Ülkemizin en büyük şehirlerinden olan ve yurdumuzun güney bölgesinin tarım, sanayi, ticaret ve kültür açısından merkezi durumunda olan Adana, turizm açısından karakteristik özelliklere sahiptir.Adana ve çevresinde geçmiş uygarlıklardan kalan pek çok eser vardır. Bu eserlerden bazılarının işlek yollardan uzak oluşu turistlerin buraları gidip görmesini engellemektedir. Buna karşılık Anavarza, Yılankale, Misis, Ayas ve Karatepe gibi müzelere ve ören yerleri turistik tesislere ve düzgün yollara sahiptir.İlde ören yerleri, kaleler, höyükler ve önemli kent kalıntılarının dışında Çukurova’yı bir duvar gibi kuşatan Toros Dağları da doğal güzellik ve avcılık yönünden zengin sayılır.

Seyhan Baraj Gölü, Adana kenti içinde doğal güzelliklerle dolu geniş bir vaha gibidir. Gölün kıyısındaki gezinti bulvarı, Türkiye’nin hemen hemen en güzel gezinti bulvarıdır. Bu bulvarda ayrıca parklar ve bu parkların içinde birbirinden güzel kahvehaneler, lokantalar bulunur.Adana’nın en çok hatıra eşyası satılan yeri İncirlik’tir. Burada halıdan, deri giysilere, takılardan bakır eşyalara kadar her çeşit hediyelik eşya bulunur. Ayrıca Karatepe ve Dilekkaya’da da güzel kilimler bulunabilir.
Adana’nın güneyinde Akdeniz kıyısında bulunan Yumurtalık, tarihi yerler ve turizm açısından çok önemli bir yerleşim merkezidir. Ünlü seyyah Marco Polo doğuya gitmek için on üçüncü asırda Yumurtalık’a ayak basmıştır. O zaman burada Venedikliler’e ait tarihi liman kenti Lagazzo bulunuyordu. On altıncı asırda Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına dâhil edilen Yumurtalık’taki Çamlık ve Ceyhan Deltası, doğal güzellikler açısından eşine ender rastlanan yerlerinden biridir. Yumurtalık, balıkçılar barınağı, Osmanlı döneminden kalma kalesiyle, balık lokantalarıyla, irili ufaklı balıkçı tekneleriyle ve kordona yayılı balıkçı ağlarıyla değişik bir görünüm sunar. Yumurtalık, lezzetli karidesleriyle de ünlüdür. Kıyıdan kiralanan bir tekneyle denize açılıp tutulan karideslerle Akdeniz ortasında bira içebilirsiniz.
Karataş da turizm açısından Adana’nın önemli merkezlerinden birisidir. Yumurtalık gibi Akdeniz kıyısında bulunan ilçelerden biri olan Karataş da Ceyhan ve Seyhan tarafından sulanmaktadır. Akdeniz, Karataş’ta denizlerin en mavisine ve en berrağına dönüşür. Karataş’ın yakınında tarihi Magarsus kenti kalıntıları bulunur. Karataş, kilometrelerce uzayan doğal plajları, balık lokantaları ve balıkçı barınağı ile şirin bir tatil beldesidir.

Adana yaylarıyla da ünlüdür. Çukurova’nın sıcağından kaçamak için yaylalara çıkılır. Bu yaylaların en ünlüleri E-5 karayolu üzerindeki Tekir ve Börücek yaylaları ile Kozan’ın kuzeyindeki Horzum yaylasıdır. Ayrıca Adana’nın yüz kilometre kuzeyinde yer alan Karsantı Ormanları da doğal güzellikleriyle tanınır.
Adana’nın yöresel mimarisine en iyi örnekler, Atatürk Bilim ve Kültür Müzesi çevresindeki binalardır. Bu binalar, restore edilerek ilk biçimlerine getirilmişlerdir.Adana’da birçok önemli tarihi eser ve ören yeri de bulunmaktadır.

Arkeoloji Müzesi: Kilikya tarihine ışık tutabilecek önemli bir müzedir. Hitit ve Roma heykelleri, lahitler, Tanrı Men’in rölyefi, çeşitli takılar, seramikler ve mozaikler görülebilir.
Suphi Paşa’nın Evi: Restore edilerek Atatürk Bilim ve Kültür Müzesi’ne dönüştürülen evde Atatürk, 1923 ve 1925 yıllarında Adana’yı ziyareti sırasında kalmıştır.
Etnografya Müzesi: Çukurova halk sanatının sergilendiği önemli bir müzedir.

