Çeşitli biyomlardaki iklim, canlıların dağılımında, önemli bir etmendir. Diğer önemli unsur tarihtir: biyomlar statik değildir. Dünyanın kendisi ve üzerindeki canlılar sürekli değişmekte olup, bugünkü dağılım, geniş çapta, günümüzdeki koşullardan oldukça farklı olan geçmişteki koşulların sonucudur. Örneğin; tek başına bugünün koşulları, belirli hayvanların niçin başka bir yerde değil de Güney Amerika’da, Afrika’da ve Güney Asya’da bulunduğunu açıklamada yetersiz kalacaktır. Yalnızca fosil kayıtları ve geçmişe ait diğer jeolojik kanıtlara bakarak, ekologlar, günümüzün yaşam coğrafyasına ait bir görüş oluşturabilirler.

Kıta Kayması

Kısa bir süre önce, hem jeolog hem de ekologlar, dünyanın büyük kara kütlelerinin dağılımının, canlılık tarihi boyunca az veya çok aynı olduğunu varsaymışlardır. Gerçekte, Mezozoyik dönemi başında yani 225 milyon yıl önce, Pangaea denilen tek bir süper kıta var idi.
Pangaea, Mezozoyik içinde, yavaşça sürüklenerek günümüz kıtalarına, Madagaskar ve Grönland gibi büyük adalara ayrıldı. İlk büyük kırılırsa, Laurasia (sonradan Kuzey Amerika, Grönland ve Hindistan hariç Avrasya kara kütlelerinden oluşan) denilen kuzey superkıtayı, Gondwana (gelecekteki Güney Amerika, Afrika, Madagaskar, Hindistan, Antartika ve Avustralya’dan oluşan) denilen güneydeki super kıtadan ayıran doğu-batı kırılmasıydı. Daha sonra, Hindistan’ın kuzeye sürüklenmesi, Afrika-Güney Amerika kütlesinin Antartika-Avustralya kütlesinden ayrılması ile, Gondwana parçalanmaya başladı. Bundan yaklaşık 65 milyon yıl önce, Güney Amerika, Afrika’dan ayrılmış olup, batıya doğru kayıyordu. Hindistan daha kuzeye hareket etmiş; ancak Asya’nın geri kalan kısmı ile henüz çarpışmamıştı. Avustralya, Antartika’dan ayrılmış ve kuzeydoğuya doğru kaymaya başlamıştı. Bununla birlikte Laurasia superkıtasının bütünlüğü henüz bozulmamıştı. Kuzey Amerika ve Avrasya arasındaki ayrılma, bugün yavaşça ortaya çıktığını bildiğimiz kıtaların dağılımında, son olaylardan biri idi.
Kıtaların milyonlarca yıl süren hareketi boyunca, kutuplara ve ekvatora olan uzaklıkları değiştiğinden, iklimlerinde önemli değişmeler oldu. Örneğin, Hindistan, Antartika yakınındaki bir pozisyondan Kuzey Yarımküre’nin tropiklerindeki bugünkü yerine doğru, ekvator boyunca tüm yolu kat etti. Avustralya da durmaksızın kuzeye doğru hareket etti. İklimsel değişiklikler, seçilim baskısını değiştirdiğinden, bu bölgelerdeki evrimsel güçler organizmaları yavaş yavaş fakat çarpıcı bir şekilde değiştirmiş olmalıdır.
Kıta kaymaları dışındaki nedenlerin oluşturduğu iklimsel değişikler de meydana gelmiştir. Örneğin; Antartika büyük bir olasılıkla hemen her zaman Güney Kutbunun yanında ise de, günümüzdeki gibi sürekli, soğuk buzla kaplı bir alan değildi; kıtada amfibi ve sürüngen fosilleri bulunmuştur. Antartika’nın en azından Mezozoyik’in bir bölümünde, ılık olması gerekir, tropikal ve subtropikal iklimlerin dünya üzerinde, bugünkünden çok daha fazla yayılmış olduğu 50 milyon yıl önce de Antartika büyük bir olasılıkla yine ılımandı.
Bunun tersine, (yalnız birkaç bin yıl önce) yoğun buzul dönemlerinde dünya çok daha soğuktu. Bu şekilde, karasal kütlelerin geçmişteki konfigurasyonları ve iklimleri, yeryüzündeki organizmaların dağılımını açıklamada önemlidir.
