan, Vikinglerin İzlanda’ya yerleşmelerinden (M.S.874) aşağı yukarı 300 yıl önce birçok kez Amerika yolculuğuna çıkmıştı. Bu seyahatlere ilişkin yol notları bir zamanlar fantezi sayılıyordu ama bugün bilimciler bunların gerçek olabileceğini kabul ediyor.
Vikingler geldiğinde ada, özellikle tarım için uygun bir yer olarak biliniyordu. Ancak 14. yüzyıldan başlayarak ada iklimi sertleşti, buzullar genişledi ve özellikle de denizdeki buzlar aşırı ölçüde arttı. 19. yüzyıl sonlarına doğru iklim tekrar yumuşasa da, adanın hala onda birini kaplayan buzullar nedeniyle tarım ancak sınırlı alanlarda yapılabildi.
İzlandalılar ise buzun sürekli değişen doğasını her zaman anlamıştır. Bir 18. yüzyıl bilimcisi, Sevinn Palsson’un sözleriyle, “Buz, doğası gereği yarısıvıdır ve tıpkı zift gibi erimeden de akar”. Daha sıcak vadileri her yıl 800 m kadar öğüterek nüfuz eden buz, engebeli kaya yatağı üzerine dökülürken derin çatlaklar oluşturur. Daha alçak düzlemlerde erime ve yok olma noktasına eriştiğinde ise, kayalardan kazınmış taş, çakıl ve kumdan oluşan bir moloz yığını kusa-rak tam bir kaosa yol açar.

Bir İzlanda deyişi, “Buzul aldığını geri gönderir” der. 1927’de John Palson isminde bir postacı, Breidamerkur Buzulu üzerindeki bir kardan köprüyü geçerken, dört atıyla birlikte bu yarıklardan birine düştü. Yedi ay sonra bütün cesetler yüzeye çıkmış; üstteki buz aşağılara kayarken dipdeki buzun yukarı çıkmasından ibaret olan bu dairesel buzul hareket, onları tekrar suyun üzerine çıkarmıştı.

Volkanik Çökme

Büyük volkanik püskürmeler İzlanda’nın geçmişi ve bugününün bir parçası gibi. Bunlar içerisinde en büyük korku uyandıranlardan biri 1783’de gerçekleşti ve yeryüzünde modern zamanların en büyük lav püskürmesi olarak kabul ediliyor. Püskürme sırasında Vatnajökull’un güneydoğu sınırındaki Laki Dağının zirvesi neredeyse baştan sona yarılmış, yaklaşık 24 km’lik bir alanda 100 ayrı krater açılmış. Lavlar 520 km den daha büyük bir alana yayılmış. Lav akıntısı tam üç ay boyunca sürmüş, adanın üzerini bir battaniye gibi kaplayan mavi sis tabakası otlaklann kirlenmesine ve çiftlik hayvanlannın dörtte üçünün ölmesine yol açmış. Bu ‘Puslu Kıtlık’, sonuçta yaklaşık 10 bin insanın açlıktan ölmesine neden olmuş.

23 Ocak 1973 sabahının ilk saatlerinde, Vestmannaeyjar’ın (Batı Adaları) 15 adasından biri olan Heimaey üzerinde, neredeyse 5 bin yıldır sessiz olduğu için artık sönmüş olduğuna karar verilen Helgafell Yanardağı uzun uykusundan uyandı. Kasaba sınırlarının hemen yakınında yer yarılmış, 1.5 km den daha uzun bir alev perdesi ortaya çıkmıştı. Büyük bir şans eseri kasabanın balıkçı tekneleri fırtına nedeniyle limanda demirliydi ve öğlene doğru 5000 adalı güvenli bir yere taşındı.

Uzamış Kıyı Şeridi

8366_img_4744_Ancak lavların kasabaya sızması fazla zaman almadı ve birçok ev bu ateşten sele kapılarak yandı. Nisan ayına gelindiğinde, hala ilerlemekte olan lavları deniz suyuyla soğutmaya yönelik çok büyük bir operasyona rağmen, kasabanın doğu bölümü tümüyle lav ve toza gömülmüş durumdaydı. Yanardağ ifrazatı bunu izleyen birkaç hafta içinde, tüm kasabayı yutmadan sona erdi. Heimaey’in doğu kıyıları uzamış; liman yönünde yeni bir koruma duvarı ortaya çıkmıştı.

Yanardağ ateşi ile buzullar bir araya gelerek VatnajökuU’un sürekli değişen ruh halini belirler. Sonuç özellikle buz örtüsünün göbeğinde çok belirgindir ve uçaktan bakıldığında zaman zaman çok şaşırtıcı manzaralar yaratır: Buz örtünün altında gümbürdeyen Grimsvötn Yanardağının erittiği buzlardan oluşmuş 3 km genişliğinde masmavi bir göl. Genellikle buz tabakasıyla kaplı olan bu göl, bu nedenle görünmediği zamanlarda bile erimiş sulardan oluşan dev bir birikinti olarak varlığını sürdürür.

Çölün bir tarafındaki buzlar tam bir set vazifesi görerek suyun vadiye doğru akmasını engeller. Buna rağmen göl suları yılda 12 m yükselir ve 5-10 yılda bir de bu buz bendinin altından yol açmak için gerekli güç birikerek ‘buzul taşkını’ adı verilen bir sele yol açar. Göl suları volkanik çamuru da önüne katarak aşağıdaki düzlüklere doğru akarken, göl seviyesi de 215 m kadar düşer. Laki fayının güneybatı doğrultusundaki bir uzantısı olan Grimsvötn, Londra büyüklüğündeki bir kentin, elektrik ve ısınma ihtyacını karşılamaya yetecek gücü üreten dev bir gizli jeotermal bölgenin parçasıdır. Grimsvötn arada sırada ısı ve enerji pompalamaktan fazlasını da yapar. 29 Mayıs 19- yılında, sismograflar tüm buzulu sarsan t. titreşim yakaladı. Bir pilot, volkanın su buzdan oluşan örtüsü içinden püskürdüğünü ve 8 km’ye kadar çıkan bulutlar yaratığını rapor etmişti. Yanardağ dev bir çanakta buzları eriterek ifrazat ve buz kütleleri dolu bir krater yarattı. Birkaç gün sonra püskürme durdu ve buz geri döndü.

Vatnajökull’un güney ağzındaki Skeidararjökull Buzulu, çakıllı bir düzlük üzerinde kıvrıla kıvrıla ilerleyen bir nehirde erir. Buzulun bir yanında erimiş sulardan oluşan bir göl vardır. Sonunda bu göl suları o kadar yükselir ki, tüm buzulu dev bir bent kapağı gibi tabanlarından kopararak içine alır. Bir buzul patlamasıyla coşan sular bütün ovayı silip süpürerek ilerler ve her yeri bir enkazla doldurur. Doğuda ise Breidamerkur Buzulu’nun yüksek vadilerden kazınmış kil ve kaya şeridi kıvrımlarıyla belirginleşen burnu uzanır. Buzul bir lagünde son bulur ve zaman zaman büyük gürültülerle kopan dev buz dilimleri, bu lagünde birer aysberg olarak yüzmeye başlar.

Bu iki buzulun ortasında ise küçük bir buz adası daha yatar. Oraefajökull, birçok buzulun kaynağı olan aynı isimli bir yanardağı örtmektedir. Avrupa’nın üçüncü yüksek yanardağı olan Oraefajekull Yanardağı’nın ilki 14. yüzyılda, İkincisi ise 18. yüzyılda olmak üzere çok tahripkar iki püskürmesini kaydetmiş tarih.

Buzulun aşağısında, kıraç topraklardan oluşan olağanüstü alan kısaca ‘Oraefi’ yani ‘Yabanıl’ olarak biliniyor. Bu uçsuz bucaksız güney toprakların bir zamanlar bir farenin bile geçemediği söylenir. Şimdiyse kıyı yolları, Oraefajekull’un bu korunaklı bölgesinde bir zamanlar izole bir yeşil vaha olan bu ıssızlığa ziyaretçi taşıyor. Skaftafell ismindeki bu bölge buzul patlamalarının yok edici etkisinden kaçmayı başarabilmiş. Bir zamanlar çiftlik alanı olan bu çalılık alan, şimdilerde huş, üven ve söğüt ağaçlan ile yeşil tepelerden oluşan değişken manzarasıyla bir ulusal park olmuş.

Bir noktada 25 metreden dökülen Svartifoo Şelalesi, iki katmanlı volkanik bazalt sütunlar üzerinden dökülerek org borularını andıran düşey istifler oluşturmuştur. Dar ve uzun bir koyak manzaraya hakim bir nokta sağlar. Burada, en azından yaz aylarında turistler, Oraefejökull’un buzul kalelerinden, vadilerle dolu çorak bir arazi içinde kıvrıla kıvrıla denize akan nehirleriyle bu engin ve ürkütücü manzarayı güvenli bir biçimde seyretme olanağı bulur.

Buzulların Üstünde

Yakın bölgelerden bakıldığında Vatnaiökull hayatla dalgalanıyor gibidir. Kar, güneş, rüzgar ve buzlanma, bir doku çeşitlemesi içinde çizgi ve harelerle donattığı yer yüzeyini yeniden oluşturur. Şafak ve gün batımları ise bu buz örtüsüne tam bir ateş banyosu yaptırır. Bu sürekli görünüm değiştiren buzun derinliklerindeyse, erimiş sular güneş ışıklarını bir mavi potpuri yaratarak filtreden geçiren camdan mağaralar oluşturmuştur.
Yükseklerden kazınmış, volkanik enkazla kirlenmiş kırık buzul burunlarının altında, yüzlerce kıvrımdan geçen buzul nehirleri vardır. Sık sık telaşla akan suların gümbürtüsünü, ya da devrilen buzullara! gürültüsünü duymak mümkündür.

Buzul yüzeyini keşfe çıkanlarsa, her an ölümcül bir titremeyle tepki verebilecek dev bir hayvanın üzerinde adım attıkları hissine kapılır bazen.

ZD YouTube FLV Player

Kaynakça:
BBC

Yazar: Tuncay Bayraktar