Alfred Adler altısı erkek, ikisi kız sekiz çocuklu Viyanalı bir ailenin üçüncü çocuğudur. Erkek kardeşi Rudolf çok genç yaşta ölmüştür. Sağlıklı olmayan bir biçimde ölümü fark etmesinden dolayı, Adler’in ilk çocukluk yılları mutlu geçmemiş, dört yaşındayken zatürree nedeniyle neredeyse ölümle burun buruna gelmiştir. Adler’in bir hekim olma isteği o zamanlara dayanmaktadır.

Yaşamın ilk birkaç yılı boyunca çok hastalık yaşadığından hadler, annesi tarafından çok şımartılmıştır. Daha sonra küçük erkek kardeşinin doğumuyla, aile içindeki popülerliğini kaybetmiş ve adeta Tahttan indirilmiştir. Babasıyla güvene dayalı bir ilişki kurdu ve kendisini annesine pek yakın hissetmediği anlaşılmaktadır. Büyük kardeşini kıskanması, çocukluk ve ergenlik çağı boyunca ikisinin arasındaki ilişkinin kötü gitmesine yol açmıştır. Yaşadığı ilk yıllar, çocukluk zayıflıkları ve aşağılık duygusuna karşı verdiği mücadele ile geçmiştir. Kuramının oluşmasında bu ayni deneyimlerinin etkili olduğu açıktır. Bununla birlikte, bu durumu alın yazısı olarak kabul etmek yerine, kendi yaşamını kendisi şekillendiren kişiler arasında bir örnek olarak gösterilmektedir.

Adler zor bir öğrencilik geçirmiş, öğretmeni babasına Adler’in ayakkabı tamircisinden başka hiçbir şey olamayacağını söylemişti. Çok fazla çaba gösteren Adler, sonuç olarak sınıfının birincisi olmuş tur. Tıp öğrenimini Viyana Üniversitesi’nde yapmış, önce göz doktorluğu için özel dersler almış, daha sonrada genel tıbba yönelmiştir. Sonuç olarak nöroloji ve psikiyatri de uzmanlaşmış ve tedavi edilemez çocuk hastalıklarına karşı büyük bir ilgi duymuştur.

Adler ile Freud

Adler’in tanınmış psikiyatrist Sigmund Freud ile olan ilişkisi, Viyana Psikanaliz Cemiyeti’ne katılması için davet edildiği 1902’de başlamıştır. Freud’ un ünlü “Çarşamba Toplantılarına katıldı. Daha sonra Viyana Psikanaliz Enstitüsü’nün başkanlığını yaptı. Sık sık Freud’un bir öğrencisi olarak anılsa da, Adler aslında çok güçlü bir meslektaştı. Freud ile bazı konularda hemfikir olmakla birlikte bazı konularda tamamen zıt düşünüyorlardı. Adler’in sosyoloji ve psikoloji hakkındaki görüşleri Freud’dan radikal bir şekilde farklıydı. Adler, Freud’un cinselliğe aşırı vurgu yaptığını kanaatindeydi. 1908’de Freud’la aralarında, özellikle bilinçdışı çatışmaların açıklanması konusunda görüş ayrılıkları belirmeye başladı. Kişilik gelişiminde cinsel içgüdülerin önemli olduğunu kabul eden Adler, saldırganlığında önem arz ettiğini savunmuştur. Alfred Adler, Freud’un “Oedipus Kompleksi” kavramına fazlaca ağırlık verdiğini ifade etmiş, insanın temelde toplumsal bir varlık olduğunu savunmuştur. Adler kısa bir süre sonra, Freud’un en sadık takipçilerinden gelen yoğun sosyal baskı ile karşılaşmıştır. Bu durum Adler’in 1911’de Viyana Psikanaliz Derneği Başkanlığı ve Toplum Dergisinin editörülüğünden istifasıyla sonuçlandı.

Bireysel Psikoloji

Kısa zamanda çevresinde yeni bir grup oluşturarak, 1912’de “Bireysel Psikoloji” adı altında kendi okulunu kurdu. Bu okul; insanların kendi toplumlarıyla ilişkilerinin, bireyselliklerinin ayrılmaz bir parçası olduğu inancına dayanıyordu. Adler’in teorisinin temeli, kişinin üstünlük arayışı etrafında toplanmıştır. Adler, her insanın dünyaya kesin bir aşağılık kompleksi ile geldiğini ve bu durumun üstesinden gelmek için ömür boyu zaman harcadığını savunuyordu. Bu teori “üstünlük çabası” olarak bilinmeye başlanıldı. Adler’in okulu ise insan davranışının gelişiminde bu motive edici gücü keşfetmeye odaklandı. Öte yandan Bireysel Psikoloji; insanların kendi yaşamlarını, çocukluk deneyimlerine bakılmaksızın, akıl sağlığını ve genel refahını değiştirme gücüne sahip olduğunu savunur.

Adler oldukça hırslı bir insan olarak bilinmekteydi. Birinci Dünya Savaşı’nda görevli olarak hizmet verdikten sonra Adler, Viyana Devlet Okullarında 32 çocuk Rehberliği Kliniği kurmuş ve öğretmenleri, sosyal hizmet uzmanlarını, doktorları ve diğer meslek elemanlarını eğitmeye başlamıştır. Adler kalabalık bir izleyici kitlesi önünde anne-babalar ve çocuklarla canlı gösteriler yaparak meslektaşlarına yönelik eğitim uygulamalarının öncüsü olmuştur. Kurduğu kliniklerin hem sayısı, hem de popülaritesi artmış, ders vermek ve çalışmalarını göstermek konusunda yorulmak bilmez bir gayret göstermiştir.

Yaşamının büyük kısmını mesleki etkinlikleri ayırarak sürdürmüştür. 1920’lerin ortasında Amerika Birleşik Devletleri’nde ders vermeye başlamış ve daha sonra bu ülkeye Çok sık ziyaretler ve geziler yapmıştır. Yavaşlaması konusunda arkadaşlarının uyarılarını göz ardı ederek oluşturduğu programına devam etmiştir. İskoçya’da 28 Mayıs 1937’de katıldığı bir konferans öncesinde yürüyüş yaparken kalp krizinden ölmüştür.

Yaşamı Boyunca Ortaya Koyduğu Eserleri:

*Organların Yetersizliği Üzerine İnceleme – 1911
*Nevrotik Yaşantı Üzerine – 1912
*Tedavi ve Eğitim – 1914
*Bireysel Psikolojinin Uygulanması ve Kuramı – 1917
*İnsanı Tanımak – 1927
*Bireysel Psikoloji Tekniği – 1928’de birinci bölüm, 1930’de ikinci bölüm
*Yaşamı Tanımak – 1929
*Okulda Bireysel Psikoloji – 1929
*Yaşamı Tanımak – 1930
*Psikoterapi ve Eğitim – 1919-1929
*Nevrozlar – 1929
*Eşcinsellik Sorunu – 1930
*Çocuk Eğitimi – 1930
*Yaşamı Biçimlendirme – 1930
*Psikoterapi ve Eğitim II – 1929 – 1932
*Yaşamın Anlamı – 1933
*Psikoterapi ve Eğitim III – 1933-1937

Kaynakça:
Corey G., Psikoterapi Kuram ve Uygulamaları, Metis Yayınları, 2008,

Yazar: Lale Aydin

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here