Ramazanoğlu Konağı: Restore edilen ve güzel bir bahçe içinde yer alan Ramazanoğlu Konağı geleneksel Adana mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Ulucami’nin yanında yer alır.
Ulucami: İnşaatı on altıncı yüzyılda Ramazanoğlu Halil Bey tarafından başlatılan ve oğlu Piri Paşa tarafından tamamlanan Ulucami, Selçuk, Memluk ve Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşır. İklim göz önüne alınarak son cemaat mahalli oldukça geniş tutulmuştur. Camiin iç duvarları İznik ve Kütahya çinileriyle kaplıdır.

Taşköprü: Adana içinde akan Seyhan Irmağı’nın en dar bölümündedir. Köprüyü Roma İmparatoru Hadrianus’un 117-138, bazı tarihçilere göre ise İustinianos’un 527-565 arasında yaptırdığı ileri sürülmektedir. Bazı tarihçiler ise İustinianos’un, Hadrianus’un yaptırdığı köprüyü onarttığını kaydetmektedirler. Yalnız Alman Arkeoloji Enstitüsü üyelerinden Schneider’in okuduğu kitabeye göre, köprü Ausektion adlı bir mimar tarafından yapılmıştır. Aynı mimar, 384 yılında Roma’da da bir köprü inşa ettiğine göre, Taşköprü, dördüncü yüzyılda yapılmış olsa gerek. Köprü altıncı yüzyılın ortalarında onarım görmüştür. On dokuzuncu yüzyılın sonunda Adana valisi Bahri Paşa tarafından köprü geçiş güzergâhı parke taşıyla döşenmiştir. Köprünün yüksekliği on üç metre uzunluğu ise 310 metredir. Abbasi halifelerinden Memun zamanında köprünün giriş ve çıkışlarına kapı ve mazgal gibi ekler yaptırıldığı ve geçenlerden para alındığı, Evliya Çelebi’den öğrenilmektedir. Köprünün yuvarlak kemerli yirmi bir gözü vardır. Bu kemerler, yanlarından ortaya doğru büyümektedir. Ortadaki büyük gözlerden biri üzerinde iki arslan kabartması görülür.
Misis Mozaik Müzesi: Tarihi Misis kentinde bulunan bir Roma bazilikasının zemininde bulunan mozaikler koruma altına alınarak turistlerin ziyaretine açılmıştır. Bu mozaiklerde Nuh’un gemisinde bulunan hayvanların tümü olağanüstü güzellikte işlenmiştir.
Misis Köprüsü: Roma İmparatoru Büyük Konstantin’in oğlu Julius Konstantin tarafından yedi kemerli olarak, Ceyhan Irmağı üzerinde yaptırılmış ve altıncı yüzyılda Bizans imparatoru İustinianos tarafından restore edilmiştir. Lokman Hekim’in kendi bulduğu hayat iksiri reçetesini, Misis Köprüsü üzerinde yürürken, esen şiddetli rüzgar yüzünden Ceyhan Irmağı’na düşürdüğü rivayet edilmektedir.

Muvattaliş’in Rölyefi: Kadeş Savaşı’na giden Hitit imparatoru Muvattaliş, ordusuyla Ceyhan Irmağı’ndan geçerken buraya kendisinin dev boyutta bir rölyefini yaptırmıştır. Kaya üzerindeki rölyefin bulunduğu yer bugün Sirkeli adıyla anılmaktadır.
Anavarza Kenti Kalıntıları: Roma dönemindeki Kilikya’nın başkenti olan Anavarza’dan günümüze ulaşan kalıntılar, yöredeki en önemli tarihi değerlerdir. Anavarza antik hamamının zeminindeki mozaiklerde betimlenen balıklar, adeta yüzer gibi görünmektedir. Bu mozaikler Kilikya mozaik sanatının ulaştığı düzeyi göstermeleri açısından çok önemlidir.
Kastabala Kenti Harabeleri: Görkemli bir Roma kenti olan Kastabala, caddeleri, tiyatrosu, hamamı, agorası, kalesi ve sarnıçlarıyla, günümüze ulaşabilen Kilikya kentlerinin en iyi durumda olanıdır.

Karatepe Milli Parkı: Doğal güzellikleri, değişik tür ormanlardan oluşan ormanları, Hitit kalıntılarının sergilendiği açık hava müzeleri ve Arslantaş Baraj Gölü kıyılarındaki koylarıyla Çukurova’nın adeta simgesi olmuştur. Hitit dili, Geç Hitit kenti olan Karatepe’de bulunan bir Fenike yazıtı sayesinde çözülmüş, böylelikle Hitit İmparatorluğu’nun tarihi aydınlığa kavuşmuştur. Karatepe Milli Parkı içinde ayrıca Geç Hitit kralı Asitavandas’ın sarayından kalıntılar bulunmaktadır.
Sis Kenti Kalıntıları: Kozan’daki tarihi Sis kenti Hıristiyanlar için önemli bir merkezdi. Burada “pelesenk” denilen oldukça değerli bir vaftiz yağı yapılırdı. Yöreden toplanan yüzlerce çeşit yabani çiçek altın kazanlara konulur, ağzı sıkıca kapatılarak kaynatılırdı. Vaftiz yağının üretimi çok büyük bir törenle gerçekleştirilirdi. Bu törene dünyanın çeşitli yerlerinden zengin Hıristiyanlar katılır ve hacı olurlardı.

Yumurtalık Kulesi: Yumurtalık’ın batısında, deniz kıyısında yer alan kule Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Kulenin önündeki koydan denize girilir.
Yumurtalık Müzesi: Deniz kıyısında ve açık havadadır. Buradaki beyaz mermer sütunlar ve heykeller çok ilginçtir.
Misis ve Kurtkulağı Kervansarayı: Adana çevresinde Selçuklular ve Osmanlılar’dan kalan kervansaraylar vardır. Bunların arasında Ceyhan Irmağı kıyısındaki Misis Kervansarayı ile Ceyhan yakınındaki Kurtkulağı Kervansarayı en ünlüleridir.
Bebekli Kilise: Cemal Gürsel Caddesi’ndedir. Asıl adı St. Paul’dur. Kilisenin tepesinde Meryem Ana’nın tunç bir heykeli bulunmaktadır. Heykelin bebeğe benzetilmesi nedeniyle halk arasında “Bebekli Kilise” olarak bilinir. 1880-1890 yılları arasında inşa edilmiştir.

Yağ Camii: Camiin bulunduğu yerde kilise olduğu ve kiliseye çeşitli ekler yapılarak camiye çevrildiği anlaşılmaktadır. Bu değişiklik Halil Bey’in oğlu Piri Paşa tarafından 1558 yılında yapılmıştır. Asıl adı Eski Cami’dir.
Hasanağa Camii: Adana’nın Alidede Mahallesi’nde bulunmaktadır. 1558 yılında Piri Paşa zamanında Abdullah Ağa tarafından yaptırılan cami, klasik cami tipinin tek öreneğidir. İç bölümlerinden en önemlisi müezzin mahfilidir.
Yeni Camii: 1724 yılında Abdürrezzak Antaki tarafından yaptırılmıştır. Arap mimarisinin izlerini taşır.
Akça Mescit: 1409 tarihinde Akça Ağa tarafından yaptırılmıştır. Giriş kapısında dikkate değer taş işlemeleri vardır.
Harem Dairesi: Ulucami Mahallesi’nde bulunmaktadır. Kitabesinden Ramazanoğlu Halil Bey tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim bu dairede konuk edilmiştir.

Ulucami Türbesi: Ulucami’ye bitişik olarak inşa edilmiştir. Mimari ve işçilik bakımından önemlidir. 1541 yılında Halil Bey ve Piri Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Büyük Saat Kulesi: Adana Valisi Abidin Paşa tarafından 1882 yılında inşa ettirilmiştir.
Büyük Çarşı ve Kapalı Çarşı: Ramazanoğulları zamanında inşasına başlanmış, 1850 yıllarında Kel Hasan Paşa tarafından tamamlanmıştır.

Yazar:Enes Eker

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here