Ada kıtaları Avustralya bölgesi (Avustralya, Yeni Zelanda ve bitişik adalar) ‘nin biyotası (flora ve faunası ), tüm farklılıkları ile dünyanın büyük kara kütleleri arasında en olağandışı olanıdır. Avustralya’da yaygın olan bir çok grup, başka hiçbir yerde bulunmaz. Aksine dünyanın diğer yerlerinde yaygın olan pek çok taksonda, Avustralya’da yoktur. Gördüğümüz gibi, 135 milyondan daha fazla yıl önce, Gondwana ayrılmaya başladığından beri, Avustralya’nın Avrasya ve Afrika ile kara bağlantısı olmamıştır. Bugün Avustralya bölgesinde yaşayan eski organizma gruplarından bazılarının ataları büyük bir olasılıkla
Pangaea parçalanmadan önce oradaydı; ancak daha sonraki grupların ataları oraya ulaşmak için su engelini aşmak zorunda idiler. Bununla birlikte su engeli adalarla (Endonezya) dolu olduğundan organizmalar bir adadan diğerine milyonlarca yıllık peryodlarda geçebilmiştir. Bunun ötesinde, Endonezya’nı n batı adalarının gut, su düzeyinin çok düşük olduğu son buzul dönemlerinde, tahminen Asya kara kütlesinin uzantısı ile bağlantılı idi; dolayısıyla, Asya, Avustralya arasındaki uzaklık hep bugünkü kadar büyük olmamıştı.
Avustralya’nın ilginç biyotasının, belki de en iyi bilinen özelliği diğer kıtalardan tamamen farklı olan memeli faunasıdır. Avrupalı kaşifler gelmeden önce Avustralya bölgesinde, büyük bir olasılıkla, tarih öncesi çağlarda insanlar tarafından adaya sokulmuş olan tek plasentalı memeli, yabani köpek (dingo) dışında, tek bir familyaya bağlı çok sayıda kemirgen türü ve yarasa türleri vardı. Yarasalar su engelini uçarak aşabildiklerinden, okyanus adalarının çoğuna ulaşması beklenebilirdi.
Avustralya’nın kemirgenleri, Asya’dan kalkıp Endonezya adaları boyunca Avustralya’ya nisbeten yeni ulaşan hayvanlardır. Diğer kıtalarda plasentalı memelililerde doldurulacak olan ekolojik nişlerin çoğu, Avustralya’da keseli hayvanlar tarafından doldurulmuştur.
Açıkça, Avustralya’ya erken ulaşmış ve plasentalı memelilerle rekabet etmemiş keseliler, geniş bir evrimsel yayılıma uğramışlardır.
Bunlar dünyanın geri kalan kısımlarında plasentalıların doldurduğu nişlere benzerlik gösteren nişleri doldurdukları ve bu nedenle benzer seçilim baskısına maruz kaldıkları için, bunlara konverjent benzerlikler geliştirmişlerdir. Keselilerin bazıları plasentalı kır farelerine benzer iken, diğerleri plasentalı sıçrayan farelere, sansarlara, kurtlara, köstebeklere, karıncayiyenlere, sıçanlara, uçan sincaplara, dağ sıçanlarına, ayılara benzer. Avustralya’daki bir hayvanat bahçesine ilk kez gelen ve dünyada aşina olduğu memelilerin yakın akrabalarını görmemiş ziyaretçi için, ilk bakışta hayvanların benzerliğine inanması güçtür. Bununla birlikte, bütün keseliler, ekolojik olarak aynı oldukları plasentalılara benzemezler. Bunların bazıları, geyik ve diğer büyük plasentalı otçullarla çok benzer bir ekolojik rol oynamalarına rağmen, kangurular belirgin olarak farklıdır. Avustralya keselileri büyüleyici bir biyolojik gelişmedir. Ancak insanlar tarafından sonradan sokulmuş plasentalı memelilerle başarı ile rekabet edebilecek gibi görünmediklerinden, bunların çoğu büyük bir olasılıkla yok olmaya mahkum görülmektedir.
Biyologlarca Neotropikal bölge olarak bilinen ve diğer ada kıtası olan Güney Amerika’nın Avustralya’ya benzer bir tarihi vardır. O da, geçmişinin çoğunda, dünyanın diğer ana kara kütleleriyle bağlantılı olmamıştır. Ve yine, o da fosil kayıtlarına göre, çok çeşitli keselilerin dahil olduğu ilkin bir memeli faunasına sahipti. Keselilerin hem Avustralya, hem de Güney Amerika’da bulunması, bu organizmaların, iklimin şimdikinden daha sıcak olduğu ve kara kütleleri arasında yalnız küçük su alanları bulunduğu bir zamanda Avustralya, Antartika ve Güney Amerika’yı kapsayan bölgenin her yerinde mevcut olduğu anlamına gelir.
Daha sonra, çeşitli memeli grupları yaklaşık 60 milyon yıl önce kısa bir dönemde Orta Amerika kara köprüsüyle Kuzey Amerika’dan, Güney Amerika’ya ulaştı. Bu kara köprüsü ortadan kalktıktan sonra, Güney Amerika keselileri ve plasentalıları, izole bir şekilde, Afrika’daki plasentalılar tarafından geliştirilmiş karekterlere konverjent olan pek çok özellik geliştirmişlerdir. Güney Amerika ve Orta Amerika arasındaki su engellerinin çok geniş olmadığı bu izolasyon dönemi, 60 milyon yıl sürmüştür. Böyle zamanlarda, birkaç ilave plasentalı memeli, Güney Amerika’ya geçme şansını elde etti. Günümüzdeki Yeni Dünya maymunlarının ataları ve çok sayıda kemirgen bunlar arasındadır.
Bundan 5 milyar yıl önce, Güney Amerika’da 23 memeli familyası bulunmasına karşın, hiç biri, farklı memeli gruplarının yaşadığı Kuzey Amerika’da temsil edilmiyordu. Fakat daha sonra, Kuzey Amerika’ya (Panama) yeniden bir kara bağlantısı kuruldu ve bazı türler Kuzey Amerika’dan Güney Amerika’ya geçtiler. Bazı türler de zıt yönde hareket ederek, Güney Amerika’dan Kuzey Amerika’ya geçti; opossum, oklıı kirpi, armodillo bunun örnekleridir. Fakat hareket daha çok güneye doğru idi; çünkü açıkça kuzeyden kökenlenmiş gruplar tamamiyle üstündüler ve çoğu yok olmaya maruz kalmış, daha eski Güney Amerika faunası ile yer değiştirebilirdi.
Orta Amerika, hiçbir zaman dar bir köprüden daha fazla bir şey olmamıştır. İklimi ve engebeli arazisi pek çok güney türü için çok elverişsiz olduğundan, bazı organizma grupları Kuzey ve Güney Amerika kıtaları arasında hiç bir zaman hareket edememişlerdir. Bu Orta Amerika kara köprüsü, bazı türlerin geçebildiği, diğerlerinin geçemediği bir süzgeç konumunda olmuştur. Bu nedenle, Avustralya gibi, Güney Amerika’da tarihinin büyük bir kısmında ada kıta olmuş. Ancak Kuzey Amerika (Meksika) ‘ya yakınlığı ve Orta Amerika yoluyla Kuzey Amerika’ya olan doğrudan bağlantısı, ona zengin bir biyota sağlamıştır.
Dünya Kıtası Avrupa, Asya, Afrika ve Kuzey Amerika, jeolojik zamanların çoğunda, dünya kıtası olarak bilinen, nisbeten sürekli bir kara kütlesi oluşturmuştur. Bunun sonucu olarak, bunların biyotaları pekçok bakımdan birbirine benzeyen iki ada kıtasından daha fazla benzerlik gösterir. Bununla birlikte, biyologlar, dünya kıtasını genel olarak dört biyocoğrafık bölgeye ayırırlar; Kuzey Amerika’nın büyük bir bölümünden Nearktik (yeni kuzey), Avrupa, kuzey Afrika, Kuzey Asya’yı kapsayan Palearktik (eski Kuzey), güney Asya yani Oriyental ve Sahara’nın güneyini kapsayan Etopya bölgeleri. Jeolojik duruma göre Palearktik ve Etopya bölgeleri arasında bugünkü ana engel Akdeniz gibi görünmektedir. Bununla birlikte birçok tür, Akdeniz’in doğu ucundan dönerek, Avrupa ve Kuzey Afrika arasında hareket etmiştir. Tür dağılımının gerçek bariyeri Sahara’dır.
Buna uygun olarak Sahara’nı n kuzeyi olan Afrika, Palearktik bölgenin bir kısmıdır. Oryantal bölge -tropik Asya-, Hindistan ve Çin arasındaki Himalayaların bir parçasını oluşturduğu doğu-batı dağ sıralarıyla pek çok yerde Asyanın Palearktik kuzeyinden ayrılır. Bu, doğu-batı iklim bölgeleri arasında önemli ayrılıklar oluşturur ve bu nedenle soğuğa ve sıcağa adapte olan türler arasında, hem topografik hem de iklimsel engel olarak etki ederler. Bunun aksine, Kuzey Amerika’daki gibi, kuzey-güney dağları, soğuğa ve sıcağa uyum yapmış türlerin karışmasın kolaylaştırma eğilimindedir.
Palearktik, Oriyental ve Etopya bölgelerinin aslında sürekli bir kara kütlesi oluşturduğu açıktır; ancak, Palearktik bölgenin niçin aynı kara kütlesinin parçası olarak düşünüldüğünü merak edebilirsiniz. Yanıt, Kuzey Amerika ve Avrasya’nın, jeolojik tarihlerinin büyük bir bölümünde birbirine bağlanmış olmalarıdır.
Atlantik oluştukça, ayrıldıktan sonra bile, Alaska ve Sibirya arasındaki Sibirya kara köprüsü bir bağlantı sağlamıştır; bu köprünün bir bölümü şimdi sular altındadır. Sibirya ve Alaska’nın ikliminin çok sert olması nedeniyle, birçok organizmanın bölgede bu köprüyü kullanmasını beklemeyebilirsiniz; ancak bugünkü koşullar yanıltıcıdır. Birçok ılıman hatta subtropikal bitki ve hayvan türlerinin fosilleri Alaska’da boldur. Gerçekten, tüm kanıtlar Asya ve Kuzey Amerika arasında Sibirya kara köprüsü yoluyla böyle geçişlerin var olduğunu göstermektedir. İnsanoğlu bu köprüyü ilk kez, 50.000 yıl kadar önce geçmiştir.
Nearktik ve Palearktik bölgeler, biyolojik olarak çok benzer olduklarından birçok biyolog tarafından, Holoarktik denilen tek bir bölge olarak görülmektedir.
Büyük kara kütlelerinin ve onların değişen iklimlerinin tarihi, türlerin bugünkü yayılış özelliklerini açıklamaya yardım eder. Güney Amerika’da, Afrika’da ve Güney Asya’da yayılış gösteren bir türü düşünelim.
Eğer bu tür çok eski kökenli bir hayvan grubuna dahil ise, örneğin hamam böcekleri, bu türün dağılımı, türün eski Gondwana süper kıtasında ortaya çıktığını ve bu kaymadan sonra Güney Amerika, Afrika, Hindistan’da yaşamını sürdürdüğüne işaret edebilir. Ancak türler, Gondwana karası koptuktan sonra ortaya çıkan günümüz memeli ve kuş familyalarının çoğunluğunda olduğu gibi, daha yeni ortaya çıkmış gruplara dahil ise, türün ya Kuzey Atlantik veya Sibirya kara köprüleri aracı lığıyla Yeni Dünya ve Eski Dünya arasında ve Orta Amerika yoluyla Kuzey ve Güney Amerika arasında hareket ettikleri ve daha sonra iklimsel değişikler veya şiddetli rekabet nedeniyle kuzeyde ortadan kalktıkları varsayılabilir. Fosil kayıtları, böyle dağılım şeklinin kuzey kıtalarıyla, güneydeki bölgeler arasında tekrar tekrar gerçekleştiğini göstermektedir. Örneğin, bugün Güney Amerika (larna, alpakas, vikunya), Kuzey Afrika ve Orta Asya’da yaşayan deve familyası üyeleri, fosil kanıtlara göre ilk kez Kuzey Amerika’da ortaya çıkmışlar. Orta Amerika yoluyla Güney Amerika’ya, Sibirya yolu ile Eski Dünya’ya yayılmışlar ve daha sonra Kuzey Amerika’da yok olmuşlardır; sonuç, bugün gördüğümüz ayrı dağılımdır.

Kaynakça:
https://www.sciencedirect.com

Yazar: Taner Tunç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here