Avrupa Birliği, Avrupa Birliği adını 1992 yılında dönemin Avrupa Ekonomik Topluluğu adı ile anılan ve bugünün Avrupa Birliği olan kurumunca imzalanan Maastricht Antlaşması’yla almıştır. Söz konusu bu anlaşma Avrupa Birliği’nin kurucu anlaşmalarından biri olup, diğer anlaşmalara göre yenilikleri barındırmasıyla ön plana çıkar. Avrupa Birliği’nin kuruluşuna göz atarsak, aslında karşımıza Amerika Birleşik Devletleri çıkar. Çünkü Avrupa Birliği’nin bu yayılmış olduğu topraklarda 1945 yılında sona eren son derece vahşi bir savaş yaşanmıştır. Dünya tarihinin halihazırda gördüğü en kanlı savaş olarak kayıtlara geçen bu mücadele, II. Dünya Savaşı olarak anılır. Söz konusu savaş bizzat Almanlarca başlatılmış ve nihayetinde Almanların kaybıyla da fiilen son bulmuştur. İşte Avrupa Birliği, bir daha savaş yaşanmaması amacıyla o dönem Avrupa Kömür Çelik Anlaşması adı altında kurulmuştur. 1950’li yıllarla başlayan Birleşik Avrupa modeli, günümüze dek uzanmıştır. Avrupa Birliği, kurucusu olan 6 üyeyle başladığı yoluna şimdilerde 28 ülkeyle devam etse de ilk kez kan kaybı yaşacak gibi durmaktadır. Başka bir ifadeyle Birleşik Krallık, Avrupa Birliği ile olan resmi bağını 29 Mart 2019 tarihiyle koparacaktır ve tam bağımsız egemen bir yapıya kavuşacaktır. Avrupa Birliği, nev’i şahsına münhasır bir kurum olarak bilinir. Bunun nedeni sahip olduğu sıradışı ve daha önce eşine rastlanılmamış bir hukuk düzenine sahip olmasıdır.

Avrupa Birliği’nin kendi ulusüstü statüye sahip düzenlemeleri vardır. Bu düzenlemelerin ana unsuru hiç şüphe yok ki kurucu anlaşmalardır. Ortalama her 10 yılda bir kurucu anlaşmayla kendini güncelleyen Avrupa Birliği son olarak 2009 yılında kabul edilen Lizbon Antlaşması maddeleri mukabilince vücut bulur. Avrupa Birliği, kendisine üye olan ülkelerden egemenlik yetkisini kısmen devralmıştır. Başka bir ifadeyle üye ülkeler kendi rızalarıyla Birlik lehine yetki kullanımından feragat etmiştir. Bu sayede Avrupa Birliği, elinde topladığı yetkiyle gerek Birlik gerekse de üye devletler adına karar alabilme yetkisine kavuşmuştur. Bu birçoklarınca eleştirilse de Avrupa Birliği’nin günümüzde ulaştığı seviye nazara alınırsa son derece başarılı bir uygulamadır. Avrupa Birliği’nin nihai hedefinin bir Avrupa Birleşik Devletler topluluğu olduğu su götürmez bir gerçektir. En azından kurumun lokomotifi olarak lanse edilen ve de kıtanın en güçlü ülkesi olan Almanya’nın hayalleri her daim bu doğrultu da olmuştur. Hitler’in hayalini kurduğu düzenin bir anlamda yasal bekçisi olmayı başaran Almanya, Birliğe üye ve de egemenliğini Birlik lehine terk eden 27 ülkeyi adeta kontrolü altına almıştır. Gerek nüfus gerekse de ekonomik gücü itibariyle Avrupa Birliği’nin motoru olan Almanya, Birliğin bu kadar etkili bir seviyeye gelmesinde ciddi bir rol oynar.

Uluslararası anlamda resmi bir kimliği bulunmaya başlayan Avrupa Birliği, özellikle sahip olduğu serbest dolaşım düzenlemesiyle, üye ülkeler arasında var olan gümrükleri kaldırmıştır. Bu sayede Birlik üyesi vatandaşlar diledikleri gibi Birlik içinde seyahat edebilme özgürlüğü adı altında serbest dolaşım hakkına kavuşmuştur. Başka bir ifadeyle Avrupa Birliği’ne üye olan ülkelerde pasaport eşitliği sağlanmış ve bu da oturum, çalışma gibi çeşitli yasal izinlerin alınmasına gerek kalmaması sonucunu doğurmuştur. Halkın en yakından hissettiği mesele serbest dolaşım meselesidir. Bu vazgeçilmesi neredeyse imkansız bir imtiyaz haline gelmiş ve de Brexit sürecinde de Gümrük Birliği’nden ayrılmak istemeyen Birleşik Krallık korkulu rüyası olmuştur. Avrupa Birliği, birçokları tarafından yara almış gibi görülse de aslında bu hiç de doğru bir düşünce değildir. 28 ülkenin bir arada olması ve ortak bir ticaret havuzuna sahip olması söz konusu Birliği Amerika Birleşik Devletleri’nden dahi daha zengin yapmaktadır. Bugün Birleşik Krallık ve İngiltere’nin başbakanı olan Theresa May, Brexit propagandası sırasında Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nde kalmasını savunmakta idi. Ancak daha sonra, çıkan karara saygı duyulması gerektiğinden bahisle, bu kararı hayata geçirmenin İngiltere için bir şeref meselesi olduğunu altını çizerek, ne pahasına olursa olsun Brexit’in vücut bulacağını söylemiştir.

Avrupa Birliği, yakın ve orta vadede genişlemeyeceğini duyurmuştur. Bu başta Türkiye gibi kapıda bekleyen birçok Balkan ülkesini üzse de Avrupa Birliği’nin öncelikle çözmesi gereken iç sorunları olması bu kararın alınmasında çok ciddi bir rol oynamıştır. Hali hazırda Avrupa Birliği’ne üye olmak için sırada bekleyen ülkeler arasında Türkiye, Sırbistan, Makedonya, Karadağ, Bosna Hersek, Kosova ve Arnavutluk bulunmaktadır. Söz konusu bu ülkelerden en şanslı olanı Karadağ’dır ve genişleme kararı alınması durumunda ilk üye olması beklenen ülke konumundadır. Sırbistan, Makedonya, Arnavutluk ve Türkiye ise üyelikleri ciddi anlamda zor görünen ülkeler arasındadır. Türkiye bu ülkeler şöyle dursun Birlik tarihinin en uzun süre müzakere yürüten ülkesi konumundadır. Kimi dönemler dondurulsa da 1960’lardan günümüze dek uzanan süreçte yarım asır devrilmiştir. Türkiye’nin sahip olduğu kalabalık nüfus ve sınır komşusu olduğu ülkeler üyeliğinin önünde duran en büyük iki engel olarak kabul edilir. Her ne kadar Kopenhag kriterleri kağıt üstünde sağlansa dahi, bunların uygulamadaki etkisini tayın eden mekanizma ise ”Entegrasyon Kapasitesi”dir. Entegrasyon Kapasitesi, bir ülkenin Kopenhag Kriterlerini sağlayıp sağlayamamasının fiili testi olarak kabul edilebilir.

Kaynakça:
https://www.avrupa.info.tr/tr/ab-nedir-72

Yazar:Emir Karasu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here