Etiği kavramsal olarak açıklamadan önce, etik ile ahlak arasındaki ayrımın incelenmesinde yarar vardır; çünkü etik ve ahlak sürekli karıştırılmakta ya da ikisi eş anlamlı kelimeler gibi kullanılmaktadır. Ahlak insanın değerlerini ve davranışlarını içerir; etik ise bu alanda yapılmış olan akademik çalışmalar ile ilgilidir. Buna karşılaştırma üzerinden etiğin bir tanımı yapılacak olursa; ahlakın felsefi boyutta incelenmesine etik denir. Kant’ın tanımı ile etik, özgürlüğün yasaları ve ahlak öğretisidir. Ahlak insanlığın varoluşundan bu yana mevcutken, etiğin doğuşu, önceleri kozmos ve doğa yasaları üzerine yoğunlaşan Antik Yunan felsefesinde, insan ve toplum merkezli düşüncenin gelişimi ile olmuştur. Ahlak felsefesinin ilk temsilcilerinden olan sofistler, felsefenin amacını kişiyi anlama, ona günlük davranışlarını yönlendirecek bir takım çıkarlar sağlama olarak ifade etmiştir. Bu görüşe göre, “iyi” ve “doğru” kavramları bireylerin çıkarları açısından farklılık göstereceği için kesin bir iyi kavramından söz etmek mümkün değildir. Sofistler iyi ile kötünün ne olduğu, bireyin nasıl mutlu olabileceği gibi sorularını gündeme getirip M.Ö. 5. yy’da etik tartışmasını başlatmışlardır. Sofistler ile tarihte aynı dönemde yaşamış olan Sokrates, salt iyiden söz ederek, ahlak felsefesini farklı bir şekilde ele almıştır. Sokrates’e göre “iyi” kişide bir normdur ve kesindir. Bu nedenle iyi, kişiden kişiye değişmez ve evrenseldir. Kötünün bilmemekten kaynaklandığını, iyiliğe ise ancak bilgi yolu ile ulaşılabileceğini belirtmiş olan Sokrates, erdemli olmanın yöntemini de bu sayede göstermiştir.

İyinin anlamını, iyi davranışın neye göre şekillendiğine verilen farklı nitelikte cevaplar, farklı etik kuramlarının doğmasını sağlamıştır. Eylemin nelere bağlı olarak değerli olacağını belirlemede iki temel eğilim söz konusudur. Bu eğilimlerden bir tanesi eylemin değerini; eylemin sonucu ve başarısı olarak nitelendirirken, diğeri ise eylemin arkasında yatan temel düşüncede aramaktadır. Bu iki ana eğilimden ilki için John Stuart Mill, “Eylemler mutluluğa vesile olma eğilimi sağladığı ölçüde doğrudur” sözünü kitabında ifade etmiştir. İkinci eğilim için ise Kant, “Dünyada, dünyanın dışında dahi, iyi bir istemeden başka kayıtsız şartsız iyi istenebilecek hiçbir şey söz konusu olamaz. İyi isteme, etkilerinden ya da başarılarından değil, ortaya konan herhangi bir hedefe ulaşmaya olan uygunluğundan da değil, sadece kendi başına iyidir” sözünü ifade etmiştir. Etik tartışmaları ortak ahlak bilincinin oluşturup daha mutlu bir toplumun yaratılmasına yardımcı olmaktadır. Bireylere davranışlarında yol göstererek, farklı ahlak fikirlerini ortaya koyarak, herkesi kapsayacak bir ahlak bilincinin oluşması sağlamaktadır. Nasıl davranır ise doğru şekilde davranmış olacağını bilemeyen kişilerin oluşturduğu toplulukta, kaos ortaya çıkabilmektedir. Etik ilkeleri, kullanıldıkları alanlara bağlı olarak değişiklikler gösterir. Etik standartları; kişisel etik, meslek etiği, iş etiği, toplumsal etik ve global etik olarak uygulama alanlarına ayrılmaktadır. Bu beş alan birbirinden bağımsız değildir. Birinde meydana gelen bozulma diğerlerini de etkilemektedir.

Kaynakça:
İnsan ve Bilim Dergisi

Yazar: Taner Tunç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here