Okyanus Derinliklerinde Nasıl Bir Yaşam Var?

Denizlerde derinlere indikçe ışığın ulaşamaması nedeniyle biyolojik enerji dönüşüm sistemi olan fotosentez imkân bulunmamaktadır. Böylece derin okyanuslara sahip dünyamızın besince fakir ortamlarla çevrili olması gibi bir durum karşımıza çıkıyor. Pekâlâ, gerçekten de durum böyle mi?İki yüzyıl öncesine kadar bitkilerin olmaması sebebiyle okyanus derinliklerinde hayvanların yaşama-sının imkansız olduğu düşünülüyordu. Yapılan araştırmalar sonucu ve gelişen teknolojiyle beraber derin okyanuslarda var olan canlılar izlenebilmekte, ayrıca bu canlıların beklenenden daha karmaşık bir yapıda olduğu görünmektedir.

Hemen her yıl fitoplankton (mikroskobik bitkiler) tarafından tutulan 16 gigaton karbonun okyanusun diplerine çöktüğü düşünülmektedir. Çöken miktar okyanus yüzeyinde üretilen toplam miktarın sadece %3’üdür ve bu miktarın toplamda küçük bir rakama tekabül ettiği düşünülebilir. Akış halindeki karbonların bu miktarı, adeta “deniz karı” gibi okyanus zeminine toz olarak serpilir ve derinliklerdeki organizmaların büyük çoğunluğuna besin kaynağı olarak sunulur. Böylece yeterli miktardaki karbon derinlerdeki ücra köşelerdeki her türlü hayat formuna ulaşmış olur. Okyanus derinliklerinde “derin” bir biyoçeşitlilik vardır.

E. Forbes, denizlerdeki biyolojik yapıyı araştıran bir bilim adamıdır. Forbes; 1880’li yılların ortalarında 550 m’den daha derinlerde yaşamın olmadığını ileri sürmüştü. Çünkü yüksek basınç altında ve çok soğuk ortamda canlı kalmanın mümkün olamayacağını düşünüyordu. Forbes; yukardan çöken maddeler vesilesiyle, okyanusların zeminlerinde yaşamın sürmesine yetecek miktarda karbonun sağlana-bildiğini düşünememişti.

Okyanusun yüzeyindeki fitoplanktonlar, fotosentez yoluyla karbondioksiti kullanılabilir durumdaki karbona dönüştürürler. Küçük hayvansal organizmalar(zooplankton) ise fitoplanktonla beslenirler. Zooplankton da diğer organizmaların besinidir. Bu sürekli beslenme de dışkı üretilir. Yeterince zaman geçitikten sonra bütün organizmalar ölür. Dışkı, ölü organizmalar ve inorganik maddeler sürekli olarak derin deniz tabanına yağmur gibi yağarlar. Polimerler (selüloz ve nişasta) bakteriler tarafından atık olarak ortaya çıkarılırlar ve fitoplanktonlar da ismi geçen bu grupları bir arada tutarlar. Bu birleşmiş tarzdaki “deniz kar”ı, derinlerde başlıca besin kaynağıdır.

Sahilden uzaklaştıkça ve derinlik arttıkça, deniz karı deniz tabanına ulaşıncaya kadar suda daha fazla yol almaktadır. Bu yol boyunca bakterilerden balıklara kadar organizmaların hepsi bu deniz karının tamamını veya bir kısmını tüketir. Böylece, deniz karının geçtiği tüm yerlerdeki büyük küçük bütün canlılara en iyi besin verilir.Bir tür plankton olan Larvacean’lar, enterasan bir şekilde besin iletimine katkı sağlarlar. Bunların etrafında sudaki partiküllerin süzülmesi için mukustan ev tarzında bir yapı oluşturulmuştur. Larvaceanlar, ev tarzındaki kabuk yapısını her 4 saatte bir değiştirirler. Evler tıka basa karbonca zengin besinle doludur ve değiştirilip atılan bu yapılar yeni bir besin kaynağı olarak deniz tabanına ulaşırlar. Bu da derinlerdeki canlıların beslenmesi ve devamı için ayrı bir katkı sağlar.

Bitkiler ve hayvanlar gibi varlıkların, kendilerinden beklenmeyecek derecede anlamlı ve yararlı işlere vesile olmaları, bunların adeta bir program dahilinde iş gördüklerini hatırlatıyor. Gözlerden uzak en karanlık ve en derin yerlerde yaşayan canlıların hayatiyetlerinin devamı için gerekli besinin zahmetsizce onlara sunulmasıdır okyanus derinliklerindeki yaşamı mümkün kılan.

Yazar:Enes Eker

